O Oy Senin Değildi
Niccolo Machiavelli’nin Prens adlı eserinde “erdem” anlamına gelen virtu, yalnızca ahlaki bir erdem değildir. Siyasal bağlamda, amaca ulaşmak için gerekli araçları kullanabilme yeteneği; uygun fırsattan (occasione) yararlanabilme ve talihin (fortuna) olumsuzluklarıyla mücadele edebilme kapasitesidir. Dolayısıyla erdem kavramı güç, beceri, yetenek, kararlılık gibi anlamları içerir. Cömertlik, merhamet gibi ahlaki erdemlere gelince; Machiavelli prensin bunlara sahipmiş gibi görünmesi gerektiğini belirtir.( Niccolo Machiavelli, Prens)
Şimdi soruyorum:
Acaba bazı siyasetçiler, bazı belediye başkanları ve yönetenler, siyasi etiği bir kenara bırakıp kendilerine en uygun olan yolu seçerken Machiavelli’nin bu siyasal anlayışını mı uyguluyor?
Dün seçim meydanlarında rakip partiye ağır sözler söyleyen…
“Biz onlar gibi değiliz” diyerek seçmenden oy isteyen…
Kendi partisinin kimliğiyle seçilen…
Sonra bir gün, dün eleştirdiği o partiye büyük bir memnuniyetle geçen siyasetçiyi düşündüğümüzde bu soruyu sormak hakkımız değil mi?
Dün “yanlış” dediğin bugün nasıl “doğru” oldu?
Dün eleştirdiğin siyasi anlayış bugün nasıl birdenbire seni mutlu eden bir adrese dönüştü?
Elbette insanın fikri değişebilir.
Siyasetçi partisinden ayrılabilir.
Ama seçmenin güvenini kazanırken söylediği sözlerden de vazgeçebilir mi?
Çünkü seçimde alınan oy, siyasetçinin kişisel mülkü değildir.
O oy emanettir.
Seçmen bir siyasetçiye, bir belediye başkanına hatta muhtara yalnızca makam vermiyor.
Güveniyor.
İnanıyor.
Bir siyasi duruşa oy veriyor.
Ve o güven, kişisel siyasi hesapların üzerinde tutulmadığında ortaya yalnızca bir parti değişikliği çıkmıyor.
Siyasete olan güven yara alıyor.
Tam da burada Max Weber’in “sorumluluk etiği” önem kazanıyor. Weber’e göre siyasetçi yalnızca niyetinden değil, eylemlerinin sonuçlarından da sorumludur. (Max Weber, Meslek Olarak Siyaset)
O halde mesele “Parti değiştirmek serbest mi?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl mesele şudur:
Seçmenden hangi sözlerle hangi vaatlerle oy aldın ve o sözlerin arkasında ne kadar durdun?
Çünkü siyaset yalnızca fırsatı değerlendirmek değildir.
Siyaset aynı zamanda sorumluluk taşımaktır.
Fırsat geldiğinde yön değiştirmek kolaydır.
Zor olan, doğru bildiğin yerde bedel ödemeyi göze almaktır.
Bugün Türkiye’de siyasi etik tartışmasının yeniden gündeme gelmesi tesadüf değil. 4 Ağustos 2026’da TBMM’ye sunulan Siyasi Etik Kanunu Teklifi, kamu görevlileri ve siyasetçilerin etik sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler getirmeyi amaçlıyor. (TBMM, Siyasi Etik Kanunu Teklifi, 4 Ağustos 2026)
Belki artık şu soruyu sormalıyız:
Siyasetçi, halkın verdiği emaneti mi taşıyor, yoksa önüne çıkan fırsatı mı değerlendiriyor?
Çünkü sandıkta verilen oy, bir siyasetçinin siyasi kariyerini yükseltmek için aldığı bir basamak değildir.
O oy halkındır.
Ve halkın verdiği emanetin sahibi yine halktır.