Reyting Uğruna Tükenen Ruh Sağlığımız
Reyting Uğruna Tükenen Ruh Sağlığımız
Sabah televizyonu açıyoruz…
İnsan aslında güne biraz nefes alarak, gülerek, belki güzel şarkılar dinleyerek dinamik, canlı, hayat dolu, enerjik başlamak istiyor. Güzel bir haber, bir başarı hikayesi, önemli bir buluş, toplumu heyecanlandıracak, gençlere umut verecek yeni gelişmeler…
Ama yok.
Karşımızda yine bağıran insanlar, bitmeyen kavgalar, aldatma hikayeleri, aile içi çatışmalar, şiddet, gerilim…
Sabah daha kahveni bile içmeden hangi kanalı açarsan aç ekranlar sana şunu söylüyor “Bu ülkede huzur yok.”
Öğlene doğru tablo değişmiyor.
Kayıplar, cinayetler, tartışmalar, “2. Sayfa” haberleri…
Acılar bölüm bölüm servis ediliyor.
İnsan hikayeleri bir “içerik” haline geliyor.
Akşam haberleri ise zaten ayrı bir dünya…
Savaşlar, terör, krizler, açlık görüntüleri, felaket senaryoları…
Ve ekranın karşısındaki izleyiciye sürekli aynı his bırakılıyor:” Merak et. Kork. Takip et. İzlemeye devam et.”
Gece olduğunda bu kez diziler devreye giriyor.
Mafya, aşiretler, silah, intikam, entrikalar, ölüm…
İnsanın öldürülmesi öyle sıradan, öyle kolay, öyle “hikâyenin parçası” haline getirilmiş ki artık kimse irkilmiyor.
Bu normal değil.
Bir insanın hayatının bu kadar kolay yok edildiği, bu kadar kolay tüketildiği bir ekran düzeni sağlıklı olamaz.
Ve en büyük sorun şu: Bütün bunlar artık sıradanlaştı.
Sabah, öğlen, akşam…
Sürekli aynı duygular pompalanıyor: Korku, öfke, endişe, çaresizlik.
Peki kimse şunu sormuyor mu?
Aslında toplum her şeyin farkında. Ne uyuyor ne cahil ne de kandırılıyor. Her şeyin farkında hükümetin, muhalefetin, medyanın… Her şeyin… Asıl siz farkında mısınız?
Bu ekranlar, medya toplumu bilgilendirmek için mi var, yoksa toplumu sürekli gerilim içinde tutmak için mi?
Ortada çok net bir gerçek var:
Korku izleniyor.
Kaos izleniyor.
Şiddet izleniyor.
Ve bunlar izlendikçe daha çok üretiliyor.
Reyting uğruna.
Reklam uğruna.
Para uğruna.
Ama kimse şunu hesap etmiyor: Bu toplum her gün biraz daha yoruluyor.
İnsanlar artık açık açık söylüyor: “Televizyonu açınca, haberleri izleyince psikolojim bozuluyor.”
Çünkü sürekli kötü haber ve programlara maruz kalan bir toplumun ruh hali değişir. İnsanlar daha gergin olur. Daha tahammülsüz olur. Daha umutsuz olur. Ve en kötüsü: Şiddet normalleşir. İyilik görünmez olur, başarı birkaç dakikaya sıkıştırılır, umut hep “istisna” olarak kalır.
Bu ülkenin insanlarına biraz huzur çok mu görülüyor?
Çünkü güzelim ülkenin güzel insanları nefes almaya, gülmeye, mutlu olmaya hakkı olan insanlardır.