Sesiz Güven Kaybı
‘Gerçekten Adalet Var mı?
Bu sorunun sorulmasına neden olan gelişmelerin başında hakkında yürütülen dava nedeniyle gündemde olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve tutuklu gazeteciler meselesi geliyor.
Toplumun önemli bir kesiminde oluşan algı şu: Önce tutuklama geliyor, ardından iddianame hazırlanıyor. Bu nasıl bir adalet?
Hukuk devletlerinde olması gereken bunun tam tersidir.
Demokrasi yalnızca sandık değildir. Demokrasi, konuşabilme cesareti, eleştirebilme hakkı ve farklı düşünebilme özgürlüğüdür. Bir ülkede insanlar korkmadan konuşabiliyorlarsa, gazeteciler soru sorabiliyorlarsa ve muhalefet iktidarı denetleyebiliyorsa o ülkede demokrasi gerçekten yaşıyor demektir.
Muhalefet çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki iktidarın düşmanıymış gibi gösterilir. Oysa muhalefet, bir ülkenin sigortasıdır. Bir uyarı mekanizmasıdır. Hataların büyümesini engelleyen erken alarm sistemidir.
Tarihe baktığımızda güçlü devletlerin ortak bir özelliği olduğunu görürüz. Eleştiriye açık olmaları. Neden?
Çünkü eleştiri, yönetenlerin göremediği kör noktaları ortaya çıkarır.
Örnek: 1791’de ABD Anayasası’nda yapılan değişiklikle, kongrenin basın ve konuşma özgürlüğünü kısıtlayıcı hiçbir yasa yapmayacağı hükme bağlanmıştır. Siyasi otorite fikirlere müdahale etmezse özgür Pazar yeri ortamında iyi fikirlerin kötüleri kovacağı bir zemin oluşacağı iddia edilmiştir.
1789 Fransız ihtilali ile <<İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi>> Düşünce ve iletişim özgürlüğünü vazgeçilmez ve devredilmez mahiyetteki temel hak ve özgürlükler arasına yerleştirmişlerdir.
Bir lider ne kadar güçlü olursa olsun her şeyi tek başına göremez. Farklı görüşler ve muhalefet de bu yüzden değerlidir.
Muhalif gazeteciler de bu sistemin önemli bir parçasıdır. Gazetecilerin görevi alkışlamak yada ana akım medyada hükümeti savunmak değildir; soru sormaktır.
Çünkü sorular sorulmazsa hatalar görünmez olur.
Gazeteciler, halkın gözü, kulağı, düşünen beyni ve konuşan ağzı olarak nitelendirilir.
Sorulan tüm bu sorular aslında toplumun merak ettiği ve cevabını öğrenmek istediği sorulardır. Çünkü sorular hoşunuza gitsin gitmesin eğer sorulmazsa hatalar görünmez olur. Hatalar görünmez olduğunda ise sorunlar büyür, krizler derinleşir.
İşte bu durum en çok hükümet için önemlidir. Çünkü eleştirinin olmadığı yerde, iktidara yanlış yapıyorsun denmediği yerde bilgi de olmaz.
Liderler yalnızca övgü ve sınırsız sadakat istediğinde, kendilerine anlatılmak isteneni duyarlar. Bu da yönetimi zayıflatır. Oysa güçlü liderler eleştiriden korkmaz, muhalefetten korkmaz. Tam tersine eleştiriyi bir rehber olarak görür. Çünkü bilirler ki hatayı erken görmek, krizi geç fark etmekten çok daha değerlidir.
Demokrasi bir denge sistemidir iktidar ve muhalefet bu dengenin iki ayağıdır. Bir ayağı zayıf olan sistem ayakta kalamaz.
Unutulmamalıdır ki muhalefet yalnızca iktidar değişsin diye var olmaz. Muhalefet, ülke daha iyi yönetilsin diye vardır. Bir ülkede muhalefetin sesi kısıldığında, gazeteciler korkmaya başladığında ve farklı fikirler tehdit olarak görülmeye başlandığında sistem kendi sigortalarını sökmüş olur.
İşte o zaman artık mesele yalnızca siyaset değil toplumsal huzur meselesi olur. Güven kaybı ve gerçekten adalet var mı? Siyaset hukukun önünde mi? Soruları toplumu rahatsız etmeye başlar. Güvensizlik duygusu siyasetin bütün dengelerini etkiler.
İktidarlar çoğu zaman muhalefeti zayıflatmanın kendilerine güç kazandıracağını düşünür. Eleştirel gazeteciliğin etkisini azaltmanın siyasi alanı rahatlatacağını varsayar. Oysa siyaset bilimi bunun tam tersini söyler.
Mustafa Kemal Atatürk muhalefetin demokrasi için gerekli olduğuna inan bir liderdi: ‘Muhalefetsiz bir hükümet düşünülemez. Çünkü muhalefet, hükümetin yanlışlarını gösteren ve doğruyu bulmasına yardımcı olan bir kuvvettir’ demiştir.
Bu anlayış doğrultusunda Atatürk, çok partili hayata geçiş için girişimlerde bulunmuş ve özellikle Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmasını bizzat teşvik etmiştir. Güçlü bir cumhuriyetin farklı görüşlerin serbestçe ifade edilmesiyle güçleneceğine inanıyordu.
Eğer iktidar muhalefeti susturursa bir noktadan sonra toplum sessizce karar verir. Siz bunu göremezsiniz, duyamazsınız, bilemezsiniz. Ve o gün geldiğinde çoğu zaman şu cümle duyulur ‘Biz bunu beklemiyorduk’
Oysa toplum çoktan sinyal vermiştir. Muhalefet yoluyla, eleştirel gazeteciler yoluyla, seslerini duyurmak için küçük çapta yapılan protesto gösterileriyle, kendilerine uzatılan mikrofon aracılığıyla bazen acı acı gülerek yapılan şikayetlerle. Bütün bunları görmemek, muhalefeti tutuklamak, susturmak, yok saymak, eleştirilere kulak tıkamak işte tüm bu haksızlıklar adaletsizlikler maalesef sandıkta ortaya çıkar. Mutlaka ortaya çıkar.
SESİZCE
DERİNDEN