Amaç İstikrar Bozmak Laiklik Bahane
Türkiye’de istikrar bozma adına zaman zaman çıkartılan bazı tartışmalar hep olmuştur, bunların ortaya çıkış biçimiyle değil zamanlaması önemlidir. Son günlerde gündem olan sözde aydın 168 kişinin imzasıyla yayımlanan ve “laiklik” ekseninde sunulan bu bildiride bunlardan biridir.
Bu ülkenin sosyolojik gerçeği açık: yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir toplumda laiklik tartışması, teorik bir hukuk meselesinden çok daha fazlasıdır. Çünkü burada mesele yalnızca devletin yapısı değil, toplumun inançla kurduğu ilişkinin nasıl çerçevelendiğidir.
Bu tür bildiriler çoğu zaman çözüm üretmekten ziyade yeni bir gerilim oluşturmaktadır. Eğer bir metin, toplumsal uzlaşıyı güçlendirmek yerine kutuplaşmayı derinleştiriyorsa, “niyet” kadar “zamanda” da sorgulanmalıdır. Türkiye de laiklik uzun yıllardır ya bir baskı aracı olarak ya da bir tehdit, korku unsuru olarak sunulmuş ve kullanılmıştır.
Bugün ortaya çıkan bu bildirinin dili ise dengeyi korumaktan uzak. Daha çok toplumu “anlayan” değil topluma yukarıdan bakan, kendi gibi düşünmeyenleri yok sayan, huzur ve istikrara dinamit koyan bir zihniyetin hareketidir. Sözde ilim bilim adamı, sanatçı ve kanaat önderin amacı bellidir, bunlar taşıdıkları sıfatı hak etmeyen zavallılar topluluğudur.
Bu tartışma gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğdu, yoksa bir ihtiyaç gibi mi sunuldu? Elbet ihtiyaç gibi sunuldu. Çünkü Türkiye’nin gündemi ekonomi, sorunları, güvenlik kaygıları, toplumsal huzur ve gelecek endişesi gibi somut başlıklar doluyken bir metin üzerinden koparılan bu fırtına laikliğin kendisi değil onun nasıl ve ne zaman gündeme getirildiğidir.
İmza atan isimlere bakıldığında ise başka bir soru daha ortaya çıkıyor. Aydın olmanın sorumluluğu nedir? Toplumu olumsuz konularda uyarmak mı, yoksa toplumu müşterek değerler üzerinde oyun oynayarak germek mi? Bizdeki bazı sözde aydınlar dün olduğu gibi günümüzde de toplumu germeye ülkeyi bölmeye çalışıyorlar, izlediğimiz eski filmleri tekrar devreye sokmaya çalışıyorlar, ama artık Türkiye eski Türkiye değil.
İşin siyasi boyutuna gelince. Ana muhalefet partisinin bu tür tartışmalardaki tutumu, en az bildirinin kendisi kadar problemli. Çünkü bir gün özgürlük vurgusu yaparken, ertesi gün bu tür metinlere mesafe koymayan bir çizgi izliyorlar. Siyaset reflekslerle değil tutarlılıkla yapılır. Laiklik üzerinden sürekli alarm vermek çözüm üretmez, muhalefet bu gündemin peşine takıldıkça da iktidara alternatif olmak hayal olur, bu ülkenin ihtiyacı korku metinleri üretmekle, halkı sokağa dökmekle değil, toplumu top yekûn kucaklamak ve güven vermekle olur.
Muhalefetin çöp bidonu konsada oy veririm diyen demirbaş oyu%20’dir laiklik üzerinden alarm vererek korku dünyası yaratarak toplumun değerlerini göz ardı ederse bırak iktidar olmayı oy almayı nal toplar…
Yöneticileri bir yandan milletin inancına, maneviyatına hakaretler edip saldırırken diğer yandan CHP’li belediyelerin Ramazan etkinlikleri, maneviyatı okşayan iltifatlarla 'Fitre/ Fidye Ver' kampanyaları tertiplemek iki yüzlülüktür. "Kabe'de hacılar hu der Allah" ilahisi söyleyen çocuklar laikliği bitiriyor, ama o çocukların anasından babasından fitre/fidye isterken laikliğe halel gelmiyor öyle mi? Yahu siz ne tutarsız bir topluluksunuz...
Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede, Ramazan’ı okulda huşu içinde yaşamak “gericilik” oluyor, Noel’i, sevgililer gününü ve cadılar bayramını kutlamak, çocuklara “direk dansı” yaptırmak çağdaşlık mı oluyor?
Değerli okuyucularım, CHP’nin 39. Olağan Kurultay'ında oylanan yeni parti programı taslağında “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” başlıklı bölümünde “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla mücadele” şeklinde bir vaadinin olduğunu biliyor musunuz?
Yani ilahi söyleyen çocukları gerici, çağdışı olarak yaftalayacaklar, ama -Allah kimsenin başına vermesin- cinsel sapkınlıkları olanları ise ifşa ve eleştirenlerle “mücadele” edeceklerini söylüyorlar.
Bu milleti İslam’dan s-o-ğ-u-t-a-m-a-y-a-c-a-k-s-ı-n-ı-z!