Dil: Ayna mı, Bıçak mı?
İnsanlar çoğu zaman doğruyu aramak için değil, kendi yetersizliklerini bastırmak için ahlaka sarılırlar. Anlamaya çalışmak yerine damgalarlar. Zayıf olan, güçlüyle yüzleşemez; o yüzden iyi ve kötüyü icat eder.
Merak yerine yargı, diyalog yerine etiket, soru yerine infaz gelir. “Yanlışsın” demezler; “Sorunlusun”, “Fazlasın”, “Uygunsuzsun” derler. Bu, sürünün dilidir.
Sürü, gerçekten güçlü olanla tartışmaz. Onu ahlaken lekelemeye çalışır. “Yanlışsın” demez. “Kötüsün” der.
Çünkü yanlış tartışılır, kötü yargılanır.
Yanlış, gelişmeye alan bırakır; kötü bastırır.
Sürü düzeni, ortalama olanın egemenliğine dayanır. Ortalama, yüksek titreşimden nefret eder. Çünkü yüksek olan, onun ne kadar düşükte yaşadığını hatırlatır.
Ve bizde köşe yazarlığı çoğu zaman düşünce üretmek için değil, saf tutturmak için vardır. Bir kalem çıkar, bir cümle atar; sonra binlerce insan o cümleyi kendi öfkesinin silahına dönüştürür.
Kimse “Bu ne demek istiyor?” diye sormaz.
Herkesin sorduğu tek şey şudur:
“Kime vuruyor?”
Bu tam olarak sürü psikolojisidir.
Dili ustalıkla kullanan, sadece sesini yükseltmez; dünyayı da aydınlatır.
Dil iki türlü kullanılır: görmek için bir ayna, yaralamak için bir bıçak. Usta olan aynayı kullanır; kalabalık olan bıçağı.
Dili silah gibi kullananla, dili ustalıkla kullanan aynı şey değildir. Silah keser, ayırır, yaralar. Ustalık ise açar, görünür kılar, dönüştürür.
Bu ülkede kalem çoğu zaman güçlülerin sopasına dönüşür; okur da sürünün kolu olur.
Köşe yazarlığı çoğu zaman saf tutturur, taraf toplar.
Gazetecilik ise soru sordurur; gerçeği aratır.
Aradaki fark, dilin silah mı yoksa ayna mı olduğudur.