Seda Sayan ile Zygmunt Bauman Birlikteliği
Akışkan Modernitenin Sabah Kuşağı Zygmunt Bauman, modern dünyanın artık katı kurumlar, kalıcı ilişkiler ve sabit kimlikler üzerinden değil; belirsizlik, hız, tüketim ve sürekli değişen bağlar üzerinden işlediğini anlatır.
Onun “akışkan modernite” kavramı, işin, aşkın, ailenin, kimliğin ve güven duygusunun eski sağlam biçimlerini kaybettiğini söyler.
Polity’nin Liquid Modernity tanıtımı da Bauman’ın “ağır/katı moderniteden” “hafif/akışkan” moderniteye geçişi incelediğini söyler..
Biz de söylüyoruz…

Seda Sayan ile..
O bu teorinin akademik dilde değil, gündüz kuşağı diliyle görünür olduğu figürlerden biri..
Şarkıcı, oyuncu ve televizyon programı sunucusu olarak popüler kültürde uzun süredir var olan Seda Sayan, özellikle evlilik, ilişki, aile, gündelik hayat ve kadınlık rolleri etrafında kurulan televizyon sahnesinin güçlü yüzlerinden…
Bauman şey der; Modern insan artık hayatını güvenli kurumların içinde yaşamaz; sürekli seçim yapmak, kendini güncellemek, ilişkilerini yenilemek, görünür olmak ve piyasada “tercih edilebilir” kalmak zorundadır.
Tüketim toplumunda neredeyse her şey bir seçim meselesine dönüşür; hatta seçmek zorunda olmak bile bir tür baskıdır. Seda Sayan’ın televizyon dünyasında gördüğümüz şey de bu değil mi?
Aşk seçilir, eş seçilir, imaj seçilir, gençlik seçilir, estetik seçilir, hayat tarzı seçilir.
İnsan yalnızca yaşamaz; kendini sunar.
Kadınlık, erkeklik, evlilik, güzellik, yaş almak, arzu edilmek ve toplum içinde makbul görünmek sürekli yeniden pazarlanır.
Bauman teoride “katı bağların çözülmesini” anlatır.
Seda Sayan sahnede bunun melodramını gösterir.
Bauman, modern ilişkilerin daha kırılgan, geçici ve tüketim mantığına yakın hâle geldiğini söyler.
Seda Sayan’ın temsil ettiği televizyon evreninde ise ilişki yalnızca özel bir duygu değil; kamuya açık bir performanstır.
Aşk artık iki kişi arasında kalmaz; stüdyoda, ekranda, sosyal medyada, yorumlarda ve reytingde yaşar.
Bu noktada Seda Sayan, Türkiye’de sadece bir magazin figürü değildir; akışkan modernitenin halk diliyle konuşan ekran yüzüdür.
Bauman “modern birey yalnızlaştı” der.
Seda Sayan ekranı ise o yalnızlığı kalabalık içinde tedavi etmeye çalışır: adaylar gelir, konuşur, ağlar, güler, evlenmek ister, terk edilir, yeniden başlar.
Yani bireyin özel krizi kamusal eğlenceye dönüşür.
Ama Türkiye farkı burada başlar.
Bauman’ın anlattığı Avrupa merkezli akışkan modernitede birey daha atomize, daha yalnız, daha bireyseldir.
Seda Sayan’ın televizyon dünyasında ise birey hâlâ aile, mahalle, gelenek, namus, yaş, cinsiyet ve toplum onayıyla çevrilidir.
Türkiye’de “ben ne istiyorum?” sorusu hâlâ “el âlem ne der?”, “aile kabul eder mi?”, “kadına yakışır mı?”, “erkek adam böyle yapar mı?” sorularıyla birlikte yürür.
Bu yüzden Bauman’ın akışkan modernitesi Türkiye’de tamamen bireysel bir özgürlük hikâyesi olmaz; daha çok gelenekle piyasa arasında sıkışmış bir arzu rejimi olur.
Seda Sayan’ın sahnesinde modernlik vardır: kamera, makyaj, estetik, televizyon, sosyal medya, popüler şöhret.
Ama aynı sahnede gelenek de vardır: evlilik, aile, sadakat, yaş farkı, kadınlık terbiyesi, erkeklik beklentisi.
Akademik çalışmalar da Türkiye’de gündüz kuşağı programlarının kültürel kimlikleri, toplumsal cinsiyet rollerini ve normatif aile anlatılarını yeniden ürettiğini tartışır; Seda Sayan’ın programları bu bağlamda özellikle “güçlü bir televizyon imparatorluğu” ve gündüz kuşağı kadın izleyiciliği üzerinden incelenmiş..
Sonuçlar bu iki kişinin çok güzel aşk yaşayabileceğine kani..
Bourdieu ile söylersek, Seda Sayan’ın sahnesi “popüler kültürel sermaye” üretir.
Bauman’ın anlattığı tüketici birey burada kendini yalnızca ürünlerle değil, görünüşle, ilişki biçimiyle, evlilik ihtimaliyle, genç kalma çabasıyla ve televizyonda tanınabilir olma arzusuyla kurar.
Kısacası, Bauman teorisini yazar.
Seda Sayan o teorinin sabah kuşağı versiyonunu oynatır.