Bir Kentin Sesi Ne Kadar Yüksek Olmalı?
Alaçatı’nın Ritmi Bozuluyor
Sizin de dikkatinizi çekti mi, son dönemlerde Alaçatı’da olanlar? Bir zamanlar insanı yavaşlatan, sokaklarında yürürken nefes aldıran o tanıdık his… Taş evlerin gölgesinde akan sohbetler, müziğin mekânla uyumlu olduğu akşamlar, sabahın kendine ait sessizliği… Neydi Alaçatı’yı Alaçatı yapan? Bugün bu soruyu sormamızın nedeni bir şikâyet değil; bir fark ediş. Ritim bozulduğunda, sadece ses yükselmez — hayatın dengesi de sarsılır.
Bir kentte ses yükseldiğinde, mesele çoğu zaman yalnızca gürültü değildir. Asıl kırılma, ritmin kaybolduğu yerde başlar. Alaçatı’da olan da tam olarak bu. Taş evler hâlâ yerinde, sokaklar aynı sokaklar; ama tempo değişti. Müzik sokağa taştığında yalnızca desibel artmadı — mekânın ölçüsü, karşılaşmaların dili, akşamla sabah arasındaki denge de silikleşti. Gürültü, eğlencenin değil; aceleciliğin, tüketmenin ve durmamaya zorlanmanın sesi hâline geldi.
Ritmini kaybeden yerlerde yalnızca ses artmaz; sınırlar da bulanıklaşır. Kim neye ne kadar sahip, kim nerede durmalı, ne kadar yeterli — bu sorular cevapsız kalır. Yozlaşma çoğu zaman büyük bir kötülükle değil, ölçünün kaybolmasıyla başlar. Her şeyin mümkün olduğu hissi, bir süre sonra hiçbir şeyin yerli yerinde olmadığı bir hâl yaratır.
Bu yüzden mesele ne eğlenceyle ne de müzikle ilgili. Bir kentin ne zaman yaşayacağına, ne zaman dinleneceğine dair ortak bir sezgisi vardır. Eğlence, bu sezginin parçası olduğunda canlılık üretir; onun yerini aldığında ise yorar. Alaçatı’yı özel kılan şey hiçbir zaman yalnızca kalabalık ya da yüksek ses olmadı. Onu cazip kılan, farklı ritimlerin aynı anda var olabilmesiydi: geceyle gündüzün, yerelle misafirin, sessizlikle hareketin bir arada durabilmesi.
Kent dediğimiz şey yalnızca binalardan ve sokaklardan oluşmaz; ölçüden, karşılaşmalardan ve alışkanlıklardan örülür. Bir mekân büyüdükçe değil, ritmini kaybettiğinde yabancılaşır. Alaçatı’da son dönemde hissedilen de bu yabancılık. İlk kez gelenler için her şey hâlâ renkli ve cazip olabilir; ancak yıllardır yolu buraya düşenler farkı hemen hisseder. Çünkü değişen yalnızca kalabalık değil, ölçek. Küçük sokakların kaldırabileceğinden fazla ses, taşın taşıyabileceğinden fazla tempo yüklendiğinde, mekân kendisi olmaktan uzaklaşır.
Bir yerin sesi yükseldikçe, fiyatları da yükselir. Ama artan yalnızca rakamlar değildir; eşik de yükselir. Kimlerin orada kalabileceği, kimlerin yalnızca uğrayabileceği sessizce belirlenir. Bir kent, kendi insanına yabancılaştığında bunu ilk olarak etiketlerinde değil, yüzlerde fark edersiniz.
Bir kent kime göre yaşar?
Bu soru basit gibi görünür ama cevabı, bir yerin geleceğini belirler. Ziyaretçiye göre mi, yatırımcıya göre mi, yoksa orada yaşayanların gündelik ritmine göre mi? Benim Alaçatı’yla ilişkim de tam olarak bu ritimde şekillendi. Buraya her gelişimde aradığım şey eğlenceden çok bir his oldu: acele etmeyen sokaklar, sabaha karışmayan geceler, sesin mekâna saygı duyduğu anlar. Bugün bu hissin yer yer kaybolduğunu fark etmek bir nostalji değil; bir ölçü kaybının işareti.
Ölçünün kaybolduğu yerlerde yalnızca ses değil, güç de kontrolsüzleşir. Kimin neye izin verdiği, kimin neyi aşabildiği belirsizleşir. Kurallar yazılıdır belki ama pratikte başka dengeler işler. Bu, yüksek sesli değil; daha sessiz ama daha rahatsız edici bir gürültüdür.
Bu bir yasak çağrısı değil. Ne müziğe karşı durmak ne de eğlenceyi dışlamak. Aksine, bir kentin kendine ait ritmini koruyabilmesi için ölçüye ihtiyacı olduğunu hatırlatmak. Ölçü kaybolduğunda, en iyi niyetler bile yorucu hâle gelir. Alaçatı’nın meselesi sessizlik değil; sesin nerede başlayıp nerede duracağını bilmek. Eğlence, yaşamın önüne geçtiğinde değil, onunla uyumlandığında anlamlıdır.
Her yerin aynı ritimde yaşaması gerçekten ilerleme mi? Kentleri cazip kılan şey, birbirine benzemeleri değil; kendilerine özgü sesleri, temposu ve durma hâlleridir. Alaçatı’yı Alaçatı yapan da tam olarak buydu. Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey yeni kurallar ya da sert tepkiler değil; ortak bir hatırlayış.
Alaçatı’yı Alaçatı yapan şey, hâlâ hatırlanabilir.
Ve hatırlanan şey, çoğu zaman yeniden korunabilir.