Şefkatin Sınır Polisi Kim?
Bosch Türkiye’nin Anneler Günü için yayınladığı “Tam bi’ anne hikayesi” reklamı, evcil hayvan sahipliği ile annelik duygusunu aynı duygusal düzlemde kurduğu için tartışma yarattı.
Reklamda “çocuk” gibi anlatılan varlığın aslında bir evcil hayvan olduğunun anlaşılması, bazı kesimlerce “annelik kavramının değersizleştirilmesi” olarak yorumlandı; firma reklamı gelen tepkiler sonrası geri çekti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıklamaları ve RTÜK incelemesi de tartışmayı yalnızca reklam estetiğinden çıkarıp aile, nüfus, annelik ve kültürel normlar alanına taşıdı.
Ve … Neydi dert?
Aslında burada tartışılan şey yalnızca bir köpek ya da bir reklam değildir.
Peki neydi?
Toplum, annelik kelimesinin sınırlarını kim belirleyecek?
Biyoloji mi?
Devlet mi?
Kültür mü?
Din mi?
Piyasa mı?
Yoksa bakım emeğinin kendisi mi?
Modern kent insanı için hayvan, artık sadece “beslenen canlı” değildir.
Evde bekleyen, hastalanan, sevinen, korkan, rutin isteyen, duygusal bağ kuran bir varlıktır.
Özellikle yalnızlaşan şehir hayatında hayvan, bazen evin sessiz çocuğu, bazen arkadaş, bazen de insanın bakım verme kapasitesini yeniden keşfettiği canlı bir aynadır.
Burada çok bilinmeyen ama önemli bir sosyolog olan David H. J. Morgan işe yarar.
Morgan’ın “family practices” yani aile pratikleri kavramı, aileyi yalnızca kan bağıyla tanımlamaz; aileyi, gündelik olarak yapılan şeyler üzerinden düşünür.
Yani aile, sadece “olunan” bir şey değil, aynı zamanda yapılan bir şeydir: beslemek, beklemek, korumak, ilaç vermek, endişelenmek, evin ritmini ona göre düzenlemek.
Morgan’ın yaklaşımı, aileyi sabit bir kurumdan çok gündelik bakım ve ilişki pratikleriyle kurulan canlı bir alan olarak okur.
Bu gözle bakınca Bosch reklamındaki mesele daha sosyolojik hale gelir.
Reklam, “hayvan anneliği biyolojik annelikle aynıdır” demekten çok, şunu ima eder: Bakım emeği de bir akrabalık dili üretir.
Bu, herkesin kabul etmek zorunda olduğu bir tanım değildir; ama sosyolojik olarak yok sayılamaz.
Eleştirilerin şiddeti de buradan gelir.
Çünkü annelik, Türkiye gibi aile kavramının güçlü sembolik değer taşıdığı toplumlarda yalnızca kişisel bir duygu değildir; aynı zamanda ahlaki, politik ve kültürel bir makamdır.
Annelik, kutsallıkla çevrelendiğinde, kelimenin başka ilişkilere açılması bazıları tarafından “sınır ihlali” gibi algılanır.
Oysa reklamın yaptığı şey, anneliği yok etmek değil; bakımın başka canlılara doğru genişleyebileceğini göstermektir.
Bu noktada mesele “köpek çocuk mudur?” gibi basit bir soruya indirgenemez.
Ya da..
Bir canlıya emek vermek, onu aile alanına dahil eder mi?
Sosyolojik yanıtım??
Her zaman hukuken değil, her zaman biyolojik olarak değil; ama gündelik pratikler düzeyinde evet, edebilir.
Çünkü aile sadece soy ağacı değildir.
Aile bazen mama kabının yerini bilmek, veteriner randevusunu unutmamak, gece nefesini dinlemek, korktuğunda yanına oturmaktır.
Bosch reklamına gelen tepki, aslında Türkiye’de “şefkatin meşru adresi” üzerine bir tartışmadır.
Kimlere anne denebilir?
Kimler aile sayılabilir?
Hangi sevgi makbul, hangisi aşırı, hangisi “Batılılaşmış”, hangisi “aile karşıtı” kabul edilir?
Reklam burada bir ürün satmaktan çok, toplumun sinir uçlarına dokunmuştur.
Sonuçta hayvan bakımındaki annelik, biyolojik anneliğin yerine geçmek zorunda değildir.
Onunla yarışmak zorunda da değildir.
Annelik yalnızca doğurmak değil, kırılgan bir varlığın hayatını kendi hayatının içine almaktır.
Belki de bu yüzden reklam bu kadar tartışıldı.
Çünkü bir köpeğin üzerinden, toplum kendi aile korkularını, nüfus kaygılarını, modernleşme endişelerini ve kadınlık/annelik sınırlarını tartıştı.
Ve reklam istediğini de yaptı!
Yayından kaldırılsa da :)) Sorular reklamdan büyük kaldı!!
Kime “Anne” diyelim ? Şevkatin Polisi kim?