Bir Belediye Başkanı Kendini Yönetemiyorsa, Belediyeyi Nasıl Yönetecek?

01 Eyl 2026 - 10:54 YAYINLANMA

Bir Belediye Başkanı Kendini Yönetemiyorsa,

Belediyeyi Nasıl Yönetecek?

Bir belediye başkanı nasıl olmalı?

Bu soruyu bugün özellikle sormak istiyorum.

Çünkü tutuklu Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu hakkında basına yansıyan ifadeler, yalnızca bir siyasetçiyi değil siyasetçinin taşıması gereken sorumluluğu tartışmamız gerektiğini gösteriyor.Önce hukuki sınırı çizmemiz gerekiyor: Beşikçioğlu hakkındaki suçlamalar henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet değildir. Hukuki karar elbette mahkemenindir. Ancak kamuoyuna yansıyan ve kendisine atfedilen bazı ifadeler, siyaset açısından ciddi sorular sormamıza engel değil.

Basına yansıyan haberlere göre Beşikçioğlu, yasaklı madde testinin pozitif çıkmasıyla ilgili olarak; “ Ortamlarda ikram ediyorlar, kıramıyorum” dedi. Aynı görüşmede siyasete girdiği için pişman olduğunu ve özgürlüğüne kavuşursa aktif siyaseti bırakacağını söylediği aktarıldı.

Şimdi soruyorum:

Bir belediye başkanı “ kıramıyorum” diyebilir mi?

Kimi kıramıyor?

Arkadaşlarını mı?

İçinde bulunduğu çevreyi mi?

Yoksa kendisine güvenerek oy veren insanları mı?

Bir insan kendi hayatıyla ilgili kararlarında elbette özgürdür. Fakat kamu görevi üstlenildiği anda mesele artık kişinin kendisi olmaktan çıkar.

Binlerce insanın, hatta büyükşehirlerde milyonların güvenini taşımaktadır.

Siz o koltuğa otururken sadece makam sahibi olmadınız. Bir emanet aldınız.

Max Weber, siyasetçinin temel nitelikleri arasında tutkunun yanında sorumluluk duygusu ve muhakemeyi özellikle sayar.

Weber’in “sorumluluk etiği” anlayışında siyasetçi, yaptığı eylemlerin sonuçlarını üstlenmek zorundadır.

Yani siyaset “Ben böyle istiyorum” deme özgürlüğünden ibaret değildir.

Tam tersine, gerektiğinde “Hayır” diyebilme iradesidir.

İşte tam burada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş örneği üzerinden başka bir soru sorabiliriz:

Mansur Yavaş neden yıllardır belirli  bir siyasi çizgi ve duruşla anılıyor?

Çünkü siyasetçinin toplumdaki itibarı yalnızca yaptığı hizmetlerle değil, zaman içinde oluşturduğu davranış standardıyla da şekillenir.

Elbette kimsenin özel hayatını denetlemiyoruz.

“Şu ortama girer, şu ortama giremez” diye kimse hakkında kanıtsız hüküm de kuramayız.

Ama bir siyasetçinin kamuoyu önünde oluşturduğu duruş, ölçü ve güven tartışılabilir.

Nitekim Mansur Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ikinci dönemini sürdürdüğü ve 2024 seçiminde Ankara’da yüzde 60’ın üzerinde oy aldığı ABB’nin resmi bilgilerinde de yer alıyor.

Peki dünyanın başka yerlerinde kamu görevlisinden beklenen nedir?

OECD’nin kamu bütünlüğü yaklaşımı çok açık: Kamu sektöründe Kamu yararının özel çıkarlardan üstün tutulması ve en üst siyasi ve idari düzeyde etik standartlara bağlılık göstermesi gerekiyor.

Çünkü vatandaş yöneticisine güvenmezse, kurumuna da güvenmez.

Bu yüzden mesele yalnızca bir test sonucu değildir.

Mesele yalnızca bir gece, bir arkadaş grubu veya bir “ikram” meselesi de değildir.

Mesele makamın ağırlığını taşıyabilmektir.

Bir belediye başkanı kendisini yönetemiyorsa, belediyeyi nasıl yönetecek?

Öfkesini yönetebilecek mi?

Çevresini yönetebilecek mi?

Ekibini yönetebilecek mi?

Kamu kaynaklarını yönetebilecek mi?

Kendisine yapılan baskılara “hayır” diyebilecek mi?

Ve en önemlisi, kendisine oy veren insanların güvenini koruyabilecek mi?

Burada muhalefete de açık bir sözüm var.

Muhalefet, iktidarın yanlışlarını eleştirirken kendi kadrolarının yanlışlarına karşı körleşemez.

“Bizim belediye başkanımız” diyerek yapılan her yanlışı savunmak, siyaseti düzeltmez.

Tam tersine, toplumun siyasete olan güvenini biraz daha tüketir.

Siyasetçinin partisinden önce bir sorumluluk makamında olduğunu hatırlaması gerekir.

Çünkü seçmen sizden kusursuz bir insan olmanızı beklemiyor.

Ama kendinize hakim olmanızı, sorumluluk taşımanızı ve gerektiğinde “hayır” diyebilmenizi bekliyor.

Kızabilirsiniz.

Darılabilirsiniz.

Beni eleştirebilirsiniz.

Ama artık birilerinin siyasetçilere açıkça şunu söylemesi gerekiyor:

O Koltuk Sizin Değil, Milletin.

Size oy veren insanların güveni sizin kişisel konforunuzdan daha değerlidir.

Belediye başkanlığı bir ayrıcalık değildir.

Bir emanettir.

Ve emaneti taşıyamıyorsanız, önce koltuğu değil, kendinizi sorgulamalısınız.

Çünkü bu ülkenin artık mazeret üreten siyasetçiye değil; kendini yönetebilen, sorumluluk alabilen, gerektiğinde “hayır” diyebilen ve makamının ağırlığını bilen siyasetçiye ihtiyacı var.

Kendinize gelin.

Çünkü o koltuk sizin değil.

Milletin.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: