Tel Aviv’de seçim atmosferi, Suriye’de sıcak temas riski ve Ankara’nın yanıtı!

Tel Aviv’de seçim atmosferi, Suriye’de sıcak temas riski ve Ankara’nın yanıtı!
“Kerkük’ten sonra Halep’e de Türkmen bir vali gelebilir. Şara’yı demokrasiye hazırlamak gerekiyor. Bunu yapmazsa darbeyle karşı karşıya kalır ve Suriye’de büyük bir kırım yaşanır. Suriye’deki rejim nasıl son dönemini yaşadıysa Şii iktidarı da son dönemini yaşıyor. PJAK’ı da dönüştürmemiz gerekiyor.”
Bu sözlerin sahibi, DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan’ın açıklamasına göre, “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Kurulu”nda görev alması planlanan PKK terör örgütünün kurucusu Abdullah Öcalan.”
PKK/SDG/YPG İsrail'le savaşmak istiyor!..
Türk devlet aklı, şapkadan tavşan çıkarıyor desem, çoğunuz yok yahu daha neler dersiniz? Oysa bu bir şey mi? İğnenin deliğinden deveyi hamuduyla geçiriyor. Siyonist İsrail rejiminin el bebek gül bebek büyüttüğü PKK/SDG/YPG, şartların zorlamasıyla hamisine velinimetine meydan okuyor. İnsanın inanası gelmiyor değil mi?
Mesela PKK/PYD-YPG/SDG üst düzey yöneticilerinden Mahmud Berhudan’ın ismini duymuşsunuzdur. 2015’te /Ayn el-Arab Kobani’deki YPG güçlerinin komutanı, 2017–2018 döneminde ise Afrin yapılanmasının yöneticilerinden biri olarak gösterildi. Ağustos 2026 itibarıyla SDG’nin Kobani sorumlusu olarak tanıtılıyor.
2012’de YPG’nin kuruluşunu ilan eden ilk kadro içerisinde bulunan, PKK/PYD-YPG’nin Ayn el-Arab sorumlusu Mahmut Berhudan, Şam yönetiminin görev vermesi hâlinde İsrail’e karşı savaşabileceklerini söylemesine ne demeli?
'Terörsüz Türkiye', Suriye Kürtleri için bir umut…

Mahmut Berhudan diyor ki; “Şam bize görev verirse İsrail’e karşı savaşmaya ve bölgede konuşlanmaya hazırız. Vatanımız için mücadele etmekten çekinmeyiz.
İsrail’in dinî, siyasi ve askerî hedefleri Kürtler için de büyük tehdit oluşturuyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin başlattığı ‘Terörsüz Bölge’ sürecini anlamlı buluyoruz.
Bazı çevreler DEAŞ’ın faaliyetleri nedeniyle Erdoğan’ı suçladı. Oysa DEAŞ, Suriye ve Kürtlere olduğu kadar Türkiye’ye de büyük zarar verdi. Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu çok uluslu operasyonun parçası ilan etmek büyük haksızlık olur.”
Bardağı taşıran son damla İsrail Türkiye sınırına 75 kilometre uzaklıktaki Suriye hava üssüne saldırdı…
İsrail savaş uçakları ve insansız hava araçlarının düzenlediği saldırıyla, Hatay–Suriye sınırına kuş uçuşu yaklaşık 75 kilometre mesafede bulunan Ebu’d-Duhur Hava Üssü’nün pistini bombaladı. İsrail, Nisan 2025’te de Suriye’deki T4 Hava Üssü’nün pistini bombalamıştı. Türkiye’nin bu üste Suriye Hava Kuvvetlerini yeniden yapılandırmaya yönelik faaliyetler yürüttüğü belirtiliyordu.

-Ebu Zuhur Askeri Havaalanı
Son saldırının Türkiye sınırına çok yakın bir üsse düzenlenmiş olması ise önemli bir farklılık oluşturuyor. İsrail, Suriye hava sahasında istediği gibi hareket etmek ve Türkiye’nin Suriye’ye yönelik destek faaliyetlerini engellemek istiyor.
Suriye’nin İdlip şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü...
İdlib ilinin doğusunda, Halep ve Hama sınırına yakın stratejik bir noktada yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü, Suriye iç savaşı boyunca çatışmaların ana merkezlerinden biriydi. 2013-2015 yıllarında aktif operasyonel kapasitesini yitiren ve uzun süre atıl kalan üssün, Suriye'de rejimin değişmesinin ardından yeni dönemde Şam yönetimi tarafından yeniden yapılandırılma ve yeni ordunun eğitim sahalarından biri olarak kullanılması düşünülüyordu.
İsrail’in Türkiye ile derdi ne?
İsrail Başbakanlık Ofisi, Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının gerekçesini şu ifadelerle açıkladı: “İsrail ile Suriye, güvenlik meselelerinde bir statüko üzerinde anlaşmıştı. Ancak Suriye, Türk birliklerinin Halep yakınlarındaki bir hava üssüne konuşlandırılmasına izin vererek bu statükoyu ihlal etmenin eşiğine geldi.
İsrail, böyle bir konuşlandırmanın kendi güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda Suriye’yi defalarca uyardı; fakat Suriye bu uyarıları görmezden gelmeyi seçti. İsrail, güvenliğine yönelik tehditleri kabul etmeyecek ve statükoya geri dönülmesini memnuniyetle karşılayacaktır.”
İsrail yalnızca Türkiye’nin kendi sınırlarına yakın bölgelerde askerî varlık göstermesine karşı çıkmıyor. Ankara’nın Suriye ordusunu yeniden yapılandırabilecek ve ülkenin askerî altyapısını geliştirebilecek kalıcı bir kapasite oluşturmasını da kendi güvenlik hesapları açısından tehdit olarak görüyor.

İsrail’in Mekke Anlaşması’ndan duyduğu rahatsızlık; Türkiye’nin Libya, Somali ve Sudan’daki askerî varlığı ve danışmanlık faaliyetleriyle doğrudan bağlantılıdır. Ankara’nın Gazze konusunda izlediği politika, Filistin direnişine verdiği destek ve Hamas üzerindeki nüfuzu da Netanyahu yönetiminin en önemli kaygıları arasında.
İsrail, deyim yerindeyse “cami duvarına işediğinin” farkında. Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği bölgesel ilişkilerin ve bazı Körfez ülkeleriyle imzaladığı İbrahim Anlaşmaları’nın Türkiye’nin bölgesel yükselişini dengelemeye yetmediğini görmenin endişesini yaşıyor.
Ankara ise Türk birliklerinin Suriye’ye konuşlandırılmasının mevcut “statüko"yu ihlal edeceği ve İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönündeki iddiaları reddetmesine rağmen bazı İsrailli askerî uzmanlar, Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının, gelecekte Türkiye ile doğrudan bir askerî karşılaşmayı önlemek amacıyla gerçekleştirildiğini savunuyor.
ABD, Türkiye-İsrail çatışmasını önlemek için devrede!..
İsrail hükümeti, Suriye’ye yönelik gerçekleştirdiği son hava saldırısından önce Beyaz Saray yetkililerini bilgilendirdi. Tel Aviv yönetimi, operasyonun temel amacını "Türkiye’nin bölgeye gelişmiş silah sistemleri sevk etmesini engellemek" olarak gerekçelendirdi.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye'nin saldırı öncesinde bilgilendirilmediğini doğruladı. Barrack, İsrail jetlerinin Türk sınırına doğru ilerlemesi üzerine Ankara’nın olası bir tehdide karşı askeri karşılık verme hazırlığına geçtiğini ve Türk radar sistemlerinin İsrail uçaklarını anlık olarak takip ettiğini belirtti.
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Başkan Donald Trump'ın Suriye özel temsilcisi Tom Barrack da saldırıları eleştirerek, Washington'ın "teyit edilmiş İsrail hava saldırıları" olarak nitelendirdiği olayların "bölgesel istikrarı ilerletmeyen gereksiz bir tırmanış" olmasından "derinden endişe duyduğunu" söyledi.

Olası bir sıcak temas riskine dikkat çeken Büyükelçi Barrack, ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında gerilimi tırmandırmamak ve doğrudan bir askeri karşı karşıya gelişi engellemek adına kapsamlı bir "çatışmasızlık (de-confliction) mekanizması" kurmak için çalışmalara başladığını ifade etti.
Tom Barrack’ın, Türkiye’nin İsrail uçaklarını kendi sınırına yönelirken gördüğünü ve askerî karşılık hazırlığı yapabileceğini söylemesi, Washington’un neden hızla araya girdiğini açıklayan en önemli bilgidir. Ancak ABD’nin amacı çatışma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaktan çok, tarafların yanlış değerlendirme sonucu savaşa sürüklenmesini engellemektir.
Washington, Türkiye–İsrail çatışmasını neden engelliyor?
ABD’nin küresel ve bölgesel çıkarları, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir askerî çatışmanın önlenmesini zorunlu kılıyor. Washington, NATO’nun en büyük ikinci ordusu ve kritik tesislere ev sahipliği yapan stratejik müttefiki Türkiye ile en yakın askerî ve siyasi ortağı İsrail arasında seçim yapmak zorunda kalacağı bir krizden kazançlı çıkamaz.
Gerilim Doğu Akdeniz merkezli görülse de asıl sıcak temas ihtimali Suriye sahasında yaşanmaktadır. İsrail’in, Türk askerinin konuşlanabileceği öne sürülen Ebu Zuhur Hava Üssü’nü vurması gibi hamleler riski tırmandırırken, Washington iki taraf arasında istenmeyen bir askerî karşılaşmayı önleyecek resmî bir iletişim mekanizması kurmaya çalışmaktadır.
Böyle bir çatışma, NATO’nun güney kanadının bütünlüğüne zarar verip caydırıcılığını zayıflatacağı gibi Suriye’deki Amerikan varlığını tehlikeye atabilir, IŞİD’in yeniden güçleneceği bir otorite boşluğu yaratabilir ve Gazze ile Suriye’deki diplomatik süreçleri çökertebilir. Etkileri Suriye ile sınırlı kalmayarak Doğu Akdeniz’deki enerji, ticaret ve güvenlik dengelerini altüst eder; Kıbrıs, Lübnan ve Gazze hattını kapsayan daha geniş bir krizi tetikler.
Askerî kaynaklarını Doğu Avrupa ve Hint-Pasifik hattına kaydırmak isteyen ABD, bu çatışma nedeniyle yeniden Orta Doğu batağına çekilmekten ve doğacak kaosun Rusya, İran ve Çin’e yeni nüfuz alanları açmasından endişe etmektedir. İç ve dış politikada İsrail’e tam destek vermesi hâlinde Türkiye’yi Avrasya eksenine kaptırma riskiyle yüzleşecek olan Washington, Karadeniz, Kafkasya ve Balkanlar’daki tüm stratejik hesaplarının altüst olmasını engellemek zorundadır.
ABD’nin girişimleri bir tarafı korumaktan ziyade kendi bölgesel düzenini güvenceye almayı amaçlar. İsrail’in güvenliğini garanti ederken Türkiye’yi karşısına alamayan Washington, kapsamlı bir siyasi çözümden ziyade Suriye sahasında teknik "çatışmasızlık hatları" oluşturarak krizi kontrol altında tutmaya çalışmaktadır.
İsrail içinden Netanyahu’ya Suriye tepkisi: Türkiye ile çatışma riski büyüyor!..
İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı, ülke içindeki muhalif siyasetçiler ve eski güvenlik yetkilileri tarafından da sert biçimde eleştirildi. Eleştirilerin ortak noktasını, saldırının Türkiye ile doğrudan çatışma riskini artırdığı ve İsrail’in ABD ile ilişkilerine zarar verdiği görüşü oluşturdu.
İsrail Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, saldırıyı “kışkırtıcı ve tehlikeli bir hamle” olarak nitelendirerek şunları söyledi: “Suriye’ye düzenlenen saldırı, bizi Türkiye ile çatışmaya yaklaştırıyor ve başta ABD olmak üzere müttefiklerimizle aramızdaki çatlağı derinleştiriyor. Askerî güç, bir kez daha siyasi hesaplarla kullanılıyor; bunun bedelini ise İsrail, güvenliğiyle ödüyor.”
Golan, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun “aşırılıkçı ve güvenilmez bir aktör” olduğunu savunarak İsrail’e duyulan güveni aşındırdığını, ülkeyi ortaklarından ve müttefiklerinden uzaklaştırdığını belirtti. İsrail’in askerî gücü siyasi iktidarını korumak için yeni savaşlar çıkarmak amacıyla değil, güvenliği sağlamak için kullanabilecek bir yönetime ihtiyacı olduğunu vurguladı.
İsrail eski Başbakanı ve Genelkurmay eski Başkanı Ehud Barak da Netanyahu’nun Türkiye ile gerilimi tırmandırmasını “sorumsuz ve akılsızca” olarak değerlendirdi. Türkiye’nin İran veya Esad yönetimindeki Suriye ile aynı kefeye konulamayacağını belirten Barak, Ankara ile yaşanan stratejik sorunların ABD’nin de katılacağı gizli diplomatik temaslarla çözülebileceğini söyledi. Netanyahu’nun yaklaşan seçimler öncesinde toplumdaki güvenlik kaygılarını artırmaya çalıştığını öne süren Barak, onun “tamamen kontrolden çıktığını” savundu.
İsrail eski Savunma Bakanı ve Genelkurmay eski Başkanı Moşe Yaalon ise Netanyahu’yu Türkiye ile gerilimi bilinçli biçimde körüklemekle suçladı. Yaalon’a göre Netanyahu, 7 Ekim saldırısındaki sorumluluğunun araştırılmasını ve bağımsız bir devlet soruşturma komisyonu kurulmasını engellemek amacıyla mevcut savaş cephelerini açık tutuyor ve yeni çatışma alanları oluşturmaya çalışıyor. Yaalon, Ebu Zuhur saldırısının ABD tarafından da eleştirilmesini Netanyahu hükûmetinin İsrail’i diplomatik yalnızlığa sürüklediğinin göstergesi olarak değerlendirdi.
Bu açıklamalar, Ebu Zuhur saldırısına yönelik eleştirilerin yalnızca Türkiye, Suriye ve ABD’den gelmediğini; İsrail’in eski başbakan, genelkurmay başkanı ve savunma bakanlarını da kapsayan bir kesiminin Netanyahu’nun Suriye politikasını ülkenin güvenliği açısından tehlikeli bulduğunu gösteriyor.
Şara Hükûmeti İsrail ile iş birliği mi yapıyor?
Türkiye'den kim ziyaretine giderse gitsin, kiminle çay kahve içerse içsin, hatta pişpirik oynasın, Türkiye'yi ziyaretinde kim selam durursa dursun, benim gözümde Türk askerlerinin katili IŞİD’cilerin işbirlikcisidir. Esat düşmeden önce başında olduğu örgütün isim değiştirerek neyi örtbas ettiğini görürsünüz? Aynı örgütün Türk askerî birlikleri ile girdiği çatışmaların listesine ulaşmak mümkün.

İsrail hükûmetinin ateşle oynadığı bu süreçte, Suriye’ye yönelik son saldırının Mekke Savunma Anlaşması’nın ardından Türkiye’yi sınama amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Bazı strateji uzmanları saldırıyı, söz konusu savunma anlaşmasını baltalama ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın planlanan Şam ziyareti öncesinde Ankara’ya uyarı gönderme girişimi olarak yorumluyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani, ABD merkezli haber portalı ‘Axios’a yaptığı açıklamada, Ebu Zuhur Hava Üssü’nde Türk askerî yığınağı veya kalıcı bir Türk üssü kurulması yönünde plan bulunmadığını İsrail’e bildirdiklerini söyledi. Şeybani’ye göre Suriye yönetimi, bu konuda Türkiye ile herhangi bir konuşlandırma anlaşması yapmadığını açıklamasına rağmen İsrail saldırıyı gerçekleştirdi.
Reuters’ın konuya hâkim üç kaynağa dayandırdığı habere göre Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, 14 Ağustos’ta bir telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığı, Ankara’nın Suriye ordusuna sağladığı teçhizat ve insansız hava araçları ele alındı. İsrail, bu görüşmeden dört gün sonra Ebu Zuhur Hava Üssü’nü vurdu.
Mossad Başkanı ile Suriye Dışişleri Bakanı arasında Türkiye’nin askerî faaliyetlerinin görüşülmesi, “Şara hükûmeti İsrail ile iş birliği mi yapıyor?” sorusunu gündeme getiriyor. Ancak mevcut bilgiler, Şam yönetiminin Türkiye’ye karşı İsrail ile ortak hareket ettiğini kanıtlamıyor.
Görüşme daha çok İsrail’in kaygılarının Şam’a iletildiği ve muhtemel bir çatışmanın önlenmeye çalışıldığı doğrudan bir güvenlik teması niteliği taşıyor. Buna rağmen Türkiye’nin Suriye’deki askerî rolünün Mossad Başkanı’yla görüşülmesi, Ankara açısından dikkatle izlenmesi gereken hassas ve tartışmalı bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Görünen köy kılavuz istemez. Şara yönetiminin politikalarında Arap asabiyetinin etkileri görülüyor. Kim bilir hangi Arap ülkesinin aklıyla hareket ediyorlar?
Suriye saldırısı sadece Netanyahu’nun mu seçim yatırımı?
İsrail’de 27 Ekim 2026’da yapılacak genel seçimler yaklaşırken Binyamin Netanyahu’nun, Suriye’nin İdlib ilinin doğusunda bulunan ve uzun süredir faal olmayan Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne saldırı emri vermesi, iç politikaya yönelik bir seçim hamlesi olarak değerlendiriliyor.

Netanyahu’nun Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığını güvenlik tehdidi olarak öne çıkarması, seçim kampanyasını yeniden “güçlü liderlik” ve “ulusal güvenlik” söylemi üzerine kurmaya çalıştığını gösteriyor.
Netanyahu, 7 Ekim 2023 saldırılarındaki güvenlik zafiyeti, Gazze savaşı ve İsrail’in giderek yalnızlaşması nedeniyle yoğun eleştiri altında bulunuyor. Kamuoyu araştırmaları da iktidar blokunun seçimlerde çoğunluğu kaybetme ihtimaline işaret ediyor.
Böyle bir ortamda Suriye’de yeni bir tehdit algısı oluşturulması ve Türkiye ile gerilimin yükseltilmesi, Netanyahu’nun güvenlik kaygıları üzerinden seçmen desteğini artırma girişimi olarak yorumlanıyor. İsrail eski Başbakanı Ehud Barak, Netanyahu’yu seçimler öncesinde toplumdaki güvenlik endişesini bilinçli biçimde körüklemekle suçlarken, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan da saldırının siyasi hesaplarla gerçekleştirildiğini savundu.
ABD’de ise 3 Kasım 2026’da Temsilciler Meclisi’nin tamamı ile Senato’nun yaklaşık üçte birinin yenileneceği ara seçimler yapılacak. Bu seçimler doğrudan Donald Trump’ın yeniden seçileceği bir başkanlık yarışı değil; ancak Trump yönetiminin Kongre’deki gücü ve kalan görev süresini nasıl sürdüreceği açısından kritik önem taşıyor.
Bu nedenle Washington, Türkiye ile İsrail arasında çıkabilecek bir çatışmanın Cumhuriyetçilere seçim maliyeti oluşturmasını istemiyor. ABD’nin saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak değerlendirmesi ve üç ülke arasında çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalışması da bu hassasiyetle bağlantılıdır.
Türkiye’de olağan seçimlerin 2028’de yapılması gerekiyor. Bununla birlikte mevcut siyasi kutuplaşma, ekonomik şartlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin anayasal tartışmalar nedeniyle erken seçim ihtimali gündemde tutuluyor.
TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi hâlinde Türkiye de beklenmedik bir seçim sürecine girebilir. Dolayısıyla Ankara’nın Suriye ve İsrail politikası yalnızca bölgesel güvenlik açısından değil, muhtemel bir erken seçim ortamında iç siyaset bakımından da önem taşıyor.
Bu tablo, İsrail, ABD ve Türkiye’nin farklı biçimlerde seçim atmosferine girdiğini gösteriyor. Netanyahu ise Suriye saldırısını bölgesel bir güvenlik operasyonundan çok, Türkiye tehdidi üzerinden seçmenlerini yeniden etrafında toplamaya yarayan siyasi bir araca dönüştürmeye çalışıyor.