Görünmez Sözleşme: Düzen Kurallardan mı Doğar, Saygıdan mı?
Düzen, kurallardan mı doğar; yoksa birbirinin varlığına duyulan saygıdan mı? Gerçek düzen, aslında yazılı kanunlardan çok daha farklı, çok daha derin bir yerden doğar: “Senin de burada var olma hakkın var.” duygusundan...
Bu duygu trafikte, sosyal medyada, siyasette, komşulukta ve iş hayatında, yani nefes aldığımız her alanda kendisini gösterir. Ne var ki insan; karşısındakini bir paydaş değil de bir rakip, tehdit veya düşman olarak görmeye başladığında tahammül hızla azalıyor.
Ardından o bildik kırılmalar zincirleme geliyor: Kutuplaşma, ötekileştirme, “biz ve onlar” dili, yatay çatışma ve nihayetinde toplumsal kopuş...
Bir toplumun dayanıklılığı sadece resmi kurumlarla, mahkemelerle ya da cezalarla ölçülmez. Toplumun gücü, insanların birbirine nasıl baktığıyla da ölçülür. Asıl mesele, bencilliği bir kenara bırakıp "Benim rahatım kadar senin rahatın da önemli" diyebilmektedir.
Bugün sosyal medya ve hararetli gündelik tartışmalar insana her an şöyle hissettirebilir:
“Kimsenin kimseye tahammülü kalmadı.”
Oysa madalyonun bir de diğer yüzü var. Günlük hayatın akışı içinde hâlâ çıkar gözetmeksizin yardım eden insanlar, birbirine zor günde sahip çıkan komşular, her fırtınada dayanışan aileler, sınırsız dostluklar ve dünyayı güzelleştirmek için çabalayan gönüllü çalışmalar da var. Belki de asıl sorunumuz, çatışmanın görünürlüğünün dayanışmadan çok daha yüksek olmasıdır.
Çünkü öfke, doğası gereği yırtıcıdır, hırçındır ve daha çok ses çıkarır. Saygı ise asildir; derin ve sessiz çalışır.
Farklı olabiliriz. Farklı düşünebilir, farklı yaşayabilir, farklı önceliklere sahip olabiliriz. Ancak tam da bu farklılıkların içinde birbirimizin varlığına saygı duyabiliriz. Gerçek medeniyet, herkesin aynı düşünmesiyle değil; farklı insanların aynı toplumda birlikte yaşayabilmesiyle mümkündür.
Bu nedenle soruyu yeniden sormakta fayda var: Bir toplumu gerçekten ayakta tutan şey soğuk kurallar mı, yoksa kalplerde imzalanan o görünmez, karşılıklı saygı sözleşmesi mi? Belki de düzenin gerçek temeli, kanunlardan önce gelen şu sessiz cümlede saklıdır:
"Sen de varsın ve var olma hakkına saygı duyuyorum."