Şehir Durursa Devlet Kazanır mı?
Bir devlet, dünyaya güven verirken kendi vatandaşının hayatını durduruyorsa... Gerçekten kazanan kimdir?
BU BİR NATO YAZISI DEĞİLDİR.
Bu bir diplomasi yazısı da değildir.
Bu, bir devletin güvenliği sağlarken özgürlüğü ne kadar koruyabildiğini sorgulama yazısıdır.
Devletler yalnızca sınırlarını koruyarak güçlü olmaz.
Şehirlerini yaşatabildikleri kadar güçlü olurlar.
Çünkü...
Bir ülkenin gerçek vitrini, ağırladığı yabancı liderler değildir.
Kendi vatandaşının günlük hayatıdır.
6-12 Temmuz...
Ankara, dünyanın en güçlü liderlerini ağırladı.
Cumhurbaşkanları geldi.
Başbakanlar geldi.
Genel sekreterler geldi.
Yüzlerce zırhlı araç geçti.
Binlerce güvenlik görevlisi görev yaptı.
Dünya televizyonları Ankara'yı gösterdi.
Peki...
Ankara kendini görebildi mi?
Bir hafta boyunca şehir nefesini tuttu.
Yollar kapandı.
Kavşaklar boşaltıldı.
Toplantılar iptal edildi.
Konserler sustu.
Mezuniyetler ertelendi.
Hastane randevuları değişti.
Esnaf dükkânını açtı.
Ama müşteri gelemedi.
İnsanlar yaşadıkları şehirde...
Misafir muamelesi gördü.
Hiç kimse güvenliğe karşı değildir.
Hiç kimse devletin liderleri korumasına itiraz etmez.
Benim itirazım başka.
Neden her büyük organizasyonun faturası önce vatandaşa kesiliyor?
Neden planlamanın merkezinde insan değil...
Tedbir var?
Neden hayatı kolaylaştıran çözümler yerine...
Hayatı durduran yöntemler tercih ediliyor?
Güç...
Barikat kurabilmek değildir.
Güç...
Barikata rağmen hayatı sürdürebilmektir.
Devlet...
Yol kapatınca güçlü olmaz.
Yolu açık tutabildiği ölçüde güçlüdür.
Çünkü yönetmek...
Yasak koymak değildir.
Hayatı aksatmadan düzen kurabilmektir.
Bir hafta boyunca Ankara'nın görünmeyen bilançosu yazıldı.
Kaybedilen müşteri...
Ertelenen tedavi...
İptal edilen kültürel etkinlik...
Boşa harcanan mesai...
Kaçırılan iş görüşmesi...
Ulaşılamayan okul...
Bunların hiçbiri millî gelire yazılmaz.
Ama toplumun hafızasına yazılır.
Bazen...
Bir toplumun hafızası...
Bütçesinden çok daha ağırdır.
Bugün dünyanın birçok ülkesi uluslararası zirvelere ev sahipliği yapıyor.
Elbette güvenlik önlemleri alıyor.
Ama aynı zamanda vatandaşının hayatını mümkün olduğunca normal akışında tutmaya çalışıyor.
Çünkü çağdaş devlet anlayışı...
Vatandaşı durdurmak değil...
Hayatı durdurmadan güvenliği sağlamaktır.
Asıl mesele NATO değildir.
Asıl mesele...
Yarın başka bir zirvede...
Başka bir organizasyonda...
Başka bir krizde...
Yine aynı yöntemin uygulanacak olmasıdır.
Çünkü yöntem değişmezse...
Sorun da değişmez.
Artık güvenlik planlarının merkezine vatandaş konulmalıdır.
Hastaneler çalışmalıdır.
Şehir yaşamı mümkün olduğunca sürmelidir.
Esnafın kaybı hesaplanmalıdır.
Toplu ulaşım alternatifleri önceden hazırlanmalıdır.
Şehirler...
Misafirler için değil...
Önce içinde yaşayan insanlar için yönetilmelidir.
Bir cümle, bütün bu haftanın özetidir.
Ankara, dünyaya ev sahipliği yaptı.
Ama Ankaralı, bir hafta boyunca kendi şehrine misafir edildi.
İşte benim itirazım buna.
Çünkü...
Devlet, dünyaya verdiği güven kadar...
Vatandaşına verdiği güvenle de devlettir.
Aksi hâlde...
Dünyaya açık...
Kendi insanına kapalı şehirler kurarız.
O gün kaybeden yalnızca vatandaş olmaz.
Devlet de kaybeder.