Kaç Ölüm Bir “Statü” Eder? 4
BÖLÜM 4 — NE DEĞİŞTİ?
“Üçüncü bölümde ‘statü’ talebinin hukuki karşılığını aradık. Kanunu, maddeyi, yetkiyi, görev tanımını ve denetim mekanizmasını sorduk. Soruyu şurada bıraktık: ‘Yalnızca Abdullah Öcalan'ın statüsünü değil, hukukun statüsünü tartışıyoruz.’”
Şimdi hafızayı biraz daha zorlayalım.
19 Ekim 2009.
Habur.
Kandil ve Mahmur'dan 34 kişi Türkiye'ye geldi.
Savcılık sorgusunun ardından 29'u serbest bırakıldı.
Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen diğer 5 kişi de serbest kaldı.
34 kişi geldi.
34 kişi serbest kaldı.
Türkiye o görüntüleri günlerce konuştu.
Sonra Oslo.
Türk devlet görevlileri ile PKK temsilcileri arasında görüşmeler.
Sonra 2013.
Çözüm süreci.
İmralı görüşmeleri.
Nevruz mesajı.
Dolmabahçe.
Ardından süreç çöktü.
Silah yeniden konuştu.
Şehirler hendeklerle tanıştı.
Asker öldü.
Polis öldü.
Siviller öldü.
PKK mensupları öldü.
Evler yıkıldı.
İnsanlar göç etti.
Türkiye yeniden cenazelerini kaldırdı.
Yıllar geçti.
22 Ekim 2024.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan'ın tecridinin kaldırılması hâlinde DEM Parti Grup Toplantısı'na gelerek örgütün lağvedildiğini açıklamasını istedi.
“Umut hakkı” için yasal düzenlemenin önünün açılabileceğini söyledi.
5 Kasım'da aynı teklifinin arkasında olduğunu yeniden açıkladı.
Burada Devlet Bahçeli'yi hedef almıyorum.
MHP seçmenini hiç hedef almıyorum.
Bir siyasi partinin geçmişiyle hesaplaşmıyorum.
Sistemi sorguluyorum.
Sorum daha büyük:
Dünün devlet anlayışıyla bugünün devlet anlayışı arasındaki bu mesafe nasıl oluştu?
Yıllarca “teröristbaşı” denilen kişiye TBMM'de konuşma ihtimalinden söz edilebilecek noktaya nasıl gelindi?
Dün söylenen yanlışsa yıllarca neden söylendi?
Bugün söylenen yanlışsa bunun bedelini kim ödeyecek?
İkisi de doğruysa birbirinin karşısında duran iki siyaset nasıl aynı anda doğru olabilir?
Ne değişti?
Devlet politikası değişebilir.
Hükümetler değişebilir.
Terörle mücadele yöntemleri değişebilir.
Değişmeyen bir şey var:
Terör gerçeği.
Bir de ölen insanlar.
Ölülerin geçmişi güncellenmez.
Mezar taşları siyasi konjonktüre göre yeniden yazılmaz.
Bir saldırının tarihi yeni bir süreç başladı diye takvimden silinmez.
Bir annenin kaybettiği evladı devlet politikası değişti diye geri gelmez.
Siyasetin yönü değişebilir.
Gerçeğin yönü değişmez.
Devlet daha fazla insan ölmesin diye dün savaştığı örgütle görüşebilir.
Dünyada bunun örnekleri vardır.
Kuzey İrlanda'da İngiliz hükümeti ile cumhuriyetçi hareket arasındaki uzun süreç 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması'na ulaştı.
Kolombiya hükümeti FARC ile müzakere etti ve 2016'da barış anlaşması imzaladı.
Barış mümkündür.
Müzakere mümkündür.
Silah bırakmak mümkündür.
Eski düşmanların aynı masaya oturması da mümkündür.
Fakat Kuzey İrlanda'da silahsızlanmadan mahkûmların durumuna, siyasi katılımdan güvenlik düzenlemelerine kadar bir hukuki çerçeve oluşturuldu.
Kolombiya'da geçiş dönemi adaleti kuruldu.
Hakikat mekanizmaları oluşturuldu.
Mağdurlar sürecin içine alındı.
Silah bırakmanın şartları belirlendi.
FARC'ın siyasi hayata geçişinin hukuki zemini yazıldı.
Barışın hukuku yapıldı.
Türkiye'de “statü” deniyorsa vatandaşın aynı soruyu sorması hakkıdır:
Hangi hukuk?
Statü nedir?
Kapsamı nedir?
Sınırı nedir?
Karşılığı nedir?
Geçici midir?
Kalıcı mıdır?
Kişiye özel midir?
Aynı hukuki durumda bulunan başka hükümlülere de uygulanacak mıdır?
Yoksa yalnızca Abdullah Öcalan için mi konuşulmaktadır?
Bir ülkede ceza kişiye göre değişemez.
İnfaz kişiye göre tasarlanamaz.
Hukuk siyasi ihtiyaç ortaya çıktığında bir kişi için eğilip başka biri için doğrulamaz.
Yeni bir hukuki rejim kurulacaksa millet bunun ne olduğunu bilmelidir.
Açıkça.
Maddeleriyle.
Sınırlarıyla.
Gerekçesiyle.
Barışın hukuku olacaksa önce hukuk görünür olmalıdır.