Tarihin Suskunluk Kültürü 1
Araştırma Yazı Dizisi | 1. Bölüm
100 ESER DÖNDÜ. TÜRKİYE'DEN NASIL ÇIKTILAR?
BU BİR TARİHÎ ESER İADESİNİ KUTLAMA YAZISI DEĞİLDİR.
BU, BİR ÜLKENİN TARİHİNİN NASIL EL DEĞİŞTİRDİĞİNİN HESABINI SORMA YAZISIDIR.
Cinayetleri yazıyoruz.
İstismarı yazıyoruz.
Yoksulluğu yazıyoruz.
Yolsuzluğu yazıyoruz.
Bir de tarihin suskunluk kültürünü konuşalım.
“BU – Bir Ülkenin Suskunluk Kültürüdür” adlı kitabımda, insanların sustuğu, susturulduğu ve gerçeklerin görmezden gelindiği bir düzeni sorguladım.
O suskunluğun yalnızca insanlarla sınırlı olmadığını da sorgulamak gerekiyor.
Bir ülkenin tarihi de sessizce el değiştirebilir.
Toprağı kazılır.
Eserleri çıkarılır.
Sınırları aşar.
Bir başka ülkede satışa sunulur.
Bir müzenin envanterine kaydedilir.
Yıllar geçer.
On yıllar geçer.
Sonra bir gün haber gelir.
Türkiye'den kaçırılan 100 tarihî eser geri dönmüştür.
2 Kasım 2026'da İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bu eserler kamuoyuna tanıtıldı.
Aralarında 1953 yılındaki kaçak kazılarla bağlantılı Horoztepe eserleri de bulunuyor.
Tam 73 yıl öncesinden söz ediyoruz!
Burada önce tarihin hakkını teslim edelim.
1953 yılında Türkiye'de Demokrat Parti iktidardaydı.
Başbakan Adnan Menderes'ti.
O günün teknolojik imkânlarıyla bugünün imkânları aynı değildi.
Dijital envanter sistemleri yoktu.
Uluslararası veri paylaşımı bugünkü hızında değildi.
Ancak dönemin koşullarını anlamak, yaşananların sorgulanmasından vazgeçmek anlamına gelmez.
O tarihte kaçak kazılar nasıl tespit edildi?
Hangi makamlar bilgilendirildi?
Soruşturma açıldı mı?
Eserlerin yurt dışına çıkarıldığı ne zaman anlaşıldı?
Aradan geçen 73 yılda hükümetler değişti.
Kurumların yönetimleri değişti.
Kaçakçılık zincirinde yer almış bazı kişiler bugün hayatta bile olmayabilir.
Ancak bir ülkenin tarihinden eksilen eserlerin hikâyesi, insanların yaşam süresiyle sınırlı değildir.
Biz bugün yalnızca 1953'te yaşananları değil, o tarihten bugüne uzanan kaçakçılık zincirini, kurumların sorumluluğunu ve uluslararası hukukun nasıl işletildiğini sorguluyoruz.
Kimler çıkardı?
Kimlere satıldı?
Hangi ülkelerden geçirildi?
Hangi belgeler kullanıldı?
Kimler kazanç sağladı?
Bir ülkenin tarihî mirası nasıl oldu da başka ülkelerin sanat piyasasında ticaret konusu hâline geldi?
Manhattan Bölge Savcılığının 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre Türkiye'ye iade edilen 100 eserin 52'sine New York Metropolitan Sanat Müzesinde el konuldu.
El konuldu!
Kim el koydu?
Türk makamları mı?
Amerikan polisi mi?
İşlem, Manhattan Bölge Savcılığının yürüttüğü adli soruşturmalar kapsamında gerçekleştirildi.
Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi de bu çalışmalara katıldı.
Türk makamları ise eserlerin Anadolu kökenlerini gösteren bilimsel ve tarihsel belgelerle sürece katkı sağladı.
Amerikan hukukunda, gerekli koşullar oluştuğunda müze koleksiyonlarındaki eserlere de adli kararla el konulabiliyor.
Bir eserin müze envanterine kaydedilmesi, onun hukuka uygun yollarla edinildiğini tek başına kanıtlamıyor.
Asıl soru burada başlıyor.
Bu eserler müzenin kapısından hangi belgelerle girdi?
Kimlerin onayıyla envantere kaydedildi?
Mülkiyet geçmişleri neden daha önce açıklığa kavuşturulamadı?
Bir başka müze, Getty, Türkiye'ye iadesini başlattığı 44 eseri 1977 ile 1979 yılları arasında koleksiyonuna kattığını kendi açıklamasında belirtiyor.
Eserler koleksiyonlara nasıl girdi?
Kimlerden edinildi?
Bedel ödendi mi?
Hangi mülkiyet belgelerine dayanıldı?
Türkiye'den yasal yollarla çıkarıldıkları nasıl doğrulandı?
O yıllarda hangi kurumlar neyi denetledi?
Müzenin satın alma yetkisi, eseri satan kişinin mülkiyet hakkını araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırır mı?
Bu sorunun cevabı, edinimin gerçekleştiği dönemin hukukuna ve somut belgelere dayanılarak verilmelidir.
Bir eserin müzede bulunması, o müzenin mutlaka suç işlediğini de kanıtlamaz.
İşte bu nedenle satış belgeleri, mülkiyet geçmişi, ihracat izinleri ve soruşturma kararları önemlidir.
Bugün 100 eserin her biri için bütün bu soruları cevaplayan eksiksiz bir kamuya açık ticaret zinciri önümüzde bulunmuyor.
Bu eksiklik, araştırmanın en önemli noktalarından biridir.
Şimdi bir hakkı da teslim edelim.
Bu eserlerin Türkiye'ye dönüşü kendiliğinden gerçekleşmedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığının çalışmaları var.
Türk uzmanların bilimsel araştırmaları var.
Arşivlerden çıkarılan belgeler var.
Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi ile yürütülen iş birliği var.
Türkiye ile ABD arasında 2021 yılında imzalanan, 2026 yılında süresi uzatılan kültür varlıklarına ilişkin mutabakat var.
Bu eserlerin geri getirilmesi, bugünkü kurumların ve uluslararası iş birliğinin somut bir başarısıdır.
Bu başarıyı görmezden gelmek haksızlık olur.
Ancak başarıyı teslim etmek, sorumlulukların araştırılmasından vazgeçmek anlamına da gelmez.
İade başka, hesap verme başka!
Eserlerin dönüşü için hangi hukuki işlemler uygulandı?
Kimlerin elindeki eserlere el konuldu?
Hangi kişiler hakkında ceza davası açıldı?
Kimler mahkûm edildi?
Kimler hakkında yalnızca mülkiyet ve iade işlemi yürütüldü?
Yetmiş üç yılın geçmesi, bütün hukuki sorumlulukların ortadan kalktığı anlamına mı geliyor?
Ceza hukukundaki zaman aşımıyla mülkiyet hakkının geri istenmesi aynı şey değildir.
Bir kişinin artık hayatta olmaması da geçmişteki işlemlerin belgeler üzerinden araştırılmasına engel değildir.
Bizim sorguladığımız, geçmişin aydınlatılmamış işlemleri ve bu işlemlerin hukuki, kurumsal sorumluluğudur.
Bir başka gerçek daha var.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye'den kaçırılan kültür varlıklarının kesin sayısının belirlenemediğini kendi açıklamalarında belirtiyor.
Yabancı müze depolarına ve bazı özel koleksiyonlara erişilemiyor.
100 eserin döndüğünü biliyoruz.
Kaçının hâlâ dönmediğini bilmiyoruz.
Hangi ülkelerde bulunuyorlar?
Kimlerin koleksiyonlarında saklanıyorlar?
Hangileri satışa çıkarıldı?
Hangileri müze depolarında bekliyor?
Hangileri henüz tespit bile edilmedi?
Bir ülke kaybettiği tarihî mirasının büyüklüğünü bilmiyorsa, bu kaybın hesabını nasıl çıkaracak?
Bu araştırmada kişilere kanıtsız suç yüklemeyeceğiz.
Belgeleri inceleyeceğiz.
Tarihleri karşılaştıracağız.
Uluslararası hukukun hangi aşamada işletildiğini araştıracağız.
Cevabı bulunan soruların yanıtını vereceğiz.
Cevapsız kalanları da kamuoyunun önüne koyacağız.
Çözüm yalnızca kaçırılmış eserlerin geri getirilmesi olamaz.
İade edilen eserlerin edinim ve hukuki işlem geçmişleri erişilebilir olmalıdır.
Yurt dışında tespit edilen ve iadesi talep edilen eserler için düzenli güncellenen bir takip envanteri oluşturulmalıdır.
Müzelerin ve ören yerlerinin envanter denetimleri bağımsız incelemeye açık olmalıdır.
Uluslararası sanat piyasasındaki satışlarda eserlerin köken ve mülkiyet belgeleri titizlikle denetlenmelidir.
İade dosyalarıyla bağlantılı ceza soruşturmalarının sonuçları da kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Bir ülkenin tarihi yalnızca müze vitrinlerinde korunmaz.
O tarihin nasıl el değiştirdiğinin hesabı da sorulmalıdır.
Bu araştırma, geri dönüşün alkışından önce gidişin hesabını soracaktır.
Eserler geri dönmüş olabilir.
Tarihin hesabı ise henüz kapanmış değildir.
Gazeteci | Araştırmacı-Yazar
ARAŞTIRMA YAZI DİZİSİ – DEVAM EDECEK
2. Bölüm: TOPRAĞI KİM KAZDI, SINIRI KİM GEÇTİ?