Enflasyon Rakam Değil, Sistem Sorunu
Enflasyon sadece fiyat artışı değildir. Enflasyon bir güven testidir. (Yastık altındaki altınlar, döviz ve diğer birikimler. Halk gelecek kaygısıyla birikim yapar güven yoktur.)
Bugün tartışılan şey yüzde kaç olduğu değil; neden kalıcı olduğu meselesidir. Çünkü enflasyon bir sonuçtur sebep ise sistemdir.
Gelişmiş ülkeler enflasyonla mücadelede halkı ezmeyi değil, korumayı tercih eder. Çalışanlara enflasyonun üzerinde zam yaparlar. Alım gücünü korurlar. Vergi sistemini sadeleştirir, dar gelirliyi nefessiz bırakmazlar.
Kanada enflasyon baskısı dönemlerinde neden orta sınıfı destekleyen vergi düzenlemelerine yöneldi ve halkın alım gücünü destekledi?
Japonya mesela ücret artışını teşvik ederek iç talebi yani halkın alım gücünü canlı tutmaya çalışarak neyi hedefledi?
HEDEFLERİ;GÜÇLÜ HALK GÜÇLÜ ÜLKE
Eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe döneminde uygulanan ekonomi yaklaşımı tamamen halkı güçlendirerek ülkeyi güçlü hale getirmek. Çünkü denklem basit.
Alım gücü artarsa tüketim artar.
Tüketim artarsa üretim artar.
Üretim artarsa rekabet yükselir.
Rekabet artarsa fiyatlar dengelenir.
Enflasyon sadece faizle düşmez. Enflasyon üretimle düşer. Halkın alım gücüyle düşer. Enflasyon güvenle düşer.
John Maynard Keynes’in (makro ekonominin temellerini atan, iktisadi düşüncenin kurucusu) uyardığı gibi enflasyon, servetin sessizce el değiştirmesidir. Sabit gelirli fark etmeden yoksullaşır.
George Orwell; ‘siyasi dil, yalanı doğru göstermek için tasarlanır.’
Şunu çok iyi bilmek gerekiyor Türkiye bir tarım ve hayvancılık ülkesidir.
Bizim yer altından fışkıran petrolümüz yok; Suudi Arabistan değiliz. Doğalgaz zenginliğiyle anılan Rusya değiliz. Altın rezervleriyle dünya ekonomisini etkileyen bir maden gücümüz de yok.
Bizim asıl zenginliğimiz yerin altında değil, yerin üstündedir. Verimli topraklarımız, dünyayı doyurabilecek potansiyele sahip tarımımız, hayvancılığımız, turizmimiz var. Ancak yıllardır uygulanan yanlış politikalar, kısa vadeli büyüme hırsı ve hızlı zenginleşme hayalleri, bu ülkenin gerçek madenini göz ardı etti.
Tarım ve hayvancılık desteklenmek yerine geri plana itildi.
Çiftçi, köylü üretimden koptu, köyler boşaldı. İnsanlar şehirlere göç etmek zorunda kaldı.
Sonuç Ne?
Şehirler bu yükü kaldıramadı. İşsizlik arttı, barınma krizi derinleşti, enflasyon kontrolden çıktı ve en önemlisi toplumsal huzursuzluk büyüdü.
Üretimden kopunca doğal olarak ithalata bağımlı hale geldik. İthalat arttıkça döviz yükseldi, döviz yükseldikçe fiyatlar, fiyatlar yükseldikçe gelir dağılımı bozuldu ve suç oranları arttı, aile içi huzursuzluklar baş gösterdi.
İşte size suç enflasyonu! Bir de bunların üzerine Suriyeli sığınmacılar ve yabancı istilası.
Kaynak Kanunlardır.
Kanun güçlü değilse ekonomi güçlü olamaz. Hukuk zayıfsa fiyat istikrarı sürdürülemez.
Kurumsal güvence, alım gücünü koruyan ücret politikası, vergi reformu, üretim odaklı model, şeffaflık.
Halk, fakirleşerek ekonomi asla ve asla düzelmez.
Halk fakirleştikçe devlet zayıflar güçlenmez. (Bir ülkenin itibarı halkının zenginliğiyle ölçülür kişilerin değil).
Enflasyonla mücadele halkın alım gücünü zayıflatarak değil, sistemi güçlendirerek yapılır. Sistem değişirse sonuç da değişir.
Bugün halkın yaşadığı hayat pahalılığı, küresel krizler veya dış güçler değil, iç politikaların sonucudur.
Evet dünyada krizler yaşandı ama her ülke aynı şekilde etkilenmedi. Örnek verecek olursak Kanada dar gelirliyi vergi düzenlemeleriyle korudu. Kanada Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan 15 Nisan 2020 tarihli açıklamada Olağanüstü Yardım Programı’nın (Canada Emergency Reponsa Benefit-CERB) kapsamının genişletildiği ve temel hizmetlere yönelik işgücünün de desteklenmesinin planlandığı belirtilmektedir.
Kısaca bazı ekonomistlerin ve iktisatçıların dediği gibi maaşlara zam yapılırsa, halkın alım gücü artarsa enflasyon da artar fiyatlar da aynı oranda artar.
SİZCE BU DOĞRU MU?