On Yıl Kimin Cezası ? 2

22 Eyl 2026 - 11:30 YAYINLANMA

II. BÖLÜM — BERAAT İSTEYEN SAVCI, MAHKÛM EDEN MAHKEME

Dün bu dosyaya Osman Turan Önal’ın mektubundaki tek bir cümleden girdik: “9 yıldır başkasının işlediği cürmün cezasını ben çekiyorum.” Mektubun yazılmasının üzerinden bir yıl daha geçti; dokuz yıl bugün on yıl oldu. Önal, 15 Temmuz gecesi birliğinden çıkmadığını, dışarı çıkan başka bir askerin fiilinin kendisine yüklendiğini ve bu kişi-fiil karışıklığının iddianameden başlayarak hükme kadar taşındığını ileri sürüyor. Anayasa’nın “Ceza sorumluluğu şahsidir”, Türk Ceza Kanunu’nun ise “Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz” hükmünden hareketle dün şu soruda kaldık: Osman Turan Önal’ın suçlu olduğunu kanıtlayan kişiselleştirilmiş delil nedir? Bugün o sorunun peşinden yargılama sürecine giriyoruz.

Şimdi dosyanın yargılama sürecine bakalım.

Önal'ın yargılama sırasında yaptığı savunma kamuya açık haber kayıtlarında da yer alıyor.

15 Temmuz gecesi Kara Harp Okuluna bağlı Menteş Askerî Kampı'nda görevliydi.

Alay Komutanı Albay Enver Topal'ın icra subayıydı.

Mahkemedeki savunmasında Topal'ın telefonuyla kampa gittiğini, askerî öğrencilerle temas etmediğini, öğrencilere talimat vermediğini ve sıralı komutanlarının emirlerini yerine getirdiğini söyledi.

Mahkeme bu savunmayı mahkûmiyeti engelleyecek nitelikte görmedi.

Sonuç:

Ağırlaştırılmış müebbet.

Dosya istinafa gitti.

Sonrası daha da düşündürücü.

Önal mektubunda, istinafın aralarında kendisinin de bulunduğu bazı sanıklar hakkında yeniden yargılama kararı verdiğini anlatıyor.

Yeniden mahkeme karşısına çıktı.

İlk savunmasını yaparken artık kendi ifadesiyle “Ben suçsuzum” diye feryat eden bir insan hâline gelmişti.

Sonra, yine Önal'ın doğrudan anlatımına göre mahkeme başkanı kendisine şunu söyledi:

“Suçsuz olduğunuzu biliyorum, o yüzden sizi tekrar yargılamak için çağırdık. Bir gün bile fazladan hapiste kalmanız büyük zulüm, ben de o yüzden acele ediyorum.”

Bu sözlerin duruşma tutanağına geçip geçmediğini bilmiyorum.

Bu nedenle altını özellikle çiziyorum:

Bu, Osman Turan Önal'ın mektubunda aktardığı bir konuşmadır.

Mahkeme tutanağıymış gibi sunmuyorum.

Fakat doğruysa soru ağırdır:

Bir mahkeme başkanı karşısındaki sanığa “Suçsuz olduğunuzu biliyorum” dedikten sonra aynı insan nasıl yeniden mahkûm edilir?

Daha bitmedi.

Önal'ın anlatımına göre savcının hakkındaki mütalaası da:

“Anayasayı ihlal suçundan beraatine…”

Sonuç?

Mahkûmiyet.

Şimdi yeniden soruyorum:

Ne değişti?

Yeni bir delil mi bulundu?

Yeni bir tanık mı çıktı?

Yeni bir görüntü mü ortaya çıktı?

Önal'ın daha önce bilinmeyen bir eylemi mi tespit edildi?

Beraat isteyen mütalaanın karşısına hangi delil konuldu?

Mahkeme, Önal'ın “Birliğimden çıkmadım, başkasının fiili bana yüklendi” şeklindeki ve davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek savunmasına gerekçeli kararında ne cevap verdi?

Burası önemli.

Anayasa Mahkemesi diyor ki:

Ceza davasında sanığın beraat etmesine veya daha az ceza almasına yol açabilecek esaslı iddiaların ayrı ve açık biçimde karşılanması gerekir.

Mahkeme kararında gerekçe bulunması tek başına yetmez.

Gerekçe ilgili ve yeterli olmalıdır.

O halde tekrar soruyorum:

Osman Turan Önal'ın esaslı savunmasına verilen ilgili ve yeterli cevap nerede?

İlk derece mahkemesinde mi?

İstinafta mı?

Yargıtay'da mı?

Nerede?

Burada bir şeyi özellikle söylemek zorundayım.

Osman Turan Önal'ın suçsuz olduğuna karar verecek kişi ben değilim.

Gazeteciyim.

Hâkim değilim.

Kara Harp Okulunu dönem ikincisi bitirmesi suçsuzluk belgesi değildir.

Annesinin oğlunun suçsuz olduğuna inanması da değildir.

On yıldır cezaevinde bulunması tek başına mağduriyetinin kanıtı değildir.

Mektubunu okuyunca insanın içinin acıması da hukuk değildir.

Hukuk delildir.

Öyleyse delili konuşalım.

Bir insanın ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla özgürlüğünden ömür boyu mahrum bırakılmasını haklı kılan kişiselleştirilmiş delili gösterelim.

Mesele bu kadar basit.

Mesele bu kadar ağır.

15 Temmuz Türkiye'nin yaşadığı en ağır gecelerden biriydi.

O gece işlenen suçların hesabının sorulması hukuk devletinin görevidir.

Darbe girişimine katılan cezalandırılmalıdır.

Emir veren cezalandırılmalıdır.

İcra hareketine katılan cezalandırılmalıdır.

Suç işleyen cezalandırılmalıdır.

Buraya kadar tartışılacak hiçbir şey yok.

Hukuk devletinin bir görevi daha vardır:

Suç işlemeyeni cezalandırmamak.

Birincisini yaparken ikincisini unutursanız adalet sağlamazsınız.

Yeni bir adaletsizlik üretirsiniz.

Peki başkasının fiiliyle cezalandırılan biri varsa?

Hukuk tam orada sınanır.

Yarın: On yılın geri verilmesi mümkün mü? Kesinleşmiş bir hüküm karşısında hukuk gerçekten çaresiz mi? Osman Turan Önal'ın ileri sürdüğü iddialar hangi hukuki yollarla yeniden incelenebilir?

Devam edecek…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: