İnsan Acı Çekerken Dünya'nın Durduğunu Sanır
İnsan acı çekerken zamanın durduğunu sanır; ama dünya, en kişisel yıkımın ortasında bile sessizce akmayı sürdürür. Ne acımasızca… Ama acı da geçiciyse...
Herakleitos’un nehrinden beri bildiğimiz şey budur: hiçbir an yerinde kalmaz.
Acı da kalmaz, sevinç de, insan da aynı insan olarak kalmaz.
Gelin erkek egemen size geçiciliği anlatayım..
Okuduklarımdan özetler gibi olacak ama konu.. konu da geçici.. :))
Durkheim’ın gördüğü gibi, birey yalnız kendi ruhuyla değil, toplumun ritmiyle de yaşar. Sabah olur, otobüs geçer, fırın açılır, çocuklar okula gider.
Hayatın gündelik düzeni, bazen kırılmış insana neredeyse zalim görünür.
Ama belki de tam orada gizli bir merhamet vardır: dünya dönmeye devam ettiği için, insan da bir gün yeniden ona karışabilir.
Yok olması doğal gibi..
Bauman’ın akışkan modernitesinde hiçbir şey uzun süre sabit kalmaz; ilişkiler, kimlikler, bağlılıklar, hatta yas biçimleri bile çözülür, yer değiştirir.
Bu çağda “life goes on” biraz da şunu söyler: tutunacak şeyler azalır, ama akış durmaz. İnsan, kalıcılığı değil, geçiciliğin içinde ayakta kalmayı öğrenir.
Byung-Chul Han — en sevdiğim; o ise bugünün insanının acıyı bile hızla aşması gereken bir performans öznesine dönüştüğünü anlatır.
Yas kısa sürmeli, kırılganlık görünmemeli, hayat hemen normale dönmelidir.
Oysa bazı yaralar çabuk kapanmaz.
Hayat devam eder, evet; ama insan bazen kendi içinden geçerek, eksilerek, ağırlaşarak devam eder.
Gelelim Bourdieu’ye..
Onun dünyasında ise hayat yalnızca bireysel irade değil, alışkanlıkların, sınıfın, çevrenin, görünmez yapıların içinden akar.
Yani devam eden sadece “hayat” değildir; bizi taşıyan, sınırlayan, biçimlendiren toplumsal dünya da bizimle birlikte yürür.
İnsan bazen kendi gücüyle değil, alışkanlıklarının ve gündelik düzeninin omurgasıyla hayatta kalır.
Velhasılı.. Bu yüzden “life goes on” basit bir teselli değildir.
Bir kader cümlesi de değildir. İnsan kırılır. Zaman akar. Toplum susmaz; sadece yoluna devam eder. Ve bir gün, insan da kendi acısının içinden geçip o akışa yeniden katılır. ,
Belki hayatın en büyük sırrı bu..
Hiçbir şey tamamen kalmaz. Ama hiçbir şey tamamen kaybolmaz da.
İnsan değişir, derinleşir, susar, yeniden yürür.
Ve belki.. Ve hayat, tam da o yürüyüşün adıdır.