Denizenleşme Çağı Geliyor mu?

22 Oca 2026 - 19:18 YAYINLANMA
Denizen deyince “deniz” gelir aklıma. Deniz deyince “korsan” …
Birbirine bağlı konular aslen.. Korsanlık dönemi, yalnızca gemilere saldırılan bir çağ değildi; hukukun ufkun gerisinde kaldığı, haritaların “boşluk” diye yazdığı yerlere en hızlı gidenin kural koyduğu bir düzen denemesiydi.
Bugün dünyanın “denizenleşmesi” de buna benziyor: vatandaşlık gibi sağlam, kurumsal bir kimlikten çok; geçici, koşullu, pazarlıkla alınan bir “orada bulunma hakkı” yayılıyor. Yani insan, bir ülkenin yurttaşı olmaktan ziyade; bir platformun kullanıcısı, bir şirketin müşterisi, bir sistemin “izinli misafiri” gibi yaşıyor. Korsanlar, devletin bayrağıyla devlet dışı şiddetin iç içe geçtiği gri bir ekonomide çalışırdı. Privateer denen “ruhsatlı korsan” devlet adına yağmalar, ganimetin payını öderdi; böylece suç ile siyaset arasında bir tür sözleşme kurulurdu. Bugün de benzer bir sözleşme iklimi var: Güç, tek bir merkezde değil; devletlerin, şirketlerin, güvenlik ağlarının, veri sahiplerinin arasında dolaşan bir lisans diliyle işliyor. Bir yerde banka hesabın “uyum” gerekçesiyle donar, başka bir yerde algoritma seni görünmez kılar; pasaport değil, profilin konuşur. Korsanlıkta geminin adını bilmek yetmezdi—hangi sularda, kimin izniyle, kimin himayesinde yüzdüğün belirleyiciydi. Şimdi de birey, şehir, kurum… herkes bir tür “himaye” arıyor: sponsor, ağ, abonelik, kredi skoru, referans, takipçi. Denizenleşen dünya; liman kentlerinin dünyası gibi. Liman kentinde kalabalık çoktur ama aidiyet seyrektir: herkes gelir, herkes gider, herkes bir süreliğine “yerleşik yabancı” olur. 
Bugün şehirler, dijital limanlara dönüştü. Kimi “remote” çalışarak ülke sınırlarını aşar; kimi savaş ve iklimle sınırların dışına itilir; kimi de aynı şehirde, aynı mahallede, hukuken içeride ama fiilen dışarıda yaşar. Korsanlık çağında en kıymetli şey kargo değil, rotaydı. Şimdi de en kıymetli şey maden değil, akış: para akışı, veri akışı, tedarik akışı, göç akışı, dikkat akışı. Akışı kontrol eden, denizi kontrol eder. Bir de dilin değişimi var: vatandaş “hak” der, denizen “erişim” der. Hak, kalıcıdır; erişim, iptal edilebilir. Hak, siyaset ister; erişim, sözleşme ister. Bugünün insanı çoğu zaman sandığa değil, “kabul ediyorum” kutusuna basar. Korsan gemisinde kurallar vardı ama yazılı anayasa yoktu; disiplin vardı ama meşruiyet hep tartışmalıydı. Denizenleşen dünyada da düzen var ama adalet duygusu sürekli dalgalı: her şey çalışıyor gibi görünür, fakat bir anda “hesabınız askıya alındı” cümlesiyle varlığın askıya alınabilir. Ve yine de, korsanlık çağının bir başka gerçeği şuydu: Denizde hayatta kalmak için dayanışma gerekiyordu. Mürettebat paylaşımla ayakta durur; harita bilgisi, rüzgâr okuması, nöbet, bakım, tamir… ortak emekti.
Bugünün denizenleri için de aynı ders geçerli: Dağılan aidiyeti, küçük ama gerçek topluluklar toparlar. Mahalle dayanışması, meslek birlikleri, etik ağlar, kültürel köprüler… Bunlar “vatandaşlık” kadar görkemli olmayabilir; ama denizde pusula bazen görkemden daha değerlidir. Denizenleşen dünya korsanlık çağına benziyor; çünkü sınırlar var ama geçirgen, kurallar var ama pazarlıklı, güç var ama çok merkezli. Ve çünkü hepimiz, bir bakıma, aynı soruda mutabıkız? Bu sularda kim gerçekten güvende—ve güvenlik dediğimiz şey, hak mı, yoksa geçici bir izin mi?
 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: