Maduro'nun Kanseri

05 Oca 2026 - 11:36 YAYINLANMA

Bugün sayfanın üstüne kalın bir başlık atıldı: 3 Ocak 2026’da ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri operasyonla Nicolás Maduro ve eşini ele geçirip ülke dışına çıkardığı bildirildi; Donald Trump da ABD’nin Venezuela’nın petrol endüstrisinde “çok güçlü biçimde” yer alacağını söyledi.

Bu tür anlar, “Maduro edebiyatı” diye küçümsenen mağduriyet anlatılarının da sınandığı anlardır! Halkın yoksulluğu, göçü, ilaçsızlığı; bir yanda “dış güçler” retoriğiyle süslenir, öte yanda iktidar, petrol rantını iktidarını uzatmak için oksijen gibi kullanır. Dışarıda ise büyük oyuncular, ilkelerden çok çıkarların diliyle konuşur: Bir gün “izolasyon”, ertesi gün “istisna lisansı”, sonra “geçişi yönetme” söylemi…

Nitekim ABD’nin Venezuela petrolüne dair yaptırımlarında, dönem dönem “seçilmiş istisnalar” ve şirket bazlı izinler tartışma konusu oldu; Reuters, 2025 sonunda Chevron için bir “carve-out / özel lisans” çerçevesinden söz ediyordu. ABD Hazine Bakanlığı da 31 Aralık 2025’te, Maduro yönetimi adına yaptırım delmeye katkı verdiğini söylediği bazı petrol ticareti ağlarını hedef alan yeni yaptırımlar açıkladı. Buradan uluslara düşen dersler var!

Öz kaynağını, kurumları sağlamlaştırmadan “tek adam rejiminin kasasına” bağlarsan, o kaynak bir gün seni “kalkındıran nimet” olmaktan çıkar; içeride iktidarı besleyen, dışarıda pazarlık masasında ülkeyi zayıflatan bir stratejik kırılganlık hâline gelir. Şimdi gelelim biyolojiye. Çünkü bu hikâye, kanser biyolojisinin bazı temel mekanizmalarıyla ürkütücü biçimde benzeşiyor. Kanser, tek bir hücrenin “kontrol dışı büyüme” kararıyla başlar; ama tek başına büyüyemez. Büyümek için besin ister, alan ister, damar ister. Bu yüzden tümörler, çevre dokudan sinyal çalıp anjiyogenez (yeni damar oluşumu) tetikler:

Kendisine kan taşıyacak yollar açtırır.Venezuela benzetmesinde petrol rantı, rejimin anjiyogenezidir: Patronaj ağlarını, sadakat satın almayı, güvenlik aparatını, propagandayı besleyen damarlar… Damar genişledikçe sistem, daha çok besin ister; besin arttıkça damar daha da büyür. Kısır döngü budur. İkinci kritik nokta immün kaçıştır: Kanser, bağışıklık sisteminin tanıma ve temizleme mekanizmalarını bozar; ya kendini gizler ya da denetimi felç eder. Politik karşılığı, denetim kurumlarının işlevsizleşmesi ve toplumun eleştirel reflekslerinin “ihanet” etiketiyle baskılanmasıdır. Bağışıklık sistemi çökünce, sağlıklı hücreler bile “normal” olanın ne olduğunu unutur: Yolsuzluk sıradanlaşır, liyakat “lüzumsuz lüks”e dönüşür, hukuk “şekli” bir dekor olur. 

Üçüncü nokta metastaz: Tümör, bulunduğu yerle yetinmez; damar ve lenf yollarını kullanıp başka organlara yayılır. Petro-devletlerde metastaz, yalnız ekonominin tek sektöre kilitlenmesi değildir; aklın ve dilin de yayılmasıdır: Her mesele petrol etrafında döner, her ittifak petrol üzerinden kurulur, her kriz petrol üzerinden yönetilir. Zihin, tek bir moleküle bağımlı kalır; çeşitlilik kaybolur; sistem, bir organın (petrolün) çalışmasına mahkûm hâle gelir.

Peki “sırtı sıvazlanan akıllı adam” meselesi? Rejimler, dışarıdan bazen “pragmatik ortak”, bazen “kaçınılmaz muhatap” olarak cilalanır; çünkü petrol, diplomasiyi hızlı yaşlandıran bir maddedir. Ama kanser biyolojisi bir şeyi daha öğretir: Sistem bir noktada toleransını kaybeder. Tümör, çevresini öyle bozar ki artık “idare edilebilir” olmaktan çıkar; çatışma görünür olur; cerrahi masaya yatırılır.

Bugün Venezuela üzerinden konuşulan, tam da bu “tolerans eşiğinin” aşılmasıdır—kimine göre hukuk dışı bir müdahale, kimine göre rejimin kaçınılmaz sonu. Ders şudur! Bir ülkeyi sömürüye açık hâle getiren şey, yalnız dışarısı değil; içeride kurumsuzluk ve hesap vermezliktir. Petrol, bir ülkeyi zengin edebilir; ama aynı petrol, kurumsuz bir düzende tümörün besini olur. Ve dünya düzeni, ne kadar “ahlak” konuşsa da çoğu zaman en hızlı refleksi, damar nerede akıyorsa oraya verir. Ülke elinden gider…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: