Küller Arasında Kalan Sadece Ağaçlar mı?
Yaz mevsimi artık yalnızca denizin, güneşin ve tatilin adı değil. Ne yazık ki her yaz, gökyüzünü kaplayan dumanın, küle dönen ormanların ve içimizi yakan görüntülerinde mevsimi oldu.
Bir orman yangınında yalnızca ağaçlar yanmıyor. Kuşların yuvaları, yaban hayvanlarının yaşam alanları, toprağın bereketi ve çocuklarımızın geleceği de o alevlerin içinde yok oluyor. En acısı da, her yangından sonra aynı cümleleri kurup bir sonraki felaketi bekler hale gelmemiz…
Ormanlar, bir ülkenin yalnızca doğal zenginliği değildir. Onlar nefesimiz, suyumuz, iklim dengemiz ve ortak hafızamızdır. Bir ağacın büyümesi onlarca yıl alırken, onu küle çevirmek bazen birkaç saat sürüyor. İşte bu yüzden mesele sadece söndürmek değil; yangın çıkmadan önce koruyabilmek ve doğaya hak ettiği değeri verebilmektir.
Elbette iklim krizi yangın riskini artırıyor. Ancak her felaketi özellikle orman yangınlarını doğaya bağlamak da kolaycılık oluyor. İhmaller, plansız yapılaşma, bilinçsizlik, rant ve zaman zaman insan eliyle oluşan hatalar ve en can acıtanı ise bile isteye benzin veya benzeri maddelerle özellikle çıkarılan yangınlar da bu tablonun bir parçası. Doğaya karşı sorumluluğumuzu yalnızca yangın çıktığında hatırlıyorsak, aslında çok geç kalmışız demektir.
Bugün küle dönen her orman bize bir soru soruyor: Siz gerçekten doğayı seviyor musunuz, yoksa sadece kaybettiğinizde mi değerini anlayacaksınız?
Toplum olarak felaket anlarında büyük bir dayanışma gösteriyoruz. Gönüller koşuyor, ekipler gece gündüz mücadele ediyor, insanlar tek yürek oluyor. Bu dayanışma umut veriyor. Ama asıl başarı, yangın söndükten sonra da aynı duyarlılığı sürdürebilmektir.
Çünkü doğa, ona gösterdiğimiz özeni de sevgiyi de hatırlar.
Belki de artık asıl soruyu sormak lazım.
“Küller arasında kalan gerçekten sadece ağaçlar mı?
Yoksa her yangında biraz daha eksilen ortak vicdanımız, geleceğe olan borcumuz ve çocuklarımıza bırakacağımız umut mu?”
Bir ülke, ormanlarını kaybettiğinde sadece yeşilini değil, yarınını da kaybetmeye başlar.