Epstein Anatomisi
19 Şub 2026 - 16:01
YAYINLANMA
Epstein Olayı bir “skandal” değil; toplumun dolaşım sistemine karışmış bir toksin gibi işleyen güç anatomisi.
Bir beden düşün: damarlarında prestij akıyor, sinirlerinde korku dolaşıyor, bağışıklık sistemi ise yanlış hedefe saldıracak şekilde şaşırtılmış.
Bu yüzden mesele “bir adam ne yaptı?” değil; “hangi kurumlar, hangi çevreler, hangi suskunluklar bu yapıyı yaşattı?” sorusu.
Çünkü böyle vakalarda suç, tek bir elde değil—bir ekosistemde çoğalır.
Politika bu ekosistemin yönetim katı: Kriz çıktığında şeffaflık üretmekten çok sis üretir; dosyalar bilgi olmaktan çıkar, pazarlık nesnesine döner.
İsimler dolaşır ama hakikat çoğu zaman oksijensiz bırakılır; “karmaşık” denip kenara itilir.
Bu, adaletin mahkemeden önce itibar koridorlarında kaybolduğu an’dır: PR, gerçeğin önüne geçer; kurumlar “bilmiyorduk” diyerek kendi sinir uçlarını uyuşturur; toplum ise yorgun hafızasıyla bir süre sonra “zaten herkes…” diyerek bağışıklığını tamamen düşürür.
Bu tür olaylar bitince bitmez—dokuda iz, kurumda alışkanlık, toplumda normalleşme bırakır.
Kurbanın acısı “dedikodu”ya indirgenirken, failin çevresi “yanlış anlaşılma”yla sterilize edilir.
Epstein Olayı, modern çağın karanlık dersi var mı?
Alınacak mı? Güç, yalnızca hükmetmez; gerçeğin hızını da kontrol eder.
Eğer bir toplum, hakikati geciktirmeyi “yönetim” sanıyorsa, aslında kendi bedenine kronik bir hastalığı kalıcılaştırıyordur.
Adalet, makyaj değil; ameliyattır—acıtınca kaçmayacak bir cesaret ister.
Ve cerrah bir toplum!
