Yemen Türklerinin Bozkurtlu direnişi!

14 Eyl 2026 - 21:05 YAYINLANMA

Yemen Türklerinin Bozkurtlu direnişi!Yemen Türklerinin Bozkurtlu direnişi!

Şunu baştan netleştirelim: Küresel emperyalizme karşı direnen Yemen Türklerinin, Ankara'daki iktidarla ya da resmi makamlarla hiçbir bağlantısı bulunmuyor. Onlar mücadelelerini tamamen kendi imkanlarıyla sürdürüyor; hani "Kurda boynun neden kalın demişler, kendi işimi kendim görürüm demiş" misali, kendi göbeklerini kendileri kesiyorlar. Onların her biri yalnız kurt.

Nitekim Türkiye’nin resmi diplomasisi de farklı bir kulvarda ilerlemektedir. Türkiye; uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetine verdiği resmi desteği sürdürürken, krizin aşılmasında Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi kararların uygulanmasını kararlılıkla teşvik etmeye devam ediyor.

Türkiye’nin Yemen politikasında stratejik geri çekilmesi ne zaman başladı?

Bazı yabancı gözlemcilere göre Türkiye, 2015’te destek verdiği Suudi Arabistan öncülüğündeki Husi karşıtı koalisyona yönelik tutumunu zamanla değiştirdi ve özellikle 2021’den itibaren doğrudan müdahaleden uzak duran daha dengeli bir çizgiye yöneldi.

Bu değişimde ekonomik şartlar, Katar krizi, Suriye ve Doğu Akdeniz’deki öncelikler ile Ankara’nın Suudi Arabistan, BAE ve İran’la ilişkilerini yeniden dengeleme arayışı etkili oldu.

Sana’a Center’ın değerlendirmesine göre Türkiye, Yemen’de askerî ve siyasi riskleri üstlenmek yerine müdahale etmeme ve bölgesel aktörler arasında denge kurma politikasını tercih etti.

Türkiye’nin resmî çizgisi ise Yemen’in toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan hükümeti desteklerken sorunun barış ve diyalog yoluyla çözülmesini savunmak olarak devam ediyor.

Yemen, Kızıldeniz’in açılmayan kilidi!..

Yemen iç savaşı; başlangıçta İran’ın desteklediği ABD ve Siyonizm karşıtı Ensarullah (Husiler) ile Suudi Arabistan’ın desteklediği Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC) ve Yemen hükümet güçleri arasında yaşansa da son dönemde çatışmalar neredeyse sona erme noktasına geldi. Ancak Babülmendep Boğazı’nın stratejik önemi, Yemen’i Kızıldeniz ve Aden Körfezi açısından kritik bir cephe hâline getirmeye devam ediyor.

Husilere uzun yıllardır siyasi, askerî ve teknik destek sağlayan İran’ın bu ilişkisi, sahada doğrudan bir emir-komuta zincirine dönüşmüyor. Nitekim Donald Trump’ın Husilerin ABD hedeflerine yönelik son saldırılarının arkasında İran’ın bulunmadığını açıklaması da bu durumun kanıtı.

Son operasyonlara İran’ın doğrudan karışmadığı görülürken Husiler, kendi siyasi ve askerî hedefleri doğrultusunda hareket eden bağımsız bir güç görüntüsü veriyor. İran füzeleri karşısında bölgedeki hareket alanı daralan ABD deniz güçlerinin eski etkinliğini sürdürmesi çok zor.

Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine verdiği güvenlik desteğinin de zayıfladığı görülüyor. Bu şartlarda Kuzey ve Güney Yemen’in yeniden bütünleşmesi ihtimali güçlenirken, Babülmendep– Kızıldeniz hattındaki mücadele de ABD–İran ve İran–Suudi Arabistan rekabetindeki aktörlerin değiştiği yeni bir eksen ortaya çıkıyor.

Yemen Türklüğünün tarihî derinliği ve coğrafi izleri…

​Türklerin Yemen’e ilk adım atışı Eyyubiler dönemine denk geliyor. ​Selahaddin Eyyubi, Yemen’de nizamı sağlamak amacıyla kardeşi Şemsüddevle Turanşah’ı bölgeye görevlendirdiği görülüyor.

Turanşah, 1.500 kişilik bir orduyla Yemen’e intikal ederek, Abdünnebi’nin karargâhı konumundaki Zebid başta olmak üzere Taiz, Cünd ve San'a gibi stratejik şehirleri kendi idaresine bağladı. Yemen uzun yıllar Türklerin yönetiminde kaldı.

Bölgede 300 yıldan fazla hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan göçler ve askeri intikaller ise günümüzdeki Yemen Türk toplumunun ana gövdesini oluşturdu.

Bu nedenle Yemen, Türklerin hafızasında yalnızca Arap Yarımadası güneyindeki uzak bir coğrafyadan fazlasıdır. Anadolu’nun her köşesinde yankılanan askerlik hatıraları, geri dönemeyen Mehmetçikler ve nesilden nesile aktarılan ağıtlarla yaşayan bir hafızadır.

​Tarih boyunca bölgeye yerleşen Türk unsurları, varlıklarını günümüzde de sürdürüyor. Örneğin Türk asıllı Yemenliler, başkent San'a’ya 150 kilometre mesafedeki Mahvit şehrine bağlı Beytü’t-Türkî/Türk Evi ve Beytü’l -Kürdî/Kürt Evi adlı köylerde yaşıyorlar.

Taiz, San'a, Cevf, İbb ve Rime illerine yayılan El-İsmat aşireti; San'a ilinin Deyr el-Azeb bölgesindeki El-Atiyye aşireti; Taiz’de yaşayan Ağaoğlu ailesi ve dedeleri Osmanlı döneminde mali tahsildarlık görevinde bulunan Mustafa Raşid’in torunları olan El-Rıfat aşireti, kökenlerini Osmanlı görevlilerine dayandıran başlıca Türk aile ve toplulukları arasında.

Osmanlı’nın Yemen jeopolitiği ve İngiliz rekabeti…

​Osmanlı’nın Yemen’deki varlığı; Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun kontrolü ile Hicaz ve kutsal mekânların güvenliği açısından stratejik bir zorunluluktu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve oğlu İbrahim Paşa’nın hamleleriyle Osmanlı otoritesinin Kızıldeniz’de yeniden pekişmesi, bölgenin ticaret yolları üzerindeki kritik önemini artırdı.

​Bu gelişmeye karşılık İngiltere, 1839’da Aden’i işgal ederek Güney Yemen’de kalıcı bir üs kurdu ve zamanla yerel unsurlar üzerindeki nüfuzunu yaydı. Böylece Yemen, Osmanlı-İngiliz küresel rekabetinin doğrudan çatışma alanına dönüştü. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere Yemen meselesi, sadece yerel isyanlar veya günümüzde olduğu gibi iç savaşla değil, Kızıldeniz’deki bu büyük güçler mücadelesiyle birlikte okunmalıdır.

Yemen Türkleri savaşın seyrini değiştirdi…

Tarihsel ve demografik açıdan "Yemen Türkleri" ya da Osmanlı bakiyesi Türk toplulukları, çoğunlukla 16. yüzyıldan itibaren bölgeye idareci, asker ve memur olarak yerleşen ailelerin torunlarından oluşmakta, günümüzde ise büyük oranda yerel Arap nüfusu ve kabile yapısı içerisinde eriyip entegre olmuşlar.

Başta Sana, Hudaida, Taiz ve Aden gibi tarihsel Osmanlı merkezlerinde varlığını sürdüren bu ailelerin; soyadlarında, aile şecerelerinde, ev mimarisinde, mutfak kültüründe ve sosyal geleneklerinde taşıdıkları Osmanlı-Türk mirası çok belirgin..

Son dönemde yaşanan iç savaş, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik kriz tüm ülke nüfusunu ve bu toplulukları da derinden etkilemiştir.  Güvenlik endişeleri ve zorlaşan yaşam koşulları nedeniyle bir kısmı Türkiye dâhil farklı ülkelere göç ettiler. Bölgede kalanlar sosyo-kültürel kimliklerini dar bir çerçevede muhafaza etmeye çalışıyor.

Yemen'de kalan Türk mirası…

Osmanlı'nın Yemen'den çekilmesiyle Türk-Yemen ilişkileri bir anda sona ermedi. Anadolu'dan Yemen'e giden askerlerin, memurların ve ailelerin bıraktığı insanî ve kültürel miras iki coğrafya arasındaki bağın farklı biçimlerde devam etmesini sağladı. Cumhuriyet'in kurulmasının ardından Ankara'nın Arap Yarımadası'yla ilişkilerini tamamen kestiği düşüncesi de gerçeği tam olarak yansıtmıyor.

Nitekim Cumhuriyet'in ilk yıllarında eski Yemen Valisi Mahmud Nedim Bey'in de bulunduğu Türk heyetlerinin Hicaz'a gönderilmesi, Ankara'nın bölgedeki gelişmeleri yakından izlediğini gösteriyor. Dönemin Amerikan diplomatik kayıtlarına dayandırdığım daha önceki yazımda Fahrettin Paşa'nın bölgede İngiliz nüfuzunu dengelemeye yönelik temaslarından ve Hasan Çandari adlı bir Yemenlinin Ankara ile bölgedeki Türk temsilcileri arasında haberleşmede rol oynadığına ilişkin kayıtlardan söz etmiştim.

Bu nedenle Yemen'deki Türk varlığını yalnızca 1918'de kapanmış askerî bir dosya olarak değerlendirmek eksik kalır. Yemen aynı zamanda Osmanlı'dan Cumhuriyet'e intikal eden fakat Türkiye'de yeterince araştırılmamış bir insan ve aile tarihidir.

Bozkurt işareti yapan Yemenli Türkler…

Yemen’de devam eden iç savaşta Ensarullah (Husi) hareketinin saflarında veya kontrol ettiği bölgelerde, Yemenli Türklerden oluşan ayrı bir "Türk Birlikleri" ya da bağımsız bir "Türk Milisi" yapılanmasının varlığına işaret eden ve Suud destekli Yemen hükümet güçlerine karşı savaştıklarını gösteren görüntüler sosyal medyada paylaşılmaya başlandı.

Söz konusu görüntülerde, Yemenli savaşçılar arasında bozkurt işareti yapan kişilerin yer alması dikkat çekiyor. ​Bu durum mümkün mü? Evet, mümkün. Yemen'de sadece Kahtani Araplar, Afro-Araplar ve Afrika kökenli mülteciler yaşamıyor. Özellikle Aden ve Mukalle çevresinde tarihsel ticaret bağlantıları sebebiyle yerleşen küçük çaplı Hint ve Güney Asya kökenli toplulukların yanı sıra Yemenli Türkler de mevcut hemde yüzlerce seneden beri.

​Husilerin asker toplama havuzu, stratejik bölgeleri ve Yemen'in toplumsal yapısı dikkate alındığında, Türk mirasını taşıyan unsurların bu süreçteki konumu bölgesel entegrasyon ve zorunlu seferberlik dinamikleri üzerinden şekillenmektedir.

Husilerin ana omurgasını oluşturan Kuzey Yemen (Sana, Saada, Amran, Hudaida, Dhamar) bölgesi, aynı zamanda Osmanlı döneminden kalan Türk kökenli ailelerin de en yoğun yaşadığı coğrafyadır.

Yüzyıllar içinde yerel Arap kabile yapısıyla kaynaşan ve sosyo-ekonomik açıdan tamamen yerelleşen Osmanlı bakiyesi Türk aileler, Husilerin kontrol ettiği bu bölgelerde yaşamlarını sürdürmektedir.

Husilerin ilan ettiği genel seferberlik, kabile baskıları ve ekonomik çaresizlik nedeniyle Husi saflarına katılan veya askere alınan yerel unsurların içerisinde Türk kökenli ailelere mensup bireyler de yer alıyor.

Ancak bu kişiler sadece mezhepsel, kabilevi veya zorunlu vatandaşlık aidiyetleriyle hareket etmiyor, etnik bir Türk bilinciyle savaşıyorlar. Nitekim sosyal medya hesaplarında Yemenli Türk savaşcının Bozkurt işareti yapması Turan mefkuresine bağlılığını ve Türklük mensubiyetini ortaya koymuyor mu?

Kızıldeniz Boğazı’nda Husiler baskıyı artırıyor!..

2022’deki ateşkesin ardından birkaç yıl boyunca büyük ölçüde durağan kalan cephe hattı, 2026 yazından itibaren yeniden hareketlendi; Eylül ayına gelindiğinde ise çatışmalar açık bir savaşa dönüştü. Husiler, son taarruzlarıyla Kızıldeniz kıyısında ilerleyerek Moha (Mokha), Zubab (Dhubab) ve stratejik öneme sahip Perim (Meyyûn) Adası çevresinde denetim sağladı. Bu hamleyle birlikte, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep Boğazı üzerinde ciddi bir askerî baskı oluşturdular.

Yemen’in sahip olduğu coğrafi konum, Babülmendep Boğazı üzerinden ülkeyi küresel jeopolitiğin kilit noktalarından biri hâline getirmektedir. Yemen’in karşı kıyısında Cibuti ve Eritre yer alırken; aradaki Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlar. Kuzeydeki Süveyş Kanalı ile birleşen bu hat, Asya ile Avrupa arasındaki en stratejik deniz ulaşım güzergâhlarından biridir. Dolayısıyla Yemen’de yaşanan istikrarsızlık ülke sınırlarıyla sınırlı kalmayıp Kızıldeniz’deki ticari akışı, küresel enerji naklini ve Akdeniz’e uzanan deniz trafiğini doğrudan etkilemektedir.

2024'teÜçyüz bin şehit verdiğimiz Yemen-Kızıldeniz'de Amerika ve Avrupa rekabeti!” başlıklı yazımda tam da bu noktaya dikkat çekmiş ve Kızıldeniz'deki askerî yığınağın devletler arasında doğrudan çatışma riskini artırabileceğini belirtmiştim. Daha sonra Alman ve Amerikan askerî unsurları arasında yaşanan yanlış hedefleme olayı da bu tehlikenin teorik olmadığını gösterdi.

Yemen'e Ankara'dan bakmak…

Türkiye açısından Yemen meselesi üç ayrı dönemin üst üste bindiği stratejik bir dosyadır: Osmanlı mirası, Yemen'de kalan Türk insan unsuru ve günümüzde Babülmendep-Kızıldeniz üzerinden şekillenen jeopolitik rekabet.

Karadeniz'deki savaş Kuzey Koridoru'nu, Kızıldeniz'deki kriz ise Süveyş-Babülmendep üzerinden geçen Güney Koridoru'nu baskı altında tutarken Türkiye'nin merkezinde bulunduğu Orta Koridor'un stratejik değeri daha görünür hâle geliyor.

Bu nedenle Yemen'de atılan bir füzenin veya Babülmendep'te durdurulan bir geminin etkisi yalnızca Sana'da, Riyad'da ya da Washington'da hissedilmiyor; Ankara'nın ticaret ve güvenlik hesaplarına kadar uzanıyor.

Suudi Arabistan gitti gider…

"Yemen katliamcısı Suudilerin sonunu müjdeleyen İlahi işaret, Kabe Örtüsü’nün yırtılması mı!"

Hatırlarsanız 2015’te Kabe’de 107 kişinin hayatını kaybettiği 1238 kişinin yaralandığı vinç faciasında Kabe örtüsü de zarar görmüştü. Kabe örtüsünün yırtıldığı her olayda o bölgeye hükmeden şahıs ve hanedanlar tarih sahnesinden silinmişler. Hicri 644 yılında Kâbe’nin örtüsü şiddetli bir rüzgar vesilesiyle parçalandı ve Kâbe, tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı ve bu Abbasi Devletinin yıkılışının başlangıcı oldu ve bu olaydan kısa süre sonra yıkıldı. (İbni Kesir, el-Bidaye ven Nihaye, c.17, s. 289)

Bir başka kaynakta İbnu’l Hüseyin’in Kenaşetu’l İtibar kitabında şöyle bir değerlendirme mevcuttur;

Bazı tarihçiler nakleder ki; Kabe’nin örtüsünün rüzgar vesilesiyle parçalanıp açılması, sultanın veya hükümetin sonunun geldiğinin habercisidir. Mansur zamanında da böyle birşey oldu ve çok geçmeden Mansur öldü” Bu bilgi ve yorumlara göre….

Ümitvar olmaya devam. Küresel emperyalist ve Siyonist sistemin çöküş süreci başladı. Dünya  Türklüğünün çekirdek kadrosu, Beyaz Hayaletler 41. Eksende. Uluslararası ilişkiler veya stratejik analizlerde "41. Eksen" kavramı kullanıldığında; ABD (New York/East Coast), Akdeniz/Balkanlar, Türkiye/Boğazlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Doğu Asya'yı (Kuzey Kore/Japonya) aynı yatay kuşakta birleştiren küresel güç ve çatışma kuşağı kastedilir.   Pilavdan dönen kaşığın sapı kırılsın der gibisiniz, haklısınız, İcebergiz.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

YAZARIN DİĞER YAZILARI