Ömür Çelikdönmez yazdı;
Trump'ın Netanyahu'ya "Suriye ve Lübnan'dan çekil" baskısının arkasındaki güç Ankara!
ABD merkezli yayıncılık platformu Axios; Ankara dönüşü Trump’ın Netanyahu’ya; “Suriye ve Lübnan’dan çekil” mesajı verdiğini haberleştirdi. Bu haber, kısa sürede Ortadoğu’da yankılandı. İşgalci Siyonist Netanyahu hükümetine adeta soğuk duş yaptırdı. Avrupa medyası ise haberi şaşkınlıkla karşıladı.
Böylesine önemli bir haberin servis edildiği Axios nasıl bir medya organı, sahipleri kimler ve Trump'a yakınlığı var mı? Tabi ki var. 2 Mayıs 2017’’e Alex Shephard; “newrepublic.com”da yayınladığı makalesinde “Axios ve Donald Trump’ın adeta birbirleri için yaratılmış gibi olduğunu” yazmıştı.
Alex Shephard, 2015'ten beri siyaset ve kültür konularını ele aldığı The New Republic'in kıdemli editörü. Araştırma analizleri New York, GQ, The Atlantic, The Nation ve diğer yayınlarda da yer almış deneyimli bir medya çalışanı.
Küresel diplomatik ilişkileri en hızlı sızdıran kaynak…
Axios, 2017 yılında ABD'de kurulan, özellikle siyaset, iş dünyası, teknoloji, bilim ve medya alanlarında faaliyet gösteren oldukça popüler ve saygın bir dijital haber ve yayıncılık platformu. Siyasetin kalbi olan Washington D.C.'deki gelişmeleri, Beyaz Saray kulislerini ve küresel diplomatik ilişkileri en hızlı sızdıran kaynaklardan biridir. Özellikle ABD iç ve dış politikasına yön veren karar alıcıların sızdırdığı kulis haberleriyle tanınır.
Jim VandeHei, Mike Allen ve Roy Schwartz, modern dijital yayıncılığın seyrini değiştiren iki büyük platform olan Politico ve Axios’un kurucu ortaklarından.

Bu üçlüden gazeteci kökenli Jim VandeHei işin vizyoner liderliğini ve stratejisini üstlenirken, ABD siyasetinin en nüfuzlu kulis yazarlarından Mike Allen benzersiz haber kaynağı ağıyla içerik gücünü sağlamış, Roy Schwartz ise her iki girişimi de milyon dolarlık dev markalara dönüştüren finansal ve operasyonel gelir modelini tasarlamıştır.
Güçlü bir ortaklık bağıyla geleneksel medyaya meydan okuyan bu ekip, özellikle Axios ile geliştirdikleri "Smart Brevity/Akıllı Kısalık) felsefesiyle modern haber tüketiminde dünya çapında yeni bir standart belirledi.
Axios'un sahibi Cox Enterprises, siyasi duruş olarak merkez-sağ ve Trump'ın lideri olduğu geleneksel muhafazakar (Cumhuriyetçi) çizgiye daha yakın, ancak iş dünyasındaki dengeleri korumaya özen gösteren pragmatik bir aile şirketi. Kurumsal ve finansal liderliği itibarıyla Cumhuriyetçi eksene ve Amerikan iş dünyası muhafazakarlığına yakın olmakla birlikte, yayıncılıkta tarafsızlığı ve merkez çizgiyi korumaya çalışan pragmatik bir medya devi.
Cox Enterprises, yaklaşık 130 yıldır tamamen milyarder Cox ailesine ait, Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük özel şirketlerinden. Hisseleri borsada işlem görmeyen ve aile içi özel güven fonları aracılığıyla yönetilen bu dev holding, 1898 yılında eski Ohio Valisi James M. Cox tarafından kurulmuş. Günümüzde şirketin ana hissedarlığı kurucunun torunları olan Jim Kennedy, Blair Parry-Okeden ve diğer aile üyeleri arasında paylaşılıyor, holdingin yönetim kurulu başkanlığı ve CEO'luk görevini ise ailenin dördüncü kuşak temsilcisi Alex Taylor yürütüyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde, İsrail'in Suriye'deki askeri varlığını azaltması ve kademeli olarak geri çekilmesi yönünde çağrıda bulunduğunu işte bu medya devi öne sürdü. Yani haber kaynağı sağlam çünkü Trump'ın Pravda’sı gibi.
ABD Başkanının, İsrail'i bir kısmını işgal ettiği Suriye ve Lübnan'daki askerlerini geri çekmeye çağırdığı görüşmede Netanyahu’nun buna karşılık sınırda güvenlik bölgeleri oluşturulması gerektiğinin altını çizdiği, İsrail basınında ifade ediliyor. ABD liderinin İsrail Başbakanına "orada olmanızı istemiyorlar" dediği bildirildi.
ABD'li yetkililere göre Trump, İsrail'in Suriye'deki askeri mevcudiyetinin bölgesel gerilimi artırabileceği ve daha geniş çaplı bir çatışmayı tetikleme riski taşıdığı değerlendirmesini Netanyahu'ya iletti. Buna karşılık Netanyahu ise İsrail'in güvenliği açısından Suriye ve Lübnan sınırları boyunca "güvenlik bölgeleri" oluşturulmasının stratejik önemini vurguladı.
Söz konusu telefon görüşmesinin, Trump'ın Türkiye'de düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile gerçekleştirdiği temasın hemen ardından yapılması dikkat çekti. Diplomatik çevreler, Washington'un Şam ile Tel Aviv arasında yeni bir güvenlik mekanizması oluşturmayı hedeflediğini değerlendiriyor.
ABD yönetimine yakın kaynaklar, Trump yönetiminin İsrail ile Suriye arasında müzakere edilen olası bir güvenlik anlaşması üzerinde çalıştığını belirtiyor. Bu çerçevede, İsrail birliklerinin Suriye topraklarından aşamalı şekilde çekilmesi, sınır güvenliğine ilişkin karşılıklı düzenlemeler ve çatışma riskini azaltacak yeni güven artırıcı tedbirlerin gündemde olduğu ifade ediliyor.
ABD'nin bölgesel denge arayışında İsrail'e çeki-düzen…

Bu iddiaların hayata geçirilmesi halinde, İsrail'in 2024 sonrasında Suriye'de genişlettiği askeri varlığı yeniden şekillenebilir. Dolayısıyla böyle bir süreç, yalnızca Suriye-İsrail hattını değil, Lübnan sınırındaki güvenlik dengelerini de doğrudan etkileyecektir.
Trump yönetiminin önceliği, İran destekli unsurlar ile İsrail arasında doğrudan çatışma ihtimalini azaltmak ve Suriye'de daha kontrollü bir güvenlik oluşturmak. Netanyahu hükümeti ise tampon bölgelerin korunmasının İsrail'in ulusal güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu savunuyor.
Türkiye-İsrail ilişkileri açısından bakıldığında Trump'ın Netanyahu'ya verdiği mesaj, Ankara'nın Suriye'deki askeri ve siyasi hassasiyetleriyle örtüşen bazı unsurlar barındırmakta. Neden mi?
Çünkü Türkiye, İsrail'in Suriye'deki genişleyen askeri varlığını bölgesel istikrar açısından riskli gördüğü gibi özellikle sınır hattında yeni fiili durumların oluşmasına karşı temkinli yaklaşıyor. Bu bağlamda, İsrail'in geri çekilmesine yönelik bir ABD baskısı, Ankara tarafından olumlu karşılanabilecek bir gelişme.
İsrail'in Ermeni kararından geri adımı Ankara'ya diplomatik jest mi?
Öte yandan, Türkiye ile İsrail arasında son dönemde normalleşme yönünde atılan adımlar dikkate alındığında, Suriye sahasında oluşabilecek yeni güvenlik düzenlemeleri iki ülke arasındaki diyalog kanallarını da etkileyebilir.
Bu çerçevede, İsrail'de Türkiye aleyhine gündeme getirilen ve Ermeni Soykırımı iddialarının tanınmasını öngören kararın önce kabul edilmesi, ardından geri çekilmesi de dikkat çekici bir diplomatik gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Söz konusu geri adım, Ankara'ya yönelik iyi niyet mesajı ve normalleşme sürecini desteklemeyi amaçlayan sembolik bir jest olarak yorumlanabilir. Trump'ın Netanyahu'ya verdiği mesaj yalnızca İsrail'in Suriye'deki askeri pozisyonunu değil, aynı zamanda Türkiye'nin bölgesel rolünü, diplomatik manevra alanını ve Ankara-Tel Aviv hattındaki yeni denge arayışını da dolaylı biçimde şekillendirme potansiyeli içeriyor.
Bu nedenle taraflar arasında yürütülen temasların, önümüzdeki dönemde Suriye sahasındaki askeri ve diplomatik dengeleri belirleyecek en önemli başlıklardan biri olması bekleniyor.
Trump’tan çarpıcı iddia: "Suriye Lideri Şara, Hizbullah’ı bitirmek için Lübnan’a girmek istiyor"
ABD Başkanı Donald Trump, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’nın Hizbullah ile mücadele etmek üzere Lübnan’a askeri müdahalede bulunmaya istekli olduğunu açıkladı. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Trump, Şara’nın bu görevi İsrail’den "daha hassas ve hedef odaklı" bir yöntemle yürüteceğine inandığını belirtti.
Sunucunun, "Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara'nın Hizbullah konusuyla ilgilenmek üzere görevlendirilebileceğini belirttiniz" şeklindeki sorusu üzerine Trump, şu ifadeleri kullandı:
"O gidip Hizbullah meselesini halledecek, ama bunu farklı bir yöntemle yapacak. Binaları yerle bir etmeyecek; ben binaların yıkıldığını görmekten nefret ediyorum."
"İsrail'den daha hassas olacaktır"
Trump, Suriye liderinin askeri yaklaşımının İsrail ordusunun operasyonlarına kıyasla daha nokta atışı olup olmayacağı yönündeki soruya ise net bir yanıt verdi: "Daha hedef odaklı olacağını düşünüyorum, evet, bence öyle. Ve size şunu söyleyebilirim; bunu yapmayı canıgönülden istediğini biliyorum."
Söz konusu açıklamalar, ABD'nin bölgedeki yeni güvenlik konseptini şekillendirmeye çalıştığı ve İsrail ile Suriye arasında tampon bölgeler üzerinden diplomatik trafiğin yoğunlaştığı hassas bir dönemde geldi Trump'ın bu çıkışının bölgedeki dengeleri nasıl etkileyeceğini yakından takip ediliyor.
İsrail’in yeni tehdit algısı: Kuzeyde yükselen Türkiye gölgesi...
Suriye'deki rejim değişikliği sonrası İsrail’in güvenlik öncelikleri kökten değişti. Kudüs, kuzey sınırında zayıflayan İran tehdidinin yerini Türkiye’nin almaya başladığını düşünüyor ve Ankara’yı yükselen bir bölgesel tehdit olarak konumlandırıyor. Hatta bazı İsrailli güvenlik analistleri, Türkiye’yi doğrudan "yeni veya gelecekteki İran" olarak nitelendirebiliyor.
Bu endişenin arkasında, Esad sonrası kurulan yeni Şam yönetiminin Türkiye ile kurduğu yakın ilişkiler yatıyor. İsrail, geçmişte İran’ın Hizbullah üzerinden kurduğu baskı ve nüfuz alanının bir benzerini, gelecekte Türkiye’nin bölgedeki Sünni gruplar üzerinde kurmasından korkuyor. Türkiye'nin hem güçlü konvansiyonel ordusu hem de Filistin davasına verdiği tavizsiz destek, İsrail'in bu "çevrelenme" korkusunu doğrudan besliyor ve tetikliyor.
Diğer yandan, Suriye üzerinden Akdeniz'e ve Lübnan'a kadar uzanabilecek bir Türk nüfuzu, İsrail’i kuzey sınırlarında tamamen bloke etme potansiyeline sahip. Trump yönetiminin Suriye'de Türkiye ile iş birliği yapma ve İsrail'e sınır bölgelerinden çekilme baskısı uygulama eğilimi de İsrail'in bölgede yalnız kalma endişesini artırıyor.
Kısacası, İsrail için kuzey cephesindeki en büyük risk sadece Şii milisler veya Hizbullah değil; bölgede yeni oyun kurucu haline gelen ve askeri açıdan çok daha organize ve baskın olan Türkiye'dir. Korkunun ecele faydasının olup olmadığı belki yarından da yakın bir zamanda görülecek.
Trump'ın Netanyahu'ya Suriye ve İsrail'den çekil baskısının arkasındaki güç Ankara!
İsrail ile yaşanan gerilime ilişkin alışılagelmiş değerlendirmelerin ötesinde, son üç hafta içinde dikkat çekici bir diplomatik girişim şekillenmeye başladı. Edinilen bilgilere göre Türkiye ve Katar'ın üzerinde mutabakata vardığı ortak bir bölgesel vizyon, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ankara'da gerçekleştirilen son görüşmede ABD Başkanı Donald Trump'a anlatıldı.
Katar Emiri'nin babasının ölümü yeni süreçle bağlantılı mı?
Hatta Katar Emirinin küresel zengin babasının ölümünün Ortadoğu'daki yeni süreçle ilgili olabileceği konuşuluyor. Nitekim bu bağlamda dikkat çekici bir diğer gelişme ise, 12 Temmuz 2026'da hayatını kaybeden Katar'ın eski Emiri ve mevcut Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'nin babası Şeyh Hamad bin Halife Al Sani'nin ölümüydü.
İngiltere'deki Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi'nde eğitim gören 1952 doğumlu Şeyh Hamad, 1995-2013 yılları arasında Katar'ı yöneten ve ülkeyi dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçılarından biri haline getirerek küresel ölçekte etkili bir ekonomik ve diplomatik aktöre dönüştürmüştü.

Hamad bin Halife Al Sani, aynı zamanda Qatar Investment Authority (QIA) aracılığıyla yönetilen yüz milyarlarca dolarlık ulusal varlık fonunun mimarı olarak kabul ediliyordu.
Bölgesel diplomasi çevrelerinde, "Baba Emir"in vefatının Ortadoğu'da şekillenmekte olan yeni siyasi ve güvenlik mimarisiyle aynı döneme denk gelmesinin tesadüf olup olmadığı tartışılıyor. Ankara, Doha ve Washington hattında hız kazanan diplomatik temaslar nedeniyle kulislerde dile getirilen dikkat çekici yorumlar arasında yer alıyor.
Tom Barrack ne yapmak istiyor?
Erdoğan'ın, önerinin ana hatlarını daha önce ABD'nin Suriye ve Lübnan Özel Temsilcisi ve aynı zamanda ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olan Tom Barrack ile de ele aldığı belirtiliyor. Trump yönetiminin bölgedeki yaklaşımını dikkate alan bu öneri; Irak, Suriye ve Lübnan'ı merkeze alan kapsamlı bir ekonomik kalkınma ve bölgesel istikrar projesine ABD'nin öncülük etmesini öngörüyor. Projenin temel amacı ise siyasi ve güvenlik istikrarını sağlayarak büyük ölçekli ekonomik yatırımların önünü açmak.
Kaynaklara göre Erdoğan, Trump'a yaptığı değerlendirmede İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki askeri varlığının, devam eden saldırılarının ve bölge ülkelerine yönelik tehditlerinin istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri olduğunu ifade etti. Bu durumun, İran'ın bölgedeki müttefiklerini denetim altına almayı amaçlayan siyasi süreçleri de olumsuz etkilediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, İsrail ile Lübnan ve Suriye arasında ileride oluşturulabilecek güvenlik düzenlemelerinin başarılı olabilmesi için, İsrail'in işgal altında tuttuğu Lübnan ve Suriye topraklarından süratle çekilmesinin ön koşul olduğunu Trump'a iletti.

Bu temasların ardından Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara da Trump ile yaptığı görüşmede benzer bir yaklaşım sergiledi. Şara, Suriye'de kalıcı istikrarın ancak devletin ülke toprakları üzerindeki tam egemenliğini yeniden tesis etmesiyle mümkün olacağını ifade etti.
Kuzeydoğudaki Kürt meselesinin çözüm sürecine girdiğini, geriye esas olarak güney bölgesi ile Süveyda dosyasının kaldığını belirten Şara, bu süreçlerin önündeki en büyük engellerden birinin ise İsrail'in askeri varlığı ve müdahaleleri olduğunu dile getirdi.
Türkiye, Suriye'den askerlerinin büyük bir bölümünü sınır gerisine çekti. Ancak Suriye Milli Ordusunu da iç savaş süresince yalnız bırakmadı. Acaba Lübnan'a Suriye Ordusu ile birlikte sembolik Türk askeri birlikleri girebilir mi?
"NATO Zirvesi Türkiye'ye ne kazandırdı?" diyenlere cevap…

NATO'cu falan değilim. Ancak uluslararası platformlarda Türkiye'nin milli çıkarlarının korunmasından yanayım. Türkiye'nin, Soğuk Savaş döneminde dahi Sovyetler Birliği'ne karşı dengeli ve bağımsız bir dış politika izlediği bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla NATO Zirvesi'nin Türkiye açısından ortaya çıkardığı kazanımları da çok farklı açılardan değerlendirilmeli.
Hatırlarsanız birkaç yazı önce, "Ankara Zirvesi Türkiye için bir sonuç değil, büyük pazarlığın başlangıcıdır." demiştim.
İster “hard power” (sert güç), ister “soft power” (yumuşak güç), ister “coercive power” (zorlayıcı güç) olarak adlandırın; Türkiye, bu güç unsurlarını gerektiğinde etkili biçimde kullanabilme kapasitesine sahip olduğunu bir kez daha gösterdi. ABD Başkanı Donald Trump'ın, İsrail'in işgal ettiği Suriye ve Lübnan topraklarından çekilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması da bu yeni jeopolitik denklemin önemli yansımalarından biri olarak okunabilir.
NATO Zirvesi, Atlantik İttifakı'nın güvenlik haritasının Batı Avrupa merkezli eski ekseninden Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu hattına doğru kaydığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda bu zirve, Pax Turcica ya da Türk Çağı olarak tanımlanan yeni jeopolitik dönemin de tescili niteliğindedir.
“Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur!”
