Tarihin Suskunluk Kültürü2

04 Kas 2026 - 21:49 YAYINLANMA

Araştırma Dizisi | 2. Bölüm

TOPRAĞI KİM KAZDI, SINIRI KİM GEÇTİ?

Önceki bölümde, ABD'den Türkiye'ye iade edilen 100 tarihî eserin 52'sine Metropolitan Sanat Müzesinde el konulduğunu, 40 Horoztepe eserinin 1953 yılındaki kaçak kazılarla bağlantısını ve Türkiye'den kaçırılan eserlerin kesin sayısının bilinmediğini ortaya koyduk.

İadenin önemini teslim ederken asıl soruyu yönelttik: Bu eserler ülkemizden nasıl çıkarıldı?

Şimdi kaçakçılığın izini, belgelenmiş olaylar ve isimler üzerinden sürüyoruz.

BİR ÜLKENİN TARİHİ TOPRAĞINDAN NASIL KOPARILIR?

Bir mezar açılır.

Bir tarihî alan kazılır.

Eserler çıkarılır.

Birileri satar.

Birileri satın alır.

Birileri sınırların ötesine taşır.

Sonra aynı eser, binlerce kilometre uzaktaki bir müzenin koleksiyonuna girer.

Topraktan müze vitrinine uzanan bu yolculukta kaç kişi vardır?

Kim kazmıştır?

Kim para ödemiştir?

Kim aracılık yapmıştır?

Kim sınırdan geçirmiştir?

Kim satın almıştır?

Kaçakçılık bir kişinin işi midir, yoksa birbirini besleyen bir ticaret zinciri midir?

Bu sorunun cevabını verebilen tarihsel dosyalar var.

Ancak bu dosyalar, Türkiye'den kaçırılan eserlerin bütün ticaret ağını temsil etmiyor.

Bunlar, kaçakçılığın nasıl işlediğini ve eserlerin hangi ellerden geçtiğini belgelerle ortaya koyabildiğimiz iki ayrı örnek.

Araştırılması gereken başka kaçakçılık ağları ve henüz aydınlatılmamış satış zincirleri de bulunuyor.

İlk dosyamız Uşak'tan.

1960'LI YILLAR. UŞAK. LİDYA MEZARLARI.

Uşak'ın Güre yöresindeki tarihî mezarlar kaçak kazılarla açıldı.

Lidya uygarlığına ait altın ve gümüş eserler çıkarıldı.

Eserlerin bir bölümü yerel kaçak kazıcılar tarafından satıldı.

Kime?

İzmir'deki eski eser taciri Ali Bayırlar'a.

Sonra?

Cenevre Üniversitesi Sanat Hukuku Merkezinin dava incelemesine göre Bayırlar, eserleri New York'taki sanat taciri John Klejman'a sattı.

Dönemin kaçakçılık ağına ilişkin araştırmalarda İsviçre bağlantılı George Zakos'un adı da geçiyor.

Son durak neresi oldu?

New York Metropolitan Sanat Müzesi.

Müze, 1966 ile 1970 yılları arasında eserleri üç ayrı alımla koleksiyonuna kattı.

Kaçak kazıların yapıldığı yer belli.

İlk aracılardan bazıları belli.

Uluslararası ticaret bağlantılarının bir bölümü belgeli.

Eserleri satın alan müze belli.

Eksik olan, zincirin bütün halkalarının hukuki sorumluluklarının ortaya konulması.

Bu zincir nasıl ortaya çıkarıldı?

Türkiye'deki polis kayıtları, kaçak kazılara ilişkin bulgular ve Metropolitan koleksiyonundaki parçalar karşılaştırıldı.

Gazeteci Özgen Acar'ın yıllarca sürdürdüğü araştırmalar da eserlerin izinin bulunmasında önemli rol oynadı.

Türkiye 1986'da resmen iade talep etti.

1987'de dava açtı.

Metropolitan, zaman aşımı savunmasında bulundu.

1990'da mahkeme, zaman aşımı gerekçesiyle davanın sona erdirilmesini kabul etmedi.

1993'te taraflar uzlaştı.

363 eser Türkiye'ye geri döndü.

Dikkat!

Burada yalnızca bir hırsızlık hikâyesi yok.

Kaçak kazı var.

Satış var.

Uluslararası aracılar var.

Müze edinimleri var.

Yıllar süren hukuki mücadele var.

Bir ülkenin tarihî eserleri kaçak yollarla çıkarıldığında, ticaret zincirinin hangi halkası ne ölçüde sorumlu tutuluyor?

Eserlerin geri verilmesiyle hukuki sorumlulukların tamamı ortadan kalkıyor mu?

Hangi kişiler hakkında soruşturma açıldı?

Kimler yargılandı?

Kimler ceza aldı?

İade edilen eserlerin hesabı kadar, o eserlerden sağlanan kazancın hesabı da soruldu mu?

İşte araştırılması gereken meselelerden biri bu.

İKİNCİ DOSYA: BURDUR'DAN DÜNYA MÜZELERİNE.

Bu kez adres Boubon Antik Kenti.

1960'lı yıllarda bölgedeki bazı kişiler Roma dönemine ait bronz heykellerin bulunduğu tarihî alanı yağmaladı.

Manhattan Bölge Savcılığının 2025 tarihli açıklamalarına göre eserler önce İzmir'deki kaçakçılara satıldı.

Ardından uluslararası sanat tacirleri devreye girdi.

İsimler tanıdık.

George Zakos.

Robert Hecht.

Savcılığın tespitlerine göre heykeller İsviçre veya İngiltere üzerinden ABD'ye ve Avrupa'nın başka ülkelerine taşındı.

New York'taki sanat galerileri aracılığıyla müze sergilerine ve akademik yayınlara girdi.

Bir eser kaçak kazıdan çıkmışken, nasıl saygın bir koleksiyonun parçası gibi sunulabildi?

Amerikan Savcılığı, bazı eserler için yeni mülkiyet geçmişleri oluşturulduğunu açıklıyor.

Sanat piyasasında eserin kökenini ve sahiplik geçmişini gösteren kayıtlara provenans deniliyor.

Bir eserin geçmişi gerçeği yansıtmayan belgelerle yeniden anlatıldığında, kaçakçılığın izi de gizlenebiliyor.

Bu yalnızca bir yorum değil.

Boubon soruşturmasında Amerikan makamlarının ortaya koyduğu kaçakçılık yöntemlerinden biri.

Burada önemli bir ayrım var.

Boubon soruşturması ile 2026 yılında iade edilen 100 eserin tamamı aynı dosya değil.

Aynı şekilde Lidya Hazinesi dosyası da 2026'daki 100 eserin kaçırılma hikâyesini bütünüyle açıklamıyor.

Bu iki örnek, kaçakçılık sisteminin nasıl çalışabildiğini gösteriyor.

Ancak bütün kaçakçılık ağlarını ortaya koymuyor.

2026'DA DÖNEN 100 ESERİN KAÇIRILMA ZİNCİRİ NEREDE?

Şimdi asıl dosyamıza dönelim.

2026'da Türkiye'ye iade edilen 100 eser var.

40'ı Tokat Horoztepe kökenli.

44'ü Burdur Düver bölgesinden.

Biri Aydın Aphrodisias Antik Kenti'ne ait bir portre.

Diğer 15 eser ise farklı kültür varlıklarından oluşuyor.

100 eser, Türkiye'den kaçırılan tarihî eserlerin toplamı değil.

Bu sayı, belirli soruşturmalar sonucunda iade edilen eser grubunu ifade ediyor.

Manhattan Bölge Savcılığı, iadelerin birden fazla kaçakçılık soruşturması kapsamında gerçekleştirildiğini açıklıyor.

Kaç ayrı soruşturma yürütüldü?

Hangi kaçakçılık ağları ortaya çıkarıldı?

Kaç aracı tespit edildi?

Kaç kişinin hukuki sorumluluğu belirlendi?

Bütün bu soruların cevapları, 100 eserin tamamı için kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmış değil.

Horoztepe örneğinden başlayalım.

1953 yılındaki kaçak kazılar belgelenmiş.

Arkeolojik çalışmalar ve arşiv kayıtları eserlerin kökenlerinin belirlenmesine yardımcı olmuş.

Kaçak kazı biliniyor.

Eserlerin kökeni belirlenmiş.

Ancak 40 eserin her birinin ilk alıcısından son sahibine kadar bütün ticaret zincirini gösteren ayrıntılı bir kamuya açık döküm bulunmuyor.

İlk satış kime yapıldı?

Hangi aracılar devreye girdi?

Hangi ülkelerden geçirildi?

Bu eserler Türkiye sınırlarını nasıl aştı?

Gümrük denetimine hiç girmeden mi çıkarıldı?

Başka eşyalar arasında gizlenerek mi taşındı?

Bir gümrük kaydı varsa, eserlerin niteliği hangi beyanla gösterildi?

İlk yabancı koleksiyona ne zaman girdi?

Bu soruların cevaplarını henüz eksiksiz bilmiyoruz.

Tarihin suskunluk kültürü tam da burada karşımıza çıkıyor.

Topraktan çıkarılan eserlerin izine ulaşabiliyoruz.

Ancak o eserleri elden ele dolaştıran zincirin bütün halkalarını hâlâ aydınlatamıyoruz.

Bildiğimiz başka bir örnek var.

2026'da iade edilen bronz Hermes heykelciği.

Manhattan Savcılığına göre eser, George Zakos tarafından 1960'larda Türkiye'den yasa dışı çıkarıldı.

1971'de Metropolitan Sanat Müzesine satıldı.

Savcılık, satış sırasında eserin köken geçmişini gösteren belgelerin bulunmadığını açıkladı.

1960'larda kaçırılan eser, 1971'de müzenin envanterine girebildi.

2026'da geri alındı.

Arada yarım asrı aşan bir süre var.

Bu süre boyunca hangi denetimler yapıldı?

Eserin geçmişi ne zaman sorgulandı?

Satıcının yetkisi nasıl doğrulandı?

Müzenin edinim sırasında hangi sorumlulukları vardı?

Bu soruların cevaplarını yalnızca varsayımlarla veremeyiz.

Tarihî eser kaçakçılığıyla mücadelede de hukuk, iddiayla değil delille yürür.

Burada bir başka tehlikeye dikkat çekmek gerekiyor.

Kaçak kazıyı yapan kişiyle uluslararası ticareti yöneten kişi aynı olmayabilir.

Topraktan eseri çıkaran başka.

Parayı kazanan başka.

Sahiplik geçmişini düzenleyen başka.

Eseri koleksiyonuna alan başka.

Sorumluluk da bu zincirin her halkası için ayrı ayrı araştırılmalıdır.

Hiç kimse yalnızca adı geçtiği için suçlu ilan edilemez.

Hiçbir kurum da yalnızca saygın bir müze olduğu için denetim dışında bırakılamaz.

Bir başka önemli mesele daha var.

Türkiye'den geçmişte kaçırılmış başka eserler de bulunuyor.

Bir bölümü geri getirildi.

Bir bölümü hâlâ yurt dışında.

Kültür ve Turizm Bakanlığının açıklamalarına göre yurt dışına kaçırılmış eserlerin kesin sayısı bilinmiyor.

O hâlde asıl kaybımızın büyüklüğünü bile biliyor muyuz?

Kaç eser yabancı müzelerde?

Kaçı özel koleksiyonlarda?

Kaçı hakkında iade talebi var?

Kaçının bulunduğu yer henüz tespit edilemedi?

Geri getirilenleri sayabiliyoruz.

Geri getirilemeyenlerin tamamını ise sayamıyoruz.

Bu sorular da araştırma dizimizin ilerleyen bölümlerinde ayrıca ele alınacak.

ÇÖZÜM NEREDE?

Öncelikle tarihî eserlerin kaçak kazıyla çıkarıldığının tespit edildiği andan itibaren ulusal ve uluslararası takip kayıtları oluşturulmalıdır.

Kaçakçılık soruşturmalarında yalnızca kazıyı yapan değil, alıcılar, aracılar ve ticari bağlantılar da araştırılmalıdır.

Yabancı müzelerden Türkiye kökenli eserlerin edinim ve sahiplik belgeleri talep edilmelidir.

Gümrük, kolluk ve kültür varlığı koruma birimleri arasındaki bilgi paylaşımı güçlendirilmelidir.

Uluslararası sanat piyasasında şüpheli köken geçmişine sahip eserlerin satışları daha etkin biçimde denetlenmelidir.

Kaçakçılık soruşturmalarında tespit edilen satış zincirlerinin ve hukuki sonuçların kamuoyuna açıklanması sağlanmalıdır.

En önemlisi, kaçakçılık zincirinin yalnızca başlangıcı değil, son halkası da aydınlatılmalıdır.

Kaçak kazıyı yapan kişinin sorumluluğu, suçun yalnızca bir halkasıdır.

Tarihî mirası uluslararası ticaretin konusu hâline getiren bütün mekanizma araştırılmadan gerçek tablo ortaya çıkmaz.

Toprağı kimin kazdığını sormak yetmez.

Sınırı kimin geçirdiğini de bilmek gerekir.

Eseri kimin sattığını öğrenmek yetmez.

Kimin satın aldığını, hangi belgelerle sahiplenildiğini de sorgulamak gerekir.

Bir ülkenin tarihi kaçakçılık zincirinde el değiştirirken, hesap yalnızca ilk kazmayı vurana çıkarılamaz.

Tarihî mirasın hesabı, zincirin tamamından sorulmalıdır.

Aşkım Tan

Gazeteci | Araştırmacı-Yazar

ARAŞTIRMA YAZI DİZİSİ – DEVAM EDECEK

3. Bölüm: BİR ESERİN GEÇMİŞİ NASIL SATILDI?

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: