Atatürk’ten Stalin’i çıldırtan hamle: Paris’ten Ankara’ya getirilen Beyaz Rus dansöz!

09 Eyl 2026 - 12:01 YAYINLANMA

Atatürk’ten Stalin’i çıldırtan hamle: Paris’ten Ankara’ya getirilen Beyaz Rus dansöz!

Atatürk’ten Stalin’i çıldırtan hamle: Paris’ten Ankara’ya getirilen Beyaz Rus dansöz!

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki belgelere göre olay, İçişleri Bakanlığının 16 Şubat 1937’de Başbakanlığa gönderdiği yazıyla başladı. Bakanlık, Paris’te bulunan, Nansen pasaportu taşıyan Beyaz Rus dansçı Valeria Ponatchevnaia Ellanskaia’nın Ankara Palas’ta bir ay süreyle sahneye çıkabilmesi için Türkiye’ye gelmesine izin verilmesini istedi.

Talep ertesi gün Bakanlar Kurulunda görüşüldü; 17 Şubat 1937 tarihli kararname Başbakan İsmet İnönü ve bakanlar tarafından imzalandıktan sonra Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün onayıyla yürürlüğe girdi. Kararın ardından Paris’ten Türkiye’ye gelen Ellanskaia, Ankara Palas’ta sahne almaya başladı; dönemin Ulus gazetesinde de gösterilerinin ilanları yayımlandı.

Türkiye’de kalış süresi daha sonra yine İçişleri Bakanlığının talebiyle, 20 Nisan ve 14 Mayıs 1937 tarihli iki ayrı Bakanlar Kurulu kararıyla birer ay uzatıldı. Böylece Beyaz Rus dansçının Türkiye’ye gelişi ve Ankara’daki ikametinin devamı için Atatürk’ün imzasını taşıyan hükümet kararları çıkarılmış oldu.

Valeria Ponstchevnaia Elanskaia Alan mı, Rus mu, Tatar mı?

Valeria Ellanskaïa'nın kendi anlatımına göre çocukluğu Rusya'nın kuzeyinde varlıklı bir aile içinde geçti. Dans eğitimine de burada başladı ve henüz genç yaşta hayır etkinliklerinde sahneye çıktı. 1917 Devrimi sonrasındaki Kızıl Terör sırasında ailesiyle birlikte Rusya'dan kaçtı. Sonraki yıllarda ailesiyle birlikte yoksulluk, soğuk ve açlık içinde yaşadı; geçimlerini sağlamak için düşük ücretli turnelere katıldı.

1920'lerde yolu Paris'e uzandı. Fransız kaynaklarında adı Valeria Ellanskaia / Valéria Ellanskaïa biçiminde geçmektedir. 1927'de fotoğrafçı G. Mandel tarafından sahne portreleri çekildi; Ratil imzalı litografi afişleri hazırlandı. Paris'in eğlence dünyasında ve Casino de Paris sahnesinde de yer aldı.

Ellanskaïa'nın Paris Operası'yla ilişkisini doğrulayan önemli bir birincil kaynak, İsviçre'de yayımlanan Le Mouvement féministe dergisinin 1930 tarihli 331. sayısıdır. “Valeria Ellanskaïa, premier sujet de danse à l’Opéra” başlıklı yazıda kendisi Opera'nın üst düzey dansçılarından biri olarak tanıtılır.

Valeria bu röportajda Paris Operası'na girdiğini ve burada “en yüksek basamağa” ulaştığını anlatır. Sabah ders, öğleden sonra prova, akşam ise gösterilere katıldığını; ayrıca özel davetlerde ve École Polytechnique'in etkinliklerinde dans ederek ailesinin geçimini sağladığını söyler. O tarihte annesi, erkek kardeşi ve kız kardeşiyle Paris'te yaşamaktadır.

1933-1935 yıllarında İspanya'daki gösterilerde “Paris Operası'nın Rus dansçısı Valeria Ellanskaia” olarak tanıtıldı. 1937'de ise Türkiye'ye geldi. Türk belgelerinde Nansen pasaportlu, Rus asıllı Valeria Ponatchevnaia Ellanskaia adıyla karşımıza çıkmaktadır.

Etnik kökeni neydi?  Alan mı, Rus mu, Tatar mıı? “Ellanskaia/Yelanskaya” adının Rusya'daki Yelan/ Yelanskaya yer adlarıyla veya bozkır coğrafyasıyla bağlantılı olması mümkündür. Eski Türkçede “alan” kelimesi “ova, geniş düzlük, bozkır” anlamında kullanılır. Bu nedenle Rusya'daki bazı Yelan/ Yelanskaya yer adlarının bozkır veya düzlük kavramıyla ilişkili olması mümkündür.

Ayrıca Alanlar da tarihsel olarak Kuzey Kafkasya, Don ve Volga bozkırlarında yaşamışlardır. Aynı geniş coğrafyada Tatar, Başkurt ve diğer halkların bulunması, Valeria'nın  Slav haricinde farklı bir etnik kökenden gelmiş olabileceği ihtimalini doğurur.

Bilinen Kuzey Rusya'da varlıklı bir ailede yetiştiği, Kızıl Terör'den kaçarak Avrupa'ya sığındığı, Paris'te dans kariyeri yaptığı ve daha sonra Nansen pasaportuyla Türkiye'ye gelen Rus mülteci bir sanatçı olduğudur.

Valeria Ponstchevnaia Elanskaia'nın Ankara daveti ve ilk sahne günleri…

Yirminci yüzyılın başlarında faaliyet gösteren ünlü Rus balerin ve baş dansöz Valeria Ponstchevnaia Elanskaia, 1937 yılında Ankara Palas'ta düzenlenen müzikli, danslı ve kültürel programlarda sahne almak üzere Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin davetiyle Ankara'ya geldi. Dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Bakanlar Kurulu'nun imzasıyla, 17 Şubat 1937 tarihinde, sanatçının Fransa'dan Türkiye’ye gelmesine izin verilmesini için özel bir kararname çıkarıldı.

Ankara Palas'taki kültürel etkinliklerde sahne alan Elanskaia'nın performansı büyük ilgi gördü. Bunun üzerine sanatçının, o dönemde Ankara'da açılan ve ülkenin ekonomik atılımlarını sergileyen tarihî Kömür Sergisi etkinliklerinde de sahne alması istendi. Bu amaçla nisan ve mayıs aylarında peş peşe iki kararname daha çıkarılarak Elanskaia'nın Türkiye'deki kalış ve sahne alma süresi resmî olarak uzatıldı.

Ereğli Kömür İşletmeleri Fransızlardan alınarak millileştirildi...

Türkiye'nin uluslararası ölçekte düzenlediği ilk sergi olan ve İktisat Vekili Celal Bayar'ın imzasını taşıyan Beynelmilel Kömür Sergisi, Ankara Sergievi'nde 23 Nisan-23 Mayıs 1937 tarihleri arasında açık kaldı. Türk şirketlerinin yanı sıra 12 ülkeden 56 firma sergiye katıldı. Almanya'dan 29, Avusturya'dan yedi, ABD'den beş, İngiltere'den üç; Belçika, Çekoslovakya, Fransa ve Yunanistan'dan ikişer; Hollanda, İtalya, Macaristan ve Yugoslavya'dan ise birer firma ürünlerini sergiledi.

Dönemin önemli gazetelerinden Ulus, 23 Mart 1937 tarihli nüshasında Elanskaia'dan ve Ankara'daki performanslarından övgüyle söz etti. Valeria Elanskaia, erken Cumhuriyet döneminde Ankara'nın sosyal ve kültürel hayatını canlandırmak ve Batı standartlarındaki sahne sanatlarını başkentte izleyiciyle buluşturmak amacıyla devlet eliyle davet edilen uluslararası sanatçılardan biri olarak dönemin kültür hayatında yerini aldı.

Valeria Elanskaia'nın Ankara'ya getirildiği ve Beynelmilel Kömür Sergisi'nin düzenlendiği 1937 yılı, Fransızların elindeki Ereğli Kömür Şirketi'nin de devlet tarafından satın alındığı yıldır.

Hatta 3146 sayılı Kanun 31 Mart 1937'de, yani Ankara'daki Kömür Sergisi'nin 23 Nisan'daki açılışından yalnızca birkaç hafta önce kabul edilmişti.

Kömür Sergisi yalnızca ticari bir fuar değil, Cumhuriyet'in kömür sektöründe yabancı imtiyazlarından millî işletmeciliğe geçişini vitrine çıkardığı sembolik bir organizasyondu.

1937'de Ankara, Cumhuriyet'in ekonomik bağımsızlık ve modernleşme politikalarının vitrini hâline gelmişti. Fransız sermayesinin elindeki Ereğli kömür işletmeleri devlet tarafından satın alınırken, 23 Nisan'da açılan Beynelmilel Kömür Sergisi ile Türkiye'nin sanayi ve kalkınma hamlesi uluslararası alanda sergileniyordu.

Aynı dönemde Paris sahnelerinden Ankara'ya getirilen Valeria Elanskaia'nın kültürel programlarda yer alması ise Cumhuriyet'in millî ekonomi ile çağdaş Batı kültürünü birlikte yürütme anlayışının dikkat çekici bir örneğiydi. Böylece Ankara'da ekonomik egemenlik, sanayileşme ve modern kültür aynı dönemde aynı vitrinde buluşuyordu.

Cumhuriyet'in kültür ve diplomasi merkezi Ankara Palas…

Elanskaia'nın sahne aldığı Ankara Palas, yalnızca lüks bir otel değil, Mustafa Kemal Atatürk'ün “Doğu'dan Batı'ya açılan bir pencere” olarak nitelendirdiği önemli bir kültür ve diplomasi merkeziydi.

İkinci Meclis binasının tam karşısında yer alan Ankara Palas; milletvekillerinin, gazetecilerin, yabancı diplomatların ve sanatçıların bir araya geldiği, siyaset, diplomasi ve sanat çevrelerinin buluştuğu başlıca mekânlardan biriydi.

Kadın ve erkeğin sosyal hayatta birlikte yer almasının yanı sıra Batı tarzı dans ve müziğin yeni başkentin toplumsal hayatına taşındığı tarihî Cumhuriyet baloları da burada düzenlendi.

İran Şahı Rıza Pehlevi'den Afgan Kralı Emanullah Han'a kadar dönemin önemli devlet adamları Ankara Palas'ta ağırlandı; onurlarına verilen davet ve balolar çeşitli sanatsal etkinliklere sahne oldu.

Moskova ile gerilen bağlar ve Sovyet Büyükelçisi Lev Karahan'ın trajik sonu…

Valeria Ponstchevnaia Elanskaia'nın Ankara günleri, hem sanat kariyeri hem de dönemin son derece hareketli,Türk-Sovyet diplomatik ilişkileri açısından da kritik bir zaman dilimine denk gelmektedir. Elanskaia'nın Ankara'da bulunduğu sırada Sovyetler Birliği'nin Ankara Büyükelçisi, Sovyet diplomasisinin parlak isimlerinden biri olan ve şık, gösterişli yaşam tarzıyla tanınan Lev Mihayloviç Karahan'dır.

Ancak Elanskaia'nın Ankara günlerinde Sovyet Büyükelçiliğinde tarihî bir kırılma yaşanır. 23 Nisan 1937'de Büyükelçi Karahan, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veda ziyaretinde bulunarak görevinden ayrılır. Karahan, ülkesine dönüşünden kısa süre sonra Stalin döneminin Büyük Temizlik tasfiyeleri kapsamında tutuklanır ve aynı yılın eylül ayında kurşuna dizilerek idam edilir. Cesedi fırında yakılarak yok edilir.

Böylece Elanskaia'nın Ankara'da sahne aldığı 1937 baharı, bir taraftan Cumhuriyet'in kültürel ve ekonomik atılımlarının sergilendiği bir döneme, diğer taraftan Ankara-Moskova hattında Sovyet Büyükelçisi Karahan'ın geri çağrılması ve ardından tasfiye edilmesiyle sonuçlanan çarpıcı bir diplomatik kırılmaya sahne olur.

Atatürk Türkiye'sinde Sovyet Büyükelçisi: Lev Karahan'ın siyasi portresi…

Lev Mihayloviç Karahan (1889–1937), Tiflis doğumlu Ermeni kökenli Sovyet devrimci ve diplomattı; bazı Rus kaynaklarında asıl aile adı Karahanyan olarak verilir. 1904'te Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ne katıldı ve başlangıçta Menşevik safta yer aldı. 1913'te Bolşeviklerle Menşevikler arasında konumlanan Mejrayontsi (Bölgelerarası Örgüt) içinde çalıştı.

1917 Devrimi sırasında Bolşeviklere geçti. Brest-Litovsk barış görüşmelerinde Sovyet heyetinin sekreterliğini yaptı; daha sonra Dışişleri Halk Komiser Yardımcılığı, Polonya ve Çin büyükelçilikleri gibi önemli görevlerde bulundu. 1934'te Sovyetler Birliği'nin Ankara Büyükelçiliğine atandı.

Troçki ile doğrudan temas vardı. 1917'de ikisi de Mejrayontsi çevresinden Bolşevik Parti'ye geçmiş ve Brest-Litovsk görüşmelerinde aynı Sovyet heyetinde bulunmuşlardı.Ancak güvenilir kaynaklar Karahan'ın daha sonraki yıllarda Troçkist muhalefetin aktif bir mensubu olduğunu göstermiyor.

Stalin dönemindeki tasfiyeler sırasında ise Troçkizm, askerî komplo ve yabancı devletlerle iş birliği suçlamalarının aynı soruşturma dosyalarında birbirine bağlandığı görülmektedir.

Karahan da tutuklandıktan sonra Mareşal Mihail Tuhaçevski ve bazı Kızıl Ordu komutanlarıyla bir komploya katılmakla suçlandı; daha sonraki Moskova davalarında adı “Alman casusu” ve Sovyet karşıtı komplocularla bağlantılı kişi olarak geçirildi.

Karahan'ın Ankara'dan alınmasının gerçek nedeni konusunda iki ayrı düzeyi ayırmak gerekiyor. Resmî olarak Moskova'ya çağrıldı; Türkiye'den ayrılırken kendisine daha önemli bir görev verileceği izlenimi yaratıldı. Nitekim Türk basını da ayrılışını başlangıçta bir tasfiye olarak değerlendirmedi.

Ancak dönemin The Times haberlerine dayanan araştırmalar, Ankara'daki diplomatik çevrelerde Türk-Sovyet ilişkilerinin eskisi kadar iyi olmadığı kanaatinin güçlendiğini aktarıyor. Sovyet yönetimi Türkiye'nin başka devletlerle yakınlaşmasını kuşkuyla izlerken Ankara, Moskova'nın bu yaklaşımını kendi bağımsız dış politikasına müdahale olarak görüyordu. Karahan'ın geri çağrılması da bu diplomatik soğumanın yaşandığı döneme rastladı.

Daha çarpıcı olan ise 1 Şubat 1937 tarihli Karahan telgrafıdır. Sovyet diplomatik belgelerinde yayımlanan bu telgraf, Karahan'ın Ankara'daki görevinden ayrılacağının daha şubat başında bilindiğini gösteriyor. Dolayısıyla geri çağrılması, 23 Nisan'daki veda ziyaretinde aniden ortaya çıkmış bir karar değildi. Karahan 23 Nisan'da Atatürk'e veda etti, 25 Nisan'da Ankara'dan ayrıldı; kaynaklara göre görevden alınması 3 Mayıs'ta kesinleşti.

Moskova'ya dönüşünün ardından olayın gerçek mahiyeti ortaya çıktı. Karahan Büyük Temizlik sırasında tutuklandı, ağır sorgulamalardan geçirildi ve Sovyet karşıtı/faşist bir komploya katılmak ve casusluk yapmakla suçlandı. 20 Eylül 1937'de ölüm cezasına çarptırılarak aynı gün kurşuna dizildi.

Bu nedenle Ankara'dan alınmasını yalnızca Türk-Sovyet ilişkilerindeki bozulmayla açıklamak eksik kalır; geri çağrılması aynı zamanda Stalin'in Sovyet devlet ve diplomasi kadrolarına yönelttiği Büyük Tasfiye'nin Karahan'a doğru ilerlediği döneme denk gelmektedir.

Nansen Pasaportu ve perde arkasındaki istihbarat ablukası...

Elanskaia'nın Sovyet Büyükelçiliği, özellikle Büyükelçi Karahan ile doğrudan siyasi, diplomatik veya istihbarî bir temas kurduğu düşünülmektedir.   Dönemin şartları ve mekân ortaklığı dikkate alındığında, Sovyet makamları Elanskaia'nın Ankara'daki faaliyetlerini izlemiştir. Çünkü Elanskaia'nın sahne aldığı Ankara Palas, yabancı diplomatların, devlet adamlarının ve siyasi çevrelerin sıklıkla bir araya geldiği başlıca mekânlardan biriydi.

-Ankara Palas

İçişleri Bakanlığının 16 Şubat 1937 tarihli resmî yazısında, Valeria Elanskaia'nın Nansen Pasaportu taşıdığı açıkça belirtilmektedir. Nansen Pasaportu, yalnızca Beyaz Ruslara özgü olmamakla birlikte, 1917 Devrimi ve Rus İç Savaşı sonrasında ülkesinden ayrılan ve Sovyet vatandaşlığından mahrum kalan çok sayıda Rus mültecinin kullandığı uluslararası bir seyahat ve kimlik belgesiydi. Elanskaia'nın da bu belgeyle Türkiye'ye gelmiş olması, onun Sovyet vatandaşlığının dışında yaşayan Rus mülteci çevrelerine mensup bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Stalin döneminde Sovyet güvenlik ve istihbarat kurumları, ülke dışında yaşayan Rus göçmen çevrelerini yakından takip ediyordu. Dolayısıyla Nansen Pasaportu taşıyan Rus bir sanatçının, üstelik Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin özel izniyle Ankara'ya gelerek başkentin diplomatik hayatının merkezindeki Ankara Palas'ta sahne alması Sovyet Büyükelçiliğinin dikkatle izlediği bir durumdu. Dönemin Sovyet göçmenleri arasında aile bağları, ülkeye geri dönme arzusu veya başka nedenlerle Sovyet temsilcilikleriyle temas kuran kişilerin bulunduğu bilinmektedir.

Sovyet istihbaratının Beyaz Rus göçmenlerini izlemesi konusunda ise çok güçlü bir kaynak var: Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisinin kendi tarihçesi. Kurum, 1930'lardaki Sovyet dış istihbarat yapılanmasında 5. şubenin doğrudan “Beyaz göçmenler” üzerinde çalıştığını belirtiyor. Aynı kaynak, Sovyet istihbaratının Türkiye'deki faaliyetlerinin 1930'ların ilk yarısında sınırlı olduğunu, fakat Türkiye topraklarını yabancıların devşirilmesi ve SSCB'ye yönelik haberleşme kanallarının işletilmesinde kullandığını da açıkça söylüyor.

Dönemin siyasi atmosferi ve Ankara Palas'ın casusluk cephesi…

1937 yılı, Türk-Sovyet ilişkilerinde 1920'lerdeki yakın dostluk döneminin yerini giderek soğukluk ve karşılıklı güvensizliğe bırakmaya başladığı bir dönemdi. Buna rağmen iki ülke arasındaki sanatsal, askerî ve kültürel heyet ziyaretleri devam ediyordu.

1930'ların ortalarında Moskova'dan Ankara'ya Sovyet sanat heyetleri gelmiş, Ankara Halkevi'nde gösteriler düzenlemişti. Elanskaia'nın 1937 başında Ankara'ya davet edilmesi de dönemin yoğunlaşan uluslararası kültür ve sahne sanatları trafiğiyle aynı zaman dilimine rastlamaktadır.

Aynı yıllarda Türkiye'nin ilk büyük sanayileşme hamlelerinden Kayseri ve Nazilli Sümerbank fabrikalarının kuruluşunda Sovyet kredisi ve Sovyet uzmanların teknik desteğinden yararlanılması, Moskova ile Ankara arasındaki teknik ve ekonomik temasların sürmesini sağlıyordu. Fabrikaların kuruluş ve faaliyete geçiş süreçleri dolayısıyla Sovyet uzman ve heyetlerinin Türkiye ziyaretleri de devam etmekteydi.

Ancak bu resmî temasların ötesinde, Karahan'ın Moskova'ya geri çağrıldığı dönemde Ankara'daki Sovyet diplomatik temsilciliği de Stalin'in giderek sertleşen tasfiye siyasetinin gölgesi altındaydı. Moskova'dan büyükelçiliği denetlemek amacıyla gizli Sovyet müfettişlerinin gönderildiği, elçilik kadrosunun adeta abluka altına alındığı anlaşılmaktadır.

Büyük temizlik dönemi ve elçilik içi muhbirlik ağı…

Atatürk, Stalin ile görüşmeyi düşünmüş; ancak bu konuda ilk adımı atan taraf olmak istememişti. Bu mesele, 1936 yılında Ankara'daki Sovyet Büyükelçiliğinde verilen bir resepsiyonda Atatürk ile Büyükelçi Lev Karahan arasında yaşanan dikkat çekici bir konuşmaya da yansımıştı. Atatürk, Karahan'a, “Bana kutlama mesajını niçin Stalin değil de Kalinin gönderdi?” diye sorarak tepkisini dile getirmişti.

Lev Mihayloviç Karahan, dönemin Sovyet elitleri arasında şıklığı, lüks yaşam tarzı ve diplomatik yetenekleriyle öne çıkan sıra dışı bir isimdi. Stalin gibi Kafkasya doğumlu olan Karahan, Tiflis'te dünyaya gelmiş Ermeni kökenli bir Sovyet devrimci ve diplomattı. Ankara'daki görevi sırasında Atatürk'le yakın ve samimi ilişkiler kurduğu aktarılmaktadır.

Atatürk, Karahan'ı öldürüleceği konusunda uyardı…

-Büyükelçi Lev Mihayloviç Karahan

Ancak Karahan'ın Ankara'daki konumu, Stalin'in Büyük Temizlik sürecinin dışında kalmasına yetmedi. Moskova'ya geri çağrılması yaklaşırken Atatürk'ün Karahan'ın geleceğinden endişe duyduğu ve veda görüşmesinde kendisine, “Karahan, seni geri çağırırlar ve yaşatmazlar... Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et...” dediği rivayet edilmektedir.

Türk dostu Karahan'ın Ankara'daki son günleri ve Moskova'nın gölgesi...

1937 yılı, Stalin'in Büyük Temizlik politikalarının Sovyet devlet mekanizmasını ve dış temsilciliklerini de etkisi altına aldığı en sert dönemlerden biriydi. NKVD'nin yurt dışındaki Sovyet görevlileri üzerindeki gözetimi yoğunlaşmış; diplomatların siyasi güvenilirlikleri, yabancılarla ilişkileri ve Moskova'ya bağlılıkları giderek daha sıkı biçimde sorgulanmaya başlanmıştı. Ankara'daki Sovyet Büyükelçiliği de bu kuşku ve tasfiye atmosferinin dışında değildi.

Karahan'ın Ankara'daki temasları ve Türk yöneticilerle geliştirdiği yakın ilişkiler de bu ortamda Moskova açısından hassasiyet taşıyordu. Karahan'ın “en büyük suçunun Türk sempatizanlığı olduğu”, altındaki görevlilerin doğrudan Stalin'e rapor verdiği veya Ankara Palas'taki her hareketinin kayda geçirilerek Moskova'ya iletildiği  görülmektedir

Karahan'ın Ankara'daki görevinin sona ermesi üzerine Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras tarafından onuruna bir veda ziyafeti düzenlendi ve Karahan daha sonra ülkesine döndü. Moskova'ya dönüşünün ardından Büyük Temizlik'in hedeflerinden biri hâline gelerek tutuklandı ve Eylül 1937'de idam edildi.

Karahan'ın Ankara'daki son günlerine hâkim olan bu gergin atmosfer ile aynı tarihlerde Fransa'dan gelerek Ankara Palas'ta sahne alan, Rus kökenli ve Nansen Pasaportu taşıyan Valeria Elanskaia'nın varlığı dikkat çekici bir tarihsel kesişme oluşturmaktadır.

Bir dansözden fazlası: Ankara'da diplomasi ve istihbaratın kesişme noktası…

Valeria Elanskaia'nın Ankara'ya gelişi, bazı ahmakların iddia ettiği gibi basit bir “dansöz getirme” meselesi değildir. Görünürde sanatçının kendi talebiyle başlayan süreçte, Sovyet Büyükelçisi Lev Karahan'ın da ricasıyla Türkiye'ye girişine izin verilmiş ve Ankara Palas'ta sahne almasının önü açılmıştır.

Dönemin siyasi şartları ve Ankara'daki yoğun diplomatik hareketlilik dikkate alındığında bu girişim, aynı zamanda diplomatik ve istihbarî bir operasyon niteliğindedir. Türkiye'nin Fransa ve Sovyet Rusya ile ilişkileri ise bu operasyonun merkezinde yer almaktadır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

YAZARIN DİĞER YAZILARI