Bu Bir Cumhuriyet Kutlaması Yazısı Değildir

BU, 103 YILIN HESABINI SORMA YAZISIDIR.
Cumhuriyet'in hangi koşullarda, hangi mücadelelerle ve hangi bedeller ödenerek kurulduğunu biliyoruz.
103 yılda onun üzerine biz ne koyduk?
Neyi büyüttük?
Neyi küçülttük?
Neyi geliştirdik?
Neyi kaybettik?
Cumhuriyet'i koruduk mu, yoksa yalnızca varlığını sürdürmesiyle mi yetindik?
29 Ekim 1923'ten bu yana 103 yıl geçti.
Takvim ilerledi.
Kuşaklar değişti.
İktidarlar geldi, iktidarlar gitti.
Anayasalar değişti.
Darbeler yaşandı.
Haklar kazanıldı, kimi dönemlerde sınırlandırıldı.
Cumhuriyet bütün bunların içinden geçti.
Biz, Cumhuriyet'in içinden nasıl geçtik?
Asıl muhasebe burada başlıyor.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında hukuk düzeni yeniden kuruldu, eğitimde ve toplumsal yaşamda köklü dönüşümler gerçekleştirildi.
Kadınlar siyasal haklarına kavuştu.
Bilim ve çağdaşlaşma, ülkenin geleceğine yön veren hedefler arasına girdi.
Sonraki yıllarda eğitimden sağlığa, sanayiden teknolojiye önemli ilerlemeler de sağlandı.
Bunları yok saymak, Cumhuriyet'in tarihine haksızlık olur.
O hâlde soralım.
Kadınlar seçme ve seçilme hakkını kazandı.
Eşit temsili neden hâlâ tartışıyoruz?
Üniversiteler açtık.
Bilimsel özgürlüğü neden hâlâ savunmak zorundayız?
Anayasalara haklar yazdık.
O hakların kullanılmasını neden hâlâ sorguluyoruz?
Hukuk devleti dedik.
Hukukun gücüyle gücün hukuku arasındaki çizgiyi neden hâlâ korumaya çalışıyoruz?
Bir ülkenin ilerlemesi yalnızca yaptıklarıyla mı ölçülür, yoksa yapabilecek durumdayken yapmadıklarıyla da mı?
Cumhuriyet'in kuruluşuyla başlayan dönüşüm, başka ülkelerin bağımsızlık ve modernleşme arayışlarında da dikkatle izlendi.
Türkiye'nin reform deneyimini inceleyenler oldu.
Millî Mücadele'den ilham alanlar oldu.
Bir zamanlar başka toplumların geleceğe bakarken incelediği ülke, bugün kendi geleceğini hangi ölçütlerle değerlendiriyor?
Dün örnek gösterilmek, bugün hesap vermekten muaf olmak mıdır?
Dünya yerinde durmuyor.
Bilim değişiyor.
Teknoloji yenileniyor.
Bir telefonun bile yeni modeli çıkıyor.
Biz Cumhuriyet'in hangi kurumuna yeni bir güvence ekledik?
Hangi özgürlüğü bir önceki kuşaktan daha sağlam teslim edeceğiz?
Hangi yanlışın bir daha yaşanmaması için sistemi değiştirdik?
Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyini aşma hedefi, geçmişte kazanılanlarla yetinme çağrısı değildi.
1923'ü sürekli hatırlıyoruz.
1923'ün başlattığı ilerlemeyi ne kadar sürdürüyoruz?
Burada bir kavramın üzerinde özellikle durmak gerekiyor.
EMANET.
Cumhuriyet'in bize emanet edildiğini söylüyoruz.
Emanet, korunması için bırakılır.
Bir kasaya konabilir.
Zarar görmesin diye saklanabilir.
Cumhuriyet kasaya kaldırılacak bir eşya değildir.
Ödünç alınmış bir giysi hiç değildir.
Cumhuriyet'in sahibi millettir.
Atatürk'ün gençliğe yüklediği koruma sorumluluğunu inkâr etmiyorum.
Tam tersine, o sorumluluğun yalnızca muhafaza etmekle sınırlanamayacağını söylüyorum.
Sahibi olduğumuz şeyi geliştirmiyorsak sahipliğimizin gereğini yerine getiriyor muyuz?
Cumhuriyet'i devralmakla Cumhuriyet'e değer katmak aynı şey midir?
Sahip çıkmak, yalnızca kaybetmemek midir?
Bir başka soru daha var.
Cumhuriyet'in sağladığı yetkiler her zaman Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine uygun mu kullanıldı?
Devletin yetkileri yurttaşın haklarını korumak içindir.
Kamu gücü sınırsız değildir.
Denetim, yöneticilere gösterilen bir güvensizlik değil, yurttaşa verilen güvencedir.
Denetleyeni kim denetliyor?
Yetkiyi kullanan kime hesap veriyor?
Bir kurum yanlış yaptığında onu düzeltecek mekanizma gerçekten işliyor mu?
Cumhuriyet adına alınan her karar, yalnızca Cumhuriyet adına alındığı için doğru kabul edilebilir mi?
İşte Cumhuriyet'e bağlılığın ölçüsü burada ortaya çıkar.
Bir yönetime itiraz etmek, Cumhuriyet'e itiraz etmek değildir.
Bir kamu kararını eleştirmek, devlete düşmanlık değildir.
Bir hakkın kullanılmasını istemek, düzeni bozmak değildir.
Cumhuriyet'i sevmek suç değildir.
Cumhuriyet'i sevmek bir erdemdir.
O erdemin gereği, yanlış karşısında susmak değil, yanlışın düzeltilmesini istemektir.
Cumhuriyet'i savunmak, Cumhuriyet adına yapılan her şeyi savunmak zorunda olmak mıdır?
Hukukun üstünlüğünü istemek neden bir siyasi tarafın ayrıcalığı sayılsın?
Eşit yurttaşlığı savunmak neden ortak sorumluluğumuz olmasın?
Elbette farklı siyasi partiler olacaktır.
Farklı dünya görüşleri olacaktır.
Yönetim anlayışları, ekonomik tercihler ve toplumsal beklentiler birbirinden ayrılacaktır.
Demokrasinin varlık nedeni, bu farklılıkları ortadan kaldırmak değil, onların bir arada yaşayabilmesini sağlamaktır.
Asıl mesele, farklı düşüncelerin birbirine saygı göstermesi ve herkesin aynı hukuk kurallarına tabi olmasıdır.
Bir yurttaşın düşüncesini açıklama hakkını savunurken, kendimizden farklı düşünenlerin aynı hakkını da savunabiliyor muyuz?
Cumhuriyet'i savunduğunu söyleyen biri, Cumhuriyet'i eleştirenlerin ifade özgürlüğünü de koruyabiliyor mu?
Farklı bir siyasi görüşü benimsemek, başka bir yurttaşın eşit haklarını reddetmeyi gerektirir mi?
Cumhuriyet'in demokratik niteliği, yalnızca onu destekleyenlerin değil, ona itiraz edenlerin de barışçıl biçimde konuşabilmesini gerektirir.
Bugün Cumhuriyet'in yönetim anlayışını eleştirenler de düşüncelerini açıklama, örgütlenme ve siyaset yapma haklarını anayasal düzenin sağladığı güvenceler içinde kullanırlar.
O hâlde asıl soru şudur:
Kendimiz için istediğimiz özgürlüğü, bizimle aynı düşünmeyenler için de isteyebiliyor muyuz?
Cumhuriyet'i geliştirmek, toplumu tek bir düşüncede birleştirmek değildir.
Farklı düşüncelerin birbirini susturmadan yarışabildiği, siyasi iktidarın hukukla sınırlandığı ve yurttaşların haklarının çoğunluğun tercihine bağlı olmadığı bir düzeni güçlendirmektir.
Cumhuriyet'in gücü, herkesin aynı şeyi söylemesinde değil, farklı şeyler söyleyenlerin aynı haklara sahip olabilmesindedir.
Burada saygı, eleştiriden vazgeçmek anlamına gelmez.
Saygı, karşısındakinin düşüncesini benimsemese de onun haklarını tanımaktır.
Farklılıkları düşmanlığa dönüştürmeden siyaset yapmayı öğrenemediysek 103 yılda hangi demokratik kültürü geliştirdik?
Cumhuriyet'in demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliği Anayasa'da yazılıdır.
Yazılı olması yeterli mi?
Laiklik, devletin yurttaşlar arasında inanç temelinde ayrım yapmamasını gerektirir.
Bu eşitliği ne ölçüde güvenceye aldık?
Basın özgürlüğü, kamu gücünün sorgulanabilmesini gerektirir.
Gazetecinin sorusu karşısında hangi kurum kendisini hesap vermekle yükümlü görüyor?
Eğitim, yalnızca diploma vermek değildir.
Sorgulayan, araştıran, itiraz edebilen bireyler yetiştirebiliyor muyuz?
Atatürk'ün adını anmak başka, aklı ve bilimi kamusal kararların temeline yerleştirmek başkadır.
Bir kurucunun fotoğrafını duvarda tutmak, ilkelerini kurumlarda yaşatmaya yeter mi?
Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'in geleceğine ilişkin güvenini şu sözlerle ifade etmişti:
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Payidar kalmak ne demektir?
Yalnızca devletin adının değişmemesi mi?
Yalnızca Cumhuriyet'in yıldönümlerini kutlamaya devam etmek mi?
Yoksa Cumhuriyet'in hukukunu, özgürlüklerini, kurumlarını ve yurttaşlık güvencelerini her kuşakta daha ileri taşımak mı?
Cumhuriyet'in varlığını sürdürmesiyle Cumhuriyet'in değerlerinin güçlenmesi aynı şey değildir.
Atatürk'ün Cumhuriyet'in yaşayacağına duyduğu güveni biliyoruz.
Biz, onun yaşayabilmesi için hangi güvenceleri oluşturduk?
Artık yalnızca soru sormak da yeterli değil.
Çözüm, Cumhuriyet'in ilkelerini tören konuşmalarından çıkarıp kurumların işleyişine yerleştirmektir.
Yargı bağımsızlığı, yalnızca anayasal bir ifade olarak kalmamalı; atama, görev güvencesi ve karar süreçlerinde somut karşılığını bulmalıdır.
Meclisin denetim yetkileri kâğıt üzerinde değil, uygulamada etkili olmalıdır.
Kamu harcamaları ve kararları, yurttaşın erişebileceği açık ve denetlenebilir bilgilerle ortaya konmalıdır.
Eğitimde başarı yalnızca okul ve öğrenci sayısıyla değil, nitelik, fırsat eşitliği ve bilimsel özgürlükle ölçülmelidir.
Kadınların karar mekanizmalarındaki temsili, çocukların korunması, basın özgürlüğü ve yurttaşların hak arama imkânları düzenli, karşılaştırılabilir verilerle değerlendirilmelidir.
Her 29 Ekim'de Cumhuriyet'in kaç yaşına girdiğini açıklıyoruz.
Neden aynı gün Cumhuriyet'in haklar ve kurumlar bilançosunu da açıklamıyoruz?
Geçen yıl hangi özgürlük güçlendi?
Hangi eşitsizlik azaldı?
Hangi kamu kurumu daha hesap verebilir hâle geldi?
Hangi yanlış uygulama ortadan kaldırıldı?
Hangi sorun çözülemedi?
Yıldönümü kutlamasının yanına kamuya açık bir Cumhuriyet bilançosu koymak neden mümkün olmasın?
İşte sahiplenmek budur.
Yalnızca koruduğumuzu söylemek değil, neyi geliştirdiğimizi gösterebilmektir.
Yalnızca geçmişle övünmek değil, bugünün sorumluluğunu üstlenmektir.
Yalnızca gelecek kuşaklara seslenmek değil, onlara daha güçlü kurumlar bırakmaktır.
Cumhuriyet'in yaşını büyütmekle Cumhuriyet'i büyütmek aynı şey değildir.
Cumhuriyet'in sonsuza kadar yaşayacağına inanmak başka, yaşayabilmesinin koşullarını oluşturmak başkadır.
103 yıl önce Cumhuriyet'i kurmak için verilen mücadele tarihe geçti.
Bizim Cumhuriyet'i geliştirmek için verdiğimiz mücadele tarihe nasıl geçecek?
29 Ekim'de yalnızca Cumhuriyet'in yaşını saymayalım.
O yaşa ne kattığımızın hesabını da verelim.
Cumhuriyet'e sahip çıkmak, onu geçmişten teslim almak değildir.
Geleceğe daha güçlü teslim edebilmektir.