Tahran’ın Kuzey Irak hamlesi ve sınır güvenliğinde Türkiye-İran makası!
Tahran’ın Kuzey Irak hamlesi ve sınır güvenliğinde Türkiye-İran makası!
İran Ordusu bünyesindeki Kandil–Süleymaniye– Erbil hattındaki harekâtında terör örgütlerinin kaybı büyük bu kapsamda İran Ordusunun Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki İranlı Kürt muhalif örgütlere yönelik saldırılarını belirgin biçimde artırdığı görülmektedir.
Nitekim sosyal medyada ve bazı haber kanallarında “800 ila 1000 teröristin imha edildiği” iddia ediliyor. İddiaların en dikkat çekici boyutunu ise, etkisiz hâle getirilen unsurlar arasında Peşmerge üniformasıyla bölgede faaliyet gösterdiği öne sürülen ABD Delta Force personelinin de bulunup bulunmadığı sorusu oluşturuyor.
Kürt kaynaklarının açıkladığı bilançolarda, 17 Temmuz’a kadar en az 29 kişinin öldüğü belirtilmektedir. Ölenlerin Kürt örgüt mensupları, Peşmerge güçleri, güvenlik personeli ve sivillerden oluştuğu ifade edilmektedir.
Mesala 17 Temmuz 2026 Cuma günü, İran Ordusunun
Irak Kürdistan Bölgesi'nin
Süleymaniye vilayetinde bulunan "Zargvezala" bölgesindeki İran Kürdistan Komala Partisi karargahını hedef alan 6 füze saldırısı sonucunda, bu partiye mensup 9 Peşmerge hayatını kaybetmişti.
İran Kürdistan Komala Partisi Merkez Komite Sekreterliğinin 17 Temmuz Cuma 2026 tarihli açıklamasında bu saldırıların 39 gündür devam ettiği belirtilmişti.
İran özel kuvvetlerinin sınır ötesi operasyonları…
Öte yandan İran ordusunun açıklamalarına dayandırılan haberlere göre, İran Kara Kuvvetlerine bağlı 65’inci Hava İndirme Özel Kuvvetler Tugayı, diğer adıyla NOHED Tugayı, Irak Kürdistanı içinde toplam 11 sınır ötesi operasyon gerçekleştirmiştir.

65. Hava İndirme Özel Kuvvet Tugayı, İran düzenli ordusunun yani Artesh Kara Kuvvetleri’nin en seçkin birliklerinden biridir. NOHED adı, Farsça Niruhâ-ye Vije-ye Havâbord ifadesinin kısaltması ve “Hava İndirme Özel Kuvvetleri” anlamında. Birlik, yeşil bereleri nedeniyle İran’da zaman zaman “Kolah Sebzha /Yeşil Bereliler” olarak da anılıyor.
Kökenleri 1959’a kadar uzanan birlik, 1979 İran Devrimi’nden önce Amerikan özel kuvvetlerinin eğitim ve doktrin desteğiyle geliştirilmiş. İran-Irak Savaşı sırasında keşif, sızma, baskın ve düzensiz harp görevlerinde yoğun biçimde yer almışlar. 1991–1992 döneminde 23. Komando Tümeni’nden ayrılarak bağımsız 65. Tugay olmuş.
NOHED, Devrim Muhafızları’na değil, İran düzenli ordusuna bağlı…
Bu yönüyle Kudüs Gücü ve Saberin birliklerinden ayrı. Kudüs Gücü daha çok İran dışındaki gizli ve vekil güç operasyonlarıyla, Saberin ise Devrim Muhafızları Kara Kuvvetlerinin sınır ve iç güvenlik harekâtlarıyla ilişkilendirilirken; NOHED, profesyonel askerî özel harekât ve hava indirme kapasitesiyle öne çıkıyor.
Operasyon Devrim Muhafızlarının değil İran Ordusunun…
İran tarafı, bu operasyonlarda sekiz orta düzey Kürt muhalif örgüt yöneticisinin öldürüldüğünü, üç üs veya karargâhın imha edildiğini ve özel kuvvet birliklerinin Irak topraklarına girerek hedeflere yönelik operasyon yaptığını ileri sürmüştür. Burada önemli ayrıntı, İran’ın 65’inci NOHED Tugayınin, Devrim Muhafızları Ordusuna değil, İran’ın düzenli ordusu olan Artesh’e bağlı olması.
Bununla birlikte, bölgedeki füze ve insansız hava aracı saldırılarının bir kısmının İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından gerçekleştirildiği veya bu yapıya bağlı birliklere atfedildiği bildirilmektedir. Bu çerçevede, düzenli ordu özel kuvvetlerinin kara sızması, keşif ve hedefe yönelik operasyonlar yaptığı; Devrim Muhafızlarının ise füze, kamikaze dron ve uzun menzilli ateş desteği sağladığı değerlendirilmektedir.
Süleymaniye hattındaki saldırılar…
17 Temmuz 2026 sabahı Süleymaniye yakınlarındaki Zargwez veya Zargwezila bölgesinde, İran Kürdistanı Komala Partisine ait bir kamp füze ve insansız hava araçlarıyla vurulmuştur.

Komala, saldırıda dokuz mensubunun öldüğünü, üç kişinin yaralandığını ve yaralılardan ikisinin durumunun ağır olduğunu açıklamıştır. Ölenlerin bir kısmının örgütün silahlı saflarına katılmak üzere eğitim gören kişiler olduğu belirtilmiştir.
Uluslararası haber ajanslarına dayanan haberlerde de saldırıda dokuz kişinin öldüğü bildirilmiş, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, İran’a saldırıları durdurma çağrısında bulunmuştur.
Bu nedenle Süleymaniye hattında İran’ın ciddi saldırılar gerçekleştirdiği doğrulanmaktadır. Ancak teyit edilebilen kayıp sayısı yüzlerce değil, söz konusu saldırı bakımından dokuz kişidir.
Erbil hattındaki saldırılar…
Süleymaniye saldırısının ardından Erbil yakınlarında İran Kürdistan Özgürlük Partisine, yani PAK’a ait bir kampın İran’a atfedilen insansız hava aracı saldırısıyla vurulduğu bildirilmiştir.
PAK yetkilileri, saldırıda sekiz mensuplarının yaralandığını ve saldırının gece saatlerinde gerçekleştirildiğini açıklamıştır. Kampın Erbil yakınlarında bulunduğu belirtilmiştir.
Daha önce de Erbil, Koya, Pirde, Gomaspan ve Khabat çevresindeki İranlı Kürt örgütlere ait kampların füze ve insansız hava aracı saldırılarına hedef olduğu bilinmektedir. Bu durum, İran’ın operasyon alanının yalnızca Süleymaniye ile sınırlı olmadığını, Süleymaniye–Erbil–İran sınırı boyunca uzanan geniş bir bölgedeki muhalif örgüt kamplarını hedef aldığını göstermektedir.
Kandil’e yönelik büyük kara harekâtı teyit edilmedi…
İran özel kuvvetlerinin Kandil Dağı’na kadar uzanan geniş çaplı bir kara harekâtı başlattığını doğrulayan güvenilir bir resmî açıklama veya bağımsız haber yok. Bununla birlikte Kandil’in adı sosyal medya paylaşımlarında ve bazı yorumlarda sıkça geçiyor.
Bunun temel nedenlerinden biri, Kandil’in İran, Irak ve Türkiye sınır üçgenine yakın geniş bir dağlık bölgeyi ifade etmesidir. Ayrıca PKK ve PJAK’ın bölgedeki varlığı nedeniyle, Irak Kürdistanı’ndaki sınır ötesi askerî hareketlilik zaman zaman doğrudan “Kandil operasyonu” şeklinde sunulmakta.
Ancak İran’ın hedef aldığı Komala, PAK ve İran Kürdistan Demokrat Partisi kamplarının önemli bir kısmı Kandil’den farklı olarak Süleymaniye, Koya, Erbil ve İran sınır hattında bulunmaktadır. İran’ın geçmişte PJAK’a karşı yürüttüğü operasyonlarla günümüzde Komala ve PAK’a yönelik saldırıların birbirine karıştırıldığı da değerlendirilmektedir.
Mevcut doğrulanmış bilgiler, Kandil’in tamamını kapsayan klasik anlamda büyük çaplı bir kara harekâtından ziyade, İranlı Kürt muhalif örgütlerin belirlenmiş kamplarına yönelik özel kuvvet sızmaları, füze saldırıları ve insansız hava aracı operasyonlarından oluşan dağınık fakat koordineli bir askerî faaliyet zincirine işaret etmektedir.
İran’ın harekâttaki muhtemel hedefleri…
İran’ın Irak Kürdlerine yönelik operasyonlarının yalnızca askerî değil, daha geniş kapsamlı bir güvenlik stratejisinin parçası olduğu söylenebilir. İran’ın temel hedeflerinden biri, sınır hattındaki İranlı Kürt muhalif örgütlerin hareket alanını daraltmak ve bu grupların İran topraklarına sızmasını önlemektir.
Tahran yönetimi uzun süredir Irak hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetiminden İranlı Kürt örgütlerin sınır hattından uzaklaştırılmasını, silahsızlandırılmasını ve kamplarının kapatılmasını talep ediyordu. İran ayrıca, bu örgütlerin ABD veya İsrail istihbaratıyla iş birliği yapabileceğini öne sürüyor.
Operasyonların bir diğer amacı, Erbil ve Süleymaniye yönetimlerine baskı uygulamaktır. İran, Kürdistan Bölgesel Yönetimine kendi topraklarında İran karşıtı yapılara güvenli alan sağlamaması yönünde mesaj vermektedir.
NOHED Tugayının operasyonlarının kamuoyuna açıklanması da İran’ın yalnızca füze ve dron saldırıları gerçekleştirmediğini, gerektiğinde Irak topraklarında insanlı ve hedefe yönelik özel kuvvet operasyonları yapabildiğini gösterme amacı taşıyor olabilir.
İran'dan bölgeye kapsamlı baskı ve tasfiye harekâtı…
İran’ın Irak Kürdistan Bölgesi’nde ciddi ve çok yönlü bir askerî operasyon yürütüyor. İran özel kuvvetlerinin sınır ötesi operasyon gerçekleştirdiği, Süleymaniye ve Erbil çevresindeki İranlı Kürt muhalif örgüt kamplarının füze ve dronlarla hedef alındığı yönündeki bilgiler büyük ölçüde doğru.
İran’ın ABD destekli ayrılıkçı Kürt gruplara yönelik operasyonlarının arka planı…
Trump, ABD’nin İran’daki muhaliflere ulaştırılmak üzere Kürt gruplar aracılığıyla silah gönderdiğini; ancak silahların hedeflenen kişilere ulaşmadığını ve Kürt grupların beklenen etkiyi gösteremediğini söylemiş, Kürt örgütleri ise bu iddiayı reddetmişti.
Bu açıklama, İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki silahlı Kürt örgütlerini yalnızca bölgesel tehdit değil, ABD ve İsrail tarafından kullanılabilecek potansiyel vekil güçler olarak gördüğünü ortaya koymuyor mu? Aynı endişe Türkiye’de yok mu?
Bu nedenle Devrim Muhafızlarının Erbil ve Süleymaniye çevresindeki kamplara yönelik saldırıları; silah depolarını, eğitim merkezlerini ve olası sızma güzergâhlarını önceden etkisizleştirme girişimi görülebilir. İran; bu grupları ABD ve İsrail'in her zaman kullanılabileceği bir tehdit görerek önleyici tasfiye operasyonlarına yönelmiştir.
Türkiye–İran hattında Kuzey Irak’ta terör gruplarına karşı eş zamanlı hareketlilik…
İran Devrim Muhafızları'nın Irak'ın kuzeyindeki İranlı Kürt silahlı gruplarına yönelik füze, İHA ve özel kuvvet operasyonlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, bağımsız kaynaklarda bölgedeki bazı Türkmen kökenli silahlı unsurların da aynı eksende hareketlilik gösterdiğine ilişkin bilgiler var.
Haşdi Şabi içindeki Şii Türkmen grupların rolünden söz ediliyor. Haşdi Şabi, 2014’te IŞİD’e karşı kurulan ve daha sonra Irak’ın resmî güvenlik yapısına bağlanan, çoğunluğu Şii milis gruplardan oluşan silahlı bir çatı yapılanma.
Haşdi Şabi bünyesinde, özellikle Kerkük, Tuzhurmatu, Telafer ve Musul çevresinde faaliyet gösteren Şii Türkmen birlikleri mevcut. İran’a yakın Haşdi Şabi unsurlarının son dönemde sahadaki komutanlarına daha geniş hareket serbestisi tanındığı ve İran’ın bölgesel güvenlik hedefleri doğrultusunda faaliyet gösterdikleri bildiriliyor.
Bu nedenle bazı Şii Türkmen grupların, İran Devrim Muhafızlarının Kuzey Irak’taki İran karşıtı Kürt örgütlerine yönelik harekâtıyla eş zamanlı olarak keşif, bölge güvenliği, lojistik destek veya geçiş güzergâhlarını denetleme faaliyetlerine katılmış olması söz konusu.
Bununla birlikte, bu grupların İran ordusuyla ortak veya koordineli operasyon yürüttüğünü doğrulayan bağımsız ve güvenilir bir resmî kanıt henüz yok. Ancak sahadaki gelişmelere bakılırsa İran; yalnızca kendi askerî unsurlarını değil, Irak'taki müttefik yerel yapıları da güvenlik stratejisinin bir parçası olarak değerlendirmekte.
Analistler, Tahran'ın hedefinin, ABD ve İsrail'in ileride kullanabileceği İran karşıtı Kürt silahlı yapılanmaların hareket alanını daraltmak ve sınır hattında yeni bir cephe oluşmasını engellemek olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle son dönemde gözlenen eş zamanlı hareketlilik, tek merkezden yönetilen ortak bir askerî operasyon olarak değil; İran'ın güvenlik öncelikleri doğrultusunda şekillenen, aynı hedefe yönelen ancak farklı aktörlerin sahadaki faaliyetlerinin örtüşmesi denilebilir.
Peki, Türkiye bu sürecin neresinde?
Resmî olarak herhangi bir görevi veya sorumluluk taşımayan; gayri nizami harp eğitimi almış unsurların, durumdan vazife çıkarmayı kendilerine ilke edinmiş sivil vatansever gönüllülerin ya da emekli güvenlik korucularının Türkiye-İran veya Türkiye-Irak sınırını geçerek karşı tarafta faaliyet yürüttüğünü söylemek mümkün müdür?
Elbette hayır! Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yaklaşımı ve resmî devlet politikası, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine dayanmaktadır. Bu çerçevede, devletin bilgisi ve hukuki yetkisi dışında sınır ötesi bireysel veya gayriresmî silahlı faaliyetler söz konusu olamaz.
Ya bıçak kemiğe dayanmışsa?