Muhalefet nedir? Bir parti mi, yoksa bir blok mu?
Demokrasilerde muhalefet, sistemin sigortasıdır. İktidarın yanlışını düzeltmek, doğrusunu takdir etmek ve eksik kalan yerde alternatif üretmek için vardır. Bu rol, siyasal rekabetten öte bir sorumluluktur. Çünkü muhalefet yalnızca karşı çıkmak için değil, ülkeyi daha iyi yönetme iddiasını ortaya koymak için vardır.
Türkiye’de muhalefetin temel açmazı tam da burada başlıyor. “Karşı olmak” ile “alternatif olmak” arasındaki fark her zaman netleşmiyor. Eleştiri elbette yapılacaktır; hatta yapılmalıdır. Ancak eleştiri, somut bir programla desteklenmediğinde sadece tepki üretir. Ekonomide hangi model öneriliyor? Dış politikada hangi ilkesel çizgi savunuluyor? Güvenlik ve sosyal politikalarda nasıl bir yol haritası sunuluyor? Siyasetin ciddiyeti, bu sorulara verilen net cevaplarla ölçülür.
Bizim Manisa Tarzan’ının plan proje,ekonomi ve dış politika gibi bir derdi yok, tek derdi İmamoğlu’nu aklamak ikinci derdi Erdoğan’ı devirmek, gök kubbeyi tepesine yıkmak, kendisi gibi düşünmeyenleri yok saymak bunuda demokrasi adına yapmak.Yeni Dünya düzeni, bölgemizde yaşananlar onun derdi değil yani muhalefet yapmak değil muharebe yapmak ve halkı sokağa döküp ülkede kaos yaratmak.
Bu ülkenin temel hassasiyetleri vardır: adalet, hukuk ve milletin değer dünyası. İslam ahlakında kul hakkı esastır; devlet yönetiminde ise ölçü adalettir. Muhalefet, bu toplumsal zemini görmezden gelerek geniş bir karşılık üretemez. Eleştiri, değerlerle kavga ederek değil; yönetim anlayışını daha iyiye taşıma iddiasıyla anlam kazanır.
Hukuk çerçevesinde itiraz haktır. Demokratik tepki haktır. Fakat siyaset öfke diliyle sürdürüldüğünde toplum yorulur. Devleti zayıflatacak söylemler kısa vadede alkış getirebilir; Düşmanlarımızı mutlu edebilir ama uzun vadede güven kaybettirir. Oysa siyaset, güven inşa etme sanatıdır.
Muhalefet dediğin, milletin gerçek sorunlarına odaklanır. Esnafın hesabını bilir, gencin gelecek kaygısına çözüm üretir, emeklinin alım gücüne dair somut plan ortaya koyar. Slogan değil program, tepki değil teklif sunar.
Oysa bizim ana muhalefet oluşturduğu konforlu alanda “tuvalet terliğine” dahi oy verebileceğini söyleyen seçmeninden emin bir şekilde top çevirmekten başka bir marifeti yok. Erdoğan’a dolayısıyla Türkiye’ye karşı iç ve dış tüm atraksiyonları desteklemekten asla imtina etmiyor. Emekli maaşını fırsat bilip, TBMM’de nöbet tutar ama kaynağını nereden bulacağını söylemeden bas bas bağırır. Daha acı olanı ise muhalefetin bu haline hala pirim veren kitlesinin durumudur.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca güçlü bir iktidar değil; güçlü, tutarlı ve yapıcı bir muhalefettir. Çünkü demokrasi dengeyle ayakta durur.
Muhalefet, neye karşı olduğunu anlatmakla yetinmemeli; neyin yanında durduğunu açık ve cesur biçimde ortaya koymalıdır. Dilerim TBMM’ sini köy kahvesine çeviren bizim siyasetçiler aklını başına alır, hırslarına yenik düşmezler, Siyonist ve emperyalist güçlerin bölgemizde oynadıkları oyunları görürler, sıranın TÜRKİYE’ yede gelebileceğinin hesabını yaparlar.