On Yıl Kimin Cezası? 1

21 Eyl 2026 - 21:05 YAYINLANMA

I. BÖLÜM — BAŞKASININ FİİLİ Mİ?

Bu bir 15 Temmuz yazısı değildir.

Bu bir darbe tartışması da değildir.

Bu, suçun şahsiliği ilkesinin bir insanın on yılı üzerinden gerçekten uygulanıp uygulanmadığını sorgulayan bir adalet yazısıdır.

Adı Osman Turan Önal.

Üsteğmen.

2011 yılında Kara Harp Okulundan dönem ikincisi olarak mezun oldu.

Diplomasını dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in elinden aldı.

Beş yıl sonra 15 Temmuz yaşandı.

On yıldır cezaevinde.

Önümde artık yalnızca bir isim yok.

Bir mektup var.

Aslını gördüğüm bir mektup.

Osman Turan Önal'ın kendi elinden çıkmış bir mektup.

O mektupta şöyle diyor:

“9 yıldır başkasının işlediği cürmün cezasını ben çekiyorum.”

Dokuz yıl…

Bu, mektubun yazıldığı tarihteki süre.

Oysa mektubun üzerinden bir yıl daha geçti.

Bugün o dokuz yıl, on yıl oldu.

Bir insanın hayatından alınmış on yıl.

Üstelik sözünü ettiğimiz ceza on yıl değil.

Ağırlaştırılmış müebbet.

Bugün on yıl.

Yarın yirmi olabilir.

Otuz olabilir.

Kırk olabilir.

Bir insan ömrünün sonuna kadar uzayabilir.

Önal anlatmış.

Mahkemede anlatmış.

İstinafta anlatmış.

Yargıtay'da sesinin duyulmasını beklemiş.

Şimdi bir mektupla yeniden anlatıyor.

Peki biz hâlâ neyi duymuyoruz?

Önal'ın anlattığına göre mesele, 15 Temmuz gecesi yaptığı bir eylemden önce başlıyor.

Kendisinin yapmadığını söylediği bir eylemin ona ait kabul edilmesinden.

Savcının kendisini yanlışlıkla iddianameye koyduğunu, birliğinden dışarı çıkan askerlerden biri zannedildiğini söylüyor.

Kendisi ise birliğinden çıkmadığını savunuyor.

Dosyanın düğümü tam burada.

Kim çıktı?

Kim çıkmadı?

Osman Turan Önal çıktıysa bunun delili nerede?

Çıkmadıysa çıkan kimdi?

O kişinin fiili Önal'a mı yazıldı?

Yazıldıysa bu hata nasıl oldu?

Daha önemlisi:

Nasıl on yıl boyunca düzeltilemedi?

Bir savcı hata yapabilir.

Bir mahkeme hata yapabilir.

Bir isim karışabilir.

Bir kayıt yanlış değerlendirilebilir.

İnsan eliyle çalışan hiçbir sistem hatasız değildir.

Hukuk devletini hukuk devleti yapan, hiç hata yapmaması değildir.

Hatasını gördüğünde düzeltebilmesidir.

O halde sorular değişiyor:

İlk derece mahkemesi gördü mü?

İstinaf gördü mü?

Yeniden yargılayan mahkeme gördü mü?

Savcı gördü mü?

Yargıtay gördü mü?

Hiçbiri görmediyse nasıl?

Gördülerse neden düzelmedi?

Anayasa'nın 38'inci maddesi açık:

“Ceza sorumluluğu şahsidir.”

Türk Ceza Kanunu'nun 20'nci maddesi daha da açık:

“Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Bundan daha açık nasıl yazılabilir?

Kimse.

Başkasının.

Fiilinden.

Dolayı.

Sorumlu tutulamaz.

Üstelik aynı Anayasa başka bir şey daha söylüyor:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

Bu yalnızca güzel bir hukuk cümlesi değildir.

Masumiyet karinesidir.

Anayasa Mahkemesi de bu konuda açık:

Suç isnadı altındaki kişiden masum olduğunu ispatlaması istenemez.

İspat yükü iddia makamındadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin standardı da aynı yere çıkar:

Mahkûmiyete yeterli delili ortaya koyması gereken savcılıktır.

Şüphe sanığın lehinedir.

O halde yanlış soruyu sormayalım.

Soru:

“Osman Turan Önal suçsuz olduğunu kanıtlayabiliyor mu?”

değildir.

Asıl soru şudur:

Osman Turan Önal'ın suçlu olduğunu kanıtlayan kişiselleştirilmiş delil nedir?

15 Temmuz gecesi ne yaptı?

Kime emir verdi?

Hangi birliği sevk etti?

Hangi öğrenciyi yönlendirdi?

Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna hangi somut eylemiyle katıldı?

Fail olarak mı?

Müşterek fail olarak mı?

Azmettiren olarak mı?

Yardım eden olarak mı?

Hangisi?

Delil nerede?

Varsa ortaya konulsun.

Yazalım.

Toplum da bilsin.

Osman Turan Önal da ömrünün geri kalanını neden cezaevinde geçirmesine hükmedildiğini bilsin.

Yoksa?

O zaman on yılın hesabını başka türlü sormamız gerekir.

Yarın: Osman Turan Önal'ın yargılama süreci, istinaf kararı, yeniden yargılama, beraat isteyen savcı ve ağırlaştırılmış müebbetle sonuçlanan hüküm…

Devam edecek…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: