BOP çöktü, İran değişti, ABD destekli PJAK Komele imha edildi… Kerkük Atabeyliği kut bolsun!

29 Tem 2026 - 11:53 YAYINLANMA

BOP çöktü, İran değişti, ABD destekli PJAK Komele imha edildi… Kerkük Atabeyliği kut bolsun!

Ömür Çelikdönmez yazdı;

BOP çöktü, İran değişti, ABD destekli PJAK Komele imha edildi… Kerkük Atabeyliği kut bolsun!

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ABD tarafından Ortadoğu ile Kuzey Afrika'da demokrasi, ekonomik reform ve güvenliği teşvik etmeyi amaçlayan bir girişimmiş gibi 2004 yılında kamuoyuna, duyuruldu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının BOP eş başkanı olduğunun açıklanması, projeye tepkileri engelleyemedi.

Türkiye'de çok sayıda akademisyen, stratejist ve siyasetçi, projenin uygulamada bölge sınırlarını ve güç dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini, bunun da Türkiye'nin jeopolitik konumu, üniter yapısı ve milli güvenliği açısından riskler doğurduğunu savundu.

BOP ve "O.K. Musti, Türkiye Tamam-dır"

Haksız değillerdi. Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi, jeopolitik bir yeniden dizayn planıydı. ABD'nin Afganistan ve Irak müdahaleleri, Arap Baharı süreci, Suriye'deki iç savaş ve son dönemde İran'a yönelik askeri ve siyasi baskıları aynı stratejik zincirin halkalarıydı.

Türkiye'nin çevresindeki ülkelerin zayıflatılması veya yeniden şekillendirilmesi, Ankara'nın bölgesel etkinliğini sınırlandırmayı amaçlayan uzun vadeli bir planın parçasıydı. Bu sahada DEAŞ/IŞİD ve PKK/PYD/YPG/SDG gibi birden fazla farklı aparat kullanıldı.

Bu süreçte çevre kuşakta peş peşe yürütülen operasyonların ulaştığı safha, stratejik baskının ağırlık merkezinin Türkiye'nin jeopolitik konumu, bölgesel gücü ve üniter devlet yapısına kaydığını ortaya koydu.

Türkiye yalnızca küresel ve bölgesel terör örgütlerinin açık hedefi hâline getirilmekle kalmadı; aynı zamanda NATO müttefiki bazı ülkelerin istihbarat servislerinin yoğun faaliyet yürüttüğü, operasyonel rekabetin yaşandığı ve İlgi Alanı/Area of Interest – AI olarak değerlendirilen kritik bir coğrafyaya dönüştü.

Nazım Hikmet'in dediği gibi, "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan / bu memleket, bizim." diyen; binlerce yıllık devlet ve ordu geleneğini yaşatan Türk milletinin eli armut toplamadı. ÜçlerYedilerKırklar'ın destur verdiği çelik çekirdek, dünyanın dört bir tarafında Beyaz Hayaletler -tayf-vasıtasıyla kendisine biçilen kefeni yırttığı gibi, ülkesine ve milletine kendi gözü gibi bakmayanların da mezarını kazdı.

Ve BOP çöktü işte yansımaları…

Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) iflası, Türkiye açısından sınır güvenliği ve stratejik özerklik bağlamında çok yönlü ve çok amaçlı bir jeopolitik dönüşümü kesinleştiren projenin çöküşü, bölgede sınırların yapay müdahalelerle yeniden çizilmesi riskini ve komşu ülkelerin parçalanma sürecini durdurmuş, Türkiye’nin güney sınırlarında kurulmak istenen uydu devlet yapılarına dayalı birinci derece güvenlik tehdidini bertaraf etmiştir.

Ancak bu dağılma, küresel aktörlerin geride bıraktığı güç boşluğunun terör örgütleri, kontrolsüz göç dalgaları ve kronik istikrarsızlıklarla dolması sonucunu doğurmuş ve Türkiye'yi sınır ötesinde maliyetli bir güvenlik kuşağı oluşturmaya mecbur bırakmıştır.

Neticede TürkiyeBatı eksenli bu tasarımın tasfiyesiyle stratejik manevra alanını genişleterek kendi bölge merkezli dış politikasını tahkim etmiş; fakat aynı zamanda etrafındaki çok kutuplu güç rekabetinin ve bölgesel kaosun doğrudan yükünü sırtlanan ana aktör haline gelmiştir. Varsın gelsin, biz razıyız. Neden mi?

Sinoplu Diyojen, Bayatlı Fuzûlî…

Bu gerçeklik karşısında Türk Devleti'nin duruşu, tıpkı Diyojen'in Makedonya Kralı İskender'e verdiği şu cevapta gizlidir: Gölge etme, başka ihsan istemem.”

Yine Oğuzların Bayat boyuna mensup, hayatı boyunca Irak dışına çıkmamış; KerbelâNecefHille ve Bağdat çevresinde yaşamış Fuzûlî'nin dediği gibi: Aşk derdiyle hoşem, el çek ilâcımdan tabîb; Kılma derman kim helâkim zehr-i dermanındadır.”

Bu beytin günümüz Türkçesindeki karşılığı şöyledir: Ey tabip! Ben aşk derdinden memnunum; ilacını benden esirge. Bana derman olmaya çalışma; çünkü benim mahvoluşum, bana vereceğin o dermanın kendisindedir.”

İran değişti stratejik tasfiye, Batı'nın hesabını bozdu!..

Savaşın başlamasıyla birlikte, Washington'la kısa sürede bir ateşkes veya uzlaşı arayışına girilmesini savunan ya da bunu askerî ve ekonomik zorunluluk olarak gören sivil ve askerî unsurların karar alma mekanizmalarından tasfiye edilmesi, Tahran'ın stratejik direncini artıran en kritik gelişmelerden biri oldu.

Böylece İran, çatışmayı yalnızca askerî cephede değil, devlet iradesi düzeyinde de sürdürme kararlılığı sergiledi. Bu tablo, ABD ve Batılı çevrelerin İran'ın zenginleştirilmiş uranyum kapasitesini denetim altına alma, enerji altyapısını kontrol etme ve ülkenin petrol ile doğal gaz rezervleri üzerinde jeostratejik üstünlük kurma hedeflerini önemli ölçüde sekteye uğrattı.

Sonuç itibarıyla harekât, İran'ın karar alma merkezini kırmaya ve stratejik kaynaklar üzerinde fiilî nüfuz tesis etmeye yönelik hedeflerine ulaşamadan, beklenenden daha maliyetli ve sınırlı sonuç üreten bir güç mücadelesine dönüştü.

İran'da devlet refleksinin devreye girmesiyle, Turan ülkesi İran'ı sahipsiz sanan ve ülkeyi neredeyse kayıtsız şartsız teslime hazırlanan, Londra destekli ABD referanslı sözde “Barış Lobisi” devre dışı bırakıldı. Şah İsmail'in torunları, Ağa Hamaney’in yoldaşları şimdi daha etkin. O nedenle “Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr” sözü, küresel şer odakları karşısında daha bir anlamlı.

Teslimiyetçi Batı uşaklarının tasfiyesi nasıl anlaşılıyor?

İran, bölgesel güvenlik politikalarını; PKKPJAK ve diğer silahlı Kürt yapılanmalarına yönelik yaklaşımını, bölgede kontrol boşluğu oluşturan küresel güçlerin nihai hedeflerini yanlış okuyarak kendi stratejik çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştı.

Bu politikasında büyük ölçüde başarılı olduğunu düşündü. Tahran'ın inşa ettiği ve İran'dan başlayıp IrakSuriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz'e uzanan Şii Kuşağı, uzun süre bölgesel nüfuzunun en önemli jeostratejik dayanağı ve güç projeksiyonu olarak görüldü.

Bu çerçevede, zaman zaman bu örgütlerin Türkiye'nin güvenlik gündemini meşgul etmesine kayıtsız kaldığı, sınır hattındaki hareketliliklerine göz yumduğu veya bu durumu Ankara üzerinde bir baskı unsuru olarak değerlendirdiği raporlarda yer aldı.

Buna karşılık, aynı örgütler İran'ın ulusal güvenliğini tehdit etmeye başladığında ise özellikle PJAK'a karşı kapsamlı askerî operasyonlar düzenlemekten de geri durmadı. Bu durum, Tahran'ın örgütlere yönelik politikasının ideolojik değil, büyük ölçüde jeopolitik çıkar odaklı olduğunu gösteriyordu.

İran yavaş yavaş değişti-ril-di. İran'ın asli unsuru Türkler, yönetimin her kademesinde ve ordunun her biriminde görev aldı. Bunun nasıl mümkün olduğunu öğrenmek isteyenler, Ortadoğu uzmanı ve eski istihbarat analizcisi merhum Dr. Recep Albayrak'ın hayatına mal olan iki ciltlik “Türklerin İranı – Yakın Gelecek” adlı eserini okusun.

Bu kitaptan haberdar olmamı sağlayan, özel kütüphanesinden getirerek okumama vesile olan, Öze Dönüş Platformu ve Türk Hareketi Derneği Başkanı Kur. Alb (e) Atila Şimşek’e ayrıca teşekkür ederim.

Bu kitap öyle böyle değil, İran coğrafyasındaki Türk varlığını, demografisini ve jeopolitik geleceğini çok boyutlu bir şekilde masaya yatıran en kapsamlı referans eserlerden biridir. Hocanın ruhu şad mekanı cennet olsun.

İran kendi sınırları ve Kuzey Irak'taki terör kamplarını yerle bir etti...

Tahran-Ankara hattındaki diyalog, giderek daha dikkat çekici ve stratejik bir boyut kazanıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamada özetle şunları söylemişti: "Türkiye, savaş boyunca İran sınırlarından silahlı Kürt gruplarının harekete geçmesini önlemede çok etkili bir rol oynadı. AnkaraABD ile görüşmeler yaptı ve çok net bir tutum sergiledi. Bu sayede İran'ı bölme ve içeride karışıklık çıkarma planı başarısız oldu.”

Bu iş birliği ve diyaloğun sahadaki yansımaları, ABD ile İran arasında çatışma eksenli görüşmeler sürerken, Türkiye sınırına yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan, Urmiye Gölü'nün batısındaki Batı Azerbaycan Eyaleti'nin merkezi Urmiye'de; ayrıca İran'ın batısında Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı KirmanşahKürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde de görülüyor. Kürt silahlı grupları ile İran güvenlik güçleri ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasındaki çatışmalar ise neredeyse her gün yaşanmaya devam ediyor.

DEM şaşırdı!..

İran ordusu, terör örgütlerine yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdıkça, farklı çevrelerden yükselen tepkiler de dikkat çekiyor. Nitekim DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da İran'ın, Kürdistan Bölgesi'ne yönelik operasyonlarına tepki göstererek, "İran rejimi iyi bilsin ki Kürtleri katlederek bir yere varamaz. Herkes aklını başına alsın. Kürtler, Kasr-ı Şirin dönemindeki Kürtler değil. İranABD ve İsrail saldırılarına karşı duyduğu öfkeyi Kürtlerden çıkarıyor.” ifadelerini kullandı.

İran bu konuda ne Bağdat Hükümetini ne Barzani ne de Talabani ailelerini dinlemiyor, Irak'ın kuzeyindeki Erbil kentinde faaliyet gösteren ayrılıkçı Kürt gruplarına sürekli füze saldırıları düzenliyor.

Bu kapsamda, Rojhılatlı Kürdistan Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele)'ye ait, Erbil'in Çoman ilçesindeki Alana Vadisi'nde bulunan genel merkez vuruldu. İran ayrıca, İranlı Kürt muhalif grupların kamplarına ev sahipliği yapan Süleymaniye yakınlarındaki Zirgwez'de bulunan parti kampını da füzelerle yerle bir etti.

GarbiTrakya, Cenûb-ı Garbî Kafkas örnekleri…

İran Ordusu UrmiyeErbilDuhok ve Süleymaniye kırsalında konuşlu terör kamplarını vurdukça Kerkük ve Musul Atabeyliklerinin önünü açıyor olabilir mi? Yıllardır Suriye ve Irak Türkmenlerinin fedaratif bir yapılanma süreci içinde olduklarını veya olmaları gerektiğini vurguluyorum.

Yakın tarihimizde Garbî Trakya Hükûmet-i Müstakilesi Batı Trakya Geçici Hükûmeti, yine I. Dünya Savaşı'nın ardından Kars merkezli kurulan Cenûb-ı Garbî Kafkas Hükûmet-i CumhuriyesiIstanbul yönetiminin icazetini almadan kurulmuşlardı.

Daha yakın tarihte 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Türklerin kontrolündeki bölgelerde, Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi (1974–1975) oluşturulmuş, bu 13 Şubat 1975 – 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti adını almıştı. Günümüzde ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diyoruz.

Selçuklu’da Atabeylik, Suriye ile Irak Atabeylikleri…

Selçuklu Devleti'nde Atabeylik, yalnızca bir eğitim görevi değil, devletin sürekliliğini güvence altına alan stratejik bir yönetim kurumuydu. Sultan tarafından seçilen tecrübeli devlet adamları, şehzadelerin (meliklerin) hem askerî ve idarî eğitimini üstlenir hem de onların görevlendirildiği eyaletleri fiilen idare ederek merkezi otoritenin taşradaki temsilcisi olarak görev yapardı.

Bu sistem sayesinde şehzadeler devlet yönetiminde tecrübe kazanırken, imparatorluğun geniş coğrafyasında idari istikrar korunurdu. Zamanla bazı atabeyler güçlenerek kendi hanedanlarını kurdular. Başlıcaları: Zengî Atabeyliği (Musul- Halep), Salgurlular (Fars Atabeyliği), İldenizliler (Azerbaycan Atabeyliği), Begteginliler (Erbil Atabeyliği).

Atabeylik" kavramının özünde yatan "Türkmen varlığının korunması, yerel idari etkinlik ve kendi kendini yönetme/eğitme" felsefesi, yeniden modern dünyanın idari modelleriyle çağdaş bir boyuta taşınabilir.

Kerkük Atabeylik idaresi gün mü sayıyor?

Sakın bu muhtemel gelişmeleri Ankara'daki mevcut hükümetin tek başına bir tasarrufu sanmayın. Bu tablo, Irak Türklerinin binlerce şehit vererek yürüttüğü yüzyıllık mücadelenin bir sonucudur. Ankara'nın taşına toprağına, feleğin işine bakanların kararlı duruşu kadar; Hürmüz'de BOP'u bozguna uğratan Tahran'ınTebriz'in yiğit evlatlarının ve Şah İsmail'in torunlarının da bu süreçte büyük katkıları söz konusudur.

Kerkük'te değişen güç dengeleri ve Türkmenlerin devlet içindeki konumu…

Irak'ın 2005 yılında yürürlüğe giren Anayasası'nın 140. maddesi uyarınca Kerkük ve çevresi, Bağdat ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında statüsü nihai olarak belirlenmemiş, aidiyeti tartışmalı bölgeler arasında yer almaktadır. Bu anayasal belirsizlik, Kerkük'ü yalnızca etnik ve siyasi rekabetin değil, aynı zamanda Irak'ın güvenlik, enerji ve jeopolitik dengelerinin merkezine taşımıştır. Türkmenlerin siyasi iradesi ise büyük ölçüde Irak Türkmen Cephesi (ITC) çatısı altında temsil edilmektedir.

-Kerkük vilayeti valiliği görevine seçilen Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa

Uzun yıllar boyunca idari ve siyasi denklemin dışında bırakılan Türkmenler açısından, Nisan 2026'da ITC Başkanı Muhammed Seman Ağa'nın (Mehmet Seman Ağa) Kerkük Valiliğine seçilerek Cumhurbaşkanlığı mazbatasıyla resmen göreve başlaması yalnızca bir görev değişikliği değil, Kerkük'teki güç dengelerini etkileyen stratejik bir kırılma noktasıdır. Bu gelişme, Türkmenlerin karar alma mekanizmalarındaki temsil kapasitesini artırırken, Kerkük'ün geleceğine ilişkin siyasi müzakerelerde de yeni bir denge oluşturmuştur.

Türkmenler milis gücü değil Irak ordusunun omurgası…

Irak'taki güvenlik dengeleri açısından Türkmenlerin etkisi, kamuoyunda zaman zaman oluşturulan algının aksine, bağımsız etnik silahlı yapılar üzerinden değil, Irak devletinin resmî güvenlik kurumları içerisindeki varlıklarıyla ortaya çıkmaktadır.

Türkmen personel; Irak OrdusuIrak Federal Polisi ve yasal statüye sahip Haşdi Şabi bünyesindeki Türkmen tugaylarında görev yaparken, ITC bünyesinde yalnızca parti teşkilatlarını, yöneticilerini ve Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bazı bölgeleri korumakla görevli sınırlı sayıda hafif silahlı güvenlik personeli bulunmaktadır.

2017 yılında DEAŞ'ın Kerkük'ten çıkarılmasının ardından uygulamaya konulan yeni güvenlik düzeniyle birlikte kent merkezindeki güvenlik yetkisi tamamen Bağdat'a bağlı resmî devlet kurumlarına geçmiştir.

Bu tarihten itibaren Kerkük şehir merkezinde Peşmerge'nin veya yasal statü dışında faaliyet gösteren herhangi bir etnik silahlı yapının resmî askerî varlığı ya da fiilî hâkimiyeti bulunmamaktadır.

Kerkük Müşterek Operasyonlar Komutanlığı'nın sevk ve idare mekanizmasında görev yapan Türkmen subaylar ile kırsal alanda komutanlık koordinasyonunda faaliyet gösteren Haşdi Şabi bünyesindeki Türkmen birlikleri, Irak'ın resmî güvenlik kapasitesinin ayrılmaz unsurları olarak hem terörle mücadele faaliyetlerinde hem de Kerkük'ün güvenlik ve istikrarının korunmasında etkin rol üstlenmektedir.

"Kerkük Atabeyliği nasıl olur, ne zaman kurulur?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Belki de bunun adı henüz resmen konulmadı; ancak fiilî anlamda bir Atabeylik düzeni çoktan tarih sahnesindeki yerini almaya başlamıştır. Zira Kerkük'te ortaya çıkan yeni siyasi ve güvenlik dengeleri, Türkmenlerin devlet mekanizması içindeki etkinliğini her geçen gün daha da artırmaktadır. Çünkü Pax Turcica, yani Türk Çağı, yalnızca bir söylem değil; bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiren stratejik bir gerçeklik olarak kendini hissettirmektedir.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

YAZARIN DİĞER YAZILARI