Çevremiz Yanıyor Ateş Çemberindeyiz
Dünya zor bir dönemden geçiyor. Haritalar değişiyor, ittifaklar değişiyor, güç dengeleri değişiyor... Uluslararası hukuk sözde savaşın bir sınırının olduğunu söylüyor. Şartlar ne olursa olsun, değişmemesi gerek İnsan hayatının dokunulmazlığından dem vuruyor. Cenevre sözleşmesine göre sivillerin, hastanelerin okulların, ibadethanelerin, yani savaşın tarafı olmayan herkesin ve her yerin korunması gerekir diyor, savaş sadece asker arasında olduğunu yazıyor. Külahıma anlatılması gereken bir fetva.
Ellerine geçirdikleri her fırsatta bize uluslararası hukuktan, insan haklarından bahseden AB ve ABD, Venezuela başkanının ülkesinden apar topar alınmasıyla bize ihraç etmeye çalıştıkları tüm uluslararası normları çiğnemişlerdir. İşte bu rahatlıktan hareketle istedikleri ülkenin sivil asker demeden her yerini pervasızca bombalıyorlar. Geçtiğimiz aylarda, İran’daki gösterilerde bir sivilin dahi ölmesi halinde müdahale edeceğini söyleyen ABD şu ana kadar İran’da kaç sivili katlettiğini acaba biliyor mu? Başkasına günah kendisine mübah mı? Evet mübah! Çünkü ABD’nin güvenliğinin karasal hiçbir sınırı yok. İçimizdeki öngörüsüz, çapsız siyasetçiler “ne işimiz var Libya’da, Somali’de”, “İsrail bize mi saldıracak” gibi ‘ezik’ psikolojisi içerisindeyken, elin ABD’si on bin kilometre ötesinde sınır güvenliğini tesis ediyor.
Dünya yine zor bir eşiğin önünde. Bir tarafta güvenlik gerekçesiyle sınır tanımayan operasyonlar, diğer tarafta bölgesel hesaplarla büyüyen gerilimler... Ama hangi gerekçe öne sürülürse sürülsün değişmeyen bir hakikat var: Sivil hayatın dokunulmazlığı. Uluslararası sözde hukuk bunun için yazılmış, Devletler zor zamanlarda aklını kaybetmesin öfke hukukun önüne geçmesin diye bu kurallar konulmuş.
Gücü hukuk yerine koyan devletler bu kurallara tabi değiller, insan hayatı derken de Müslüman olanlar kapsam dışı bırakılmış, İslam alemi aklını başına almalı kardeş kavgasını bırakıp iş birliği güç birliği yapmalı. Uluslararası hukuk, Cenevre Sözleşmesi boş laf! Bunlar Gazze’ de yaşananlar, sahibinin sesi ve Orta Doğu temsilcisi terör devleti İsrail ve Avrupa ülkeleri için yazılmış metinler.
Orta doğu yanıyor. Sınırlarımızın ötesinde krizler büyüyor. Gazze’de Lübnan’da Suriye’ de gerilim tırmanıyor. Orta Doğu bir kez daha ateş çemberine dönmüşken, bırakın İslam aleminin iş birliğini biz ne yapıyoruz? Ülke olarak siyasetçilerimize bakıyorum akıllarını başına almadıklarını görüyorum, maalesef gerçek gündem ile suni gündem arasında uçurum var.
Bugün mesele küçük siyasi hesaplar değildir. Bugün mesele ülkenin güvenliği, ekonomisi bölgesel istikrardır. Sınır hattımızın hemen yanında vekalet güçler hareketliyken, küresel güçler pozisyon alırken, enerji koridorları yeniden şekillenirken içeride kısır tartışmalarla vakit kaybediyoruz, gaflet içindeyiz. Siyaset elbet yapılacak. Eleştiri de yapılacak ama zamanın ruhu okunmadan yapılan siyaset sorumluluk değil; Savrulmaktır.
Devlet ciddiyeti polemik kaldırmaz. Türkiye sıradan bir ülke değil, Türkiye jeopolitik olarak kritik bir noktada duruyor. Karadeniz’den, Akdeniz’ den, Kafkasya’ dan Orta Doğu’ya kadar bir etki alanına sahip. Böylesi bir tabloda iç siyaseti suni krizlerle meşgul etmek, sadece iktidara ya da muhalefete zarar vermez doğrudan ülkemize zarar verir ve ağırlığını azaltır.
Siyaset makamı ciddiyet ister her mikrofon uzatıldığında konuşmak, her provokasyona öncülük yapmak, toplumu germek kamplara bölmek değildir, millet yangın varken dumanla oyalanan siyasetçiler istemiyor, millet kavga değil basiret istiyor.
Bugün küçük hesap dönemi değil. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey bağıran siyaset değil; aklıselimdir. Slogan değil; Stratejidir. Kavga değil; İstikrardır. İktidarıyla muhalefetiyle herkes şunu bilmelidir; Ateş sınırdan içeri girerse parti rozetlerinin hiçbir anlamı kalmaz. Gereksiz gündemlerle toplumu yormayın; Suni krizlerle enerjisini tüketmeyin, Devlet ciddiyetini koruyun. Çünkü tarih, zor zamanlarda kimin sorumluluk aldığını; Kimin ise polemik peşinde koştuğunu mutlaka yazar.
Günümüzün Siyasetçileri unutmasın ki Leyleğin ömrü laklak geçtiği gibi, ömrü kavgalarla, laklakla geçen geçmiş siyasetçilerin unutulduğu gibi unutulmamak istiyorlarsa eser bıraksınlar...