Koltuk Değil, Güven Sınanır
Bir insanın geçmişi hakkında ciddi iddialar, tartışmalar ve cevap bekleyen sorular varsa, yapılması gereken onu makamından dolayı daha da büyütmek değil; önce o sorulara cevap aramaktır. Bir oda, birlik ya da herhangi bir meslek kuruluşunda başkanlık koltuğuna oturması, onu otomatik olarak itibarlı veya siyasette dikkate alınması gereken bir isim haline getirmez.
Asıl mesele koltuğun kendisi değil, o koltuğa gelene kadar nasıl bir geçmişe sahip olduğudur.
Kendi camiasında hakkında yıllardır çeşitli iddialar ve tartışmalarla anılan hakkında farklı iddialar bulunan ve çalışma arkadaşları ve çevresindeki insanlarla yaşadığı öne sürülen anlaşmazlıklarla gündeme gelen bir kişinin, yalnızca bir makamın sahibi oldu diye kamuoyunda farklı bir itibara taşınması doğru değildir.
Hele ki bu eğitim geçmişi ile ilgili verdiği beyanlar ve bazı hukuki süreçlerde ortaya atılan iddialar konusunda soru işaretleri varsa, burada yapılması gereken alkışlamak değildir.
Çünkü kamuoyu şunu bilmek zorunda.
Bir insanın öz geçmişi gerçekten anlattığı gibimidir? Yoksa tersi gibi midir? Bir yere gelmek için kapısından geçmediği üniversitenin mezunu olduğunu, bir yere seçilmek için ünüversite mezunu oldugunu söylemesi, hatta mahkemede dahi eğitim durumu sorulduğunda üniversite mezunu olduğunu beyan etmesi:
Hakkındaki iddiaların hangisi gerçektir, hangisi değildir? Kendisini eleştiren insanlarla neden sürekli karşı karşıya gelmiştir? En önemlisi de temsil ettiği camia kendisinden gerçekten memnunmudur? Bu kurumu iddia edildiği gibi ikbaline basamak yapmışmıdır? Yoksa sektör mensuplarına herhangi bir katkısı olmuşmudur?.
Bu soruları sormak kimseye düşmanlık yapmak değildir. Tam tersine, kamu adına görev yapan veya kamuoyunda siyasi karşılık arayan herkes için hesap verebilirliğin gereğidir.
Bende yıllarca başkanlık yaptım; bir sanayici oldugum halde bu çarpık düzene tepki yüzünden “45 senedir kamuoyunu bilgilendirme adına yazıyor ve televizyonlarda konuşuyorum
Bir kişinin oda başkanı, birlik başkanı veya herhangi bir meslek kuruluşunun yöneticisi olması elbet değerlidir. Ancak makam, geçmişteki iddiaları yapılan entrikaları ortadan kaldıran bir temizlik bezi değildir.
Makam mı insanı aklıyor, yoksa insan mı makamı itibarlı hale getiriyor?
Dahada vahim olan ve önemli konu. Kalkınma ajansından alınıp sektör adına hiç bir uygulama yapılmayan milyonların hesabının sorulmaması; o günler dünyanın en iyi insanı diyerek gece gündüz methiyeler düzdüğü Birliğin başkanı aynı zamanda İzmir kalkınma ajansı yöneticisi olan Zekeriya Mutlu’ya, kendisini üniversite mezunu olarak lanse edip birliğin disiplin kuruluna seçtirmişti, sonrası malum!. Mutlu’nun o günler İzmir Kalkınma Ajansı’nın yönetiminde olması nedeniyle kıytırık, uygulanmayacak bir sözde proje için, verdirdiği ve hiç edilen “20 “ milyona yakın para? O Gün projeden sorumlu başkan vekili, bazı yönetici ve okul müdürü ölmediler ve saglar.
O gün ve bugün söz konusu alınan tüyü bitmediğinin parasının nasıl kullanıldığının hesabı sorulmayıp, bugün, vizyonsuz bazı siyasetcilerin söz konusu her partili şahsı büyütmesi ve makamına bakılarak İzmirKalkınma Ajansı’nın yönetimine getirilmesidir. Koltuk geçmişi aklamaz. Unvan gerçeğin yerine geçmez. Bu sözüm kurucusu olduğum ve üç dönem başkanlık divanında görev yaptığım hala bir mensubu olmaktan da gurur duyduğum Adalet ve kalkınma partisinin İzmir teşkilatlarındaki bazı çapsızlaradır, teşkilat mensup ve vekillerinedir.
Buradan Sayın yiğit İçişleri ve Adalet bakanlarım’a da sesleniyorum... Allah sizlere güç kuvvet versin, ömrünüz uzun olsun, sizler kamu görevinden geldiniz, bırakın siyaset cambazlarını...
Bu teşkilatlar evrak işlem, zorunlu aidat adı altında, neredeyse bir bakanlığın bütcesine eş değer para toplar, 100-200 bin liraya yakın maaş alırlar, ayrıca dört idareciliği iş edinmiş zevki sefa toplantıları yat kat gezileri yapar, yenilir içilir, toplanan bu paralardan ne devlete ne millette bir katkı olmaz.
Bu kurumlar A.Partinin arka bahçesi görünür, B. Partinin ön bahçesi görünür işi götürür. İdarecilerin bir çoğu da her partilidir, aynen yazıma konu olan kişi gibi.
Ben 16 sene oda başkanlığı, 13 sene federasyon B. Vekilliği 4 sene de Birlik yöneticiliği yaptım hizmet yerine dile getirdiğim ve bire bir şahit olduğum olumsuzluklara karşı savaştım.
Bu ülkede sorun sadece belediyeler de yaşanmıyor, kamu nitelikli bu kurumlar da en az belediyeler de olduğu kadar entrikalar yapılıyor ve bazı idareciler bu kurumları özel şirket gibi kullanılıyor.
Koltuk geçmişi aklamaz. Unvanda gerçeğin yerine geçmez.
Kendi camiasında yıllardır çeşitli tartışmalarla anılan, hakkında farklı iddialar bulunan ve eğitim geçmişinden bazı hukuki süreçlerdeki beyanlarına kadar kamuoyunun cevap beklediği konular olan bir kişiyi, yalnızca oda veya birlik başkanı oldu diye kurucusu olduğum partinin bazı siyasetçileri tarafından özel bir ilgiyle karşılanması kamu görevlileriyle yan yana getirilmesi ve adeta itibarı tartışılmaz ve hesap sorulmaz bir isim gibi sunulması bırakın siyasileri kamuoyu meselesidir.
Çünkü makam sahibi olmak başka, güvenilir olmak başka.
Siyaset yalnızca kürsüye çıkıp konuşmak, düğünde dernekte boy göstermek değildir. Siyaset, önce kamuoyunu ilgilendiren konuların üzerine giderek halka güven vermektir. Güven ise reklamla, ünvanla ve çevrede oluşturulan algıyla değil; geçmişteki davranışlarla, dürüstlükle ve şeffaflıkla kazanılır.
Partiye katkısıyla değil, partiyle kimlik kazanarak bir yere gelen burnu kaf dagında olan bazı milletvekili ve teşkilat mensuplarına “ sözüm size“ diyorum! ki “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner!”
Ben burada kimsenin mahkum edilmesini istediğim filan yok, burada siyasi görüş önemli değil, ister babam isterse kardeşim olsun, iddia varsa araştırılsın, yanlış varsa hesabı sorulsun, cevapsız kalan ciddi soru işaretlerinin üzeri de “başkanlık unvanıyla örtülmesin.
Bugün birilerini yalnızca sahip olduğu koltuk üzerinden değerlendirmek, yarın aynı koltuğun arkasına saklanan yanlışları görmezden gelmek anlamına gelir.
Benim derdim kişiyle değil; ölçünün kaybolmasıyla. Ahlakın bozulmasıyla...Kim olursa olsun, hangi siyasi görüşten gelirse gelsin, hangi makamda oturursa otursun. Şaibe varsa araştırılmalı, iddia varsa cevaplanmalı. Çünkü bu ülkede makamlar geçici, isimler geçici, siyasi rüzgarlar da geçicidir.
Bir koltuğa oturmak başarı olabilir, ama koltuğun hakkını vermek ise karakter meselesidir. Koltuğa oturan herkes görevini laikiyle yapacak. Ömrünün baharında bu ülke için şahadete kavuşan yiğitler Ali- Veli Tahsin Güzel saltanat sürsün kamu imkanlarıyla zevki sefada olsun diye şehit olmadılar. Ben kamu görevinden gelen bakanlarıma güveniyorum ahbap çavuş ilişkisinin tarih olacağına inanıyorum; yolları açık olsun...