Aspirin Yorumcular!
Her derde deva, her konuda uzman, her akşam ekranlarda!
Televizyonlarımızın vazgeçilmez bir demirbaş kadrosu var. Hemen hemen her akşam aynı yüzler, farklı kanallarda, farklı programlarda, farklı konular üzerine konuşuyor. Gazeteciler, emekli kamu görevlileri, eski siyasetçiler, güvenlik uzmanları, akademisyenler ve daha niceleri…
Sabah başka bir konunun uzmanı, akşam bambaşka bir meselenin otoritesi olarak karşımıza çıkıyorlar.
Dış politika mı konuşulacak? Hazırlar.
Ekonomi mi tartışılacak? Onlar da orada.
Hukuk, tarih, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, askerî strateji, din, eğitim, sağlık, teknoloji… Hiç fark etmez!
Memleketin ve dünyanın bütün meseleleri hakkında söyleyecek birkaç sözleri, hatta çoğu zaman kesin hükümleri mutlaka vardır.
Ben bunlara kendi aramızda “Aspirin Yorumcular” diyorum. Gerçi bu tanımla aspirine biraz haksızlık ettiğimin farkındayım. Çünkü aspirin en azından hangi derde ne kadar iyi geldiği konusunda iddialı değildir!
Bu yorumcularımız ise maşallah her derde deva!
Bir de işin başka bir boyutu var. Sadece her şeyi bilmeleri yetmiyor; bildiklerini de öyle bir sunuyorlar ki sanki insanlık tarihinde o konuyu ilk defa kendilerinden duyuyoruz.
“Ben bunu yıllardır söylüyorum.”
“Bu konuyu daha önce de anlatmıştım.”
“Bunu ilk defa benden duyacaksınız.”
“Ben zaten o günlerde meselenin nereye gideceğini görmüştüm.”
Biraz daha devam etseler, tarihteki bütün önemli gelişmeleri önceden kendilerinin haber verdiğine inanacağız!
Elbette gazetecilerin, emekli kamu görevlilerinin, akademisyenlerin ve uzmanların toplumsal meseleler hakkında görüş bildirmesi son derece doğaldır. Hatta farklı tecrübelerin, bilgi birikimlerinin ve düşüncelerin kamuoyuyla paylaşılması demokrasinin ve özgür tartışma ortamının önemli bir parçasıdır.
Ancak burada üzerinde durulması gereken husus, konuşmak değil; bilmeden konuşmak, bilmediğini bilmemek ve kanaatini bilgi gibi sunmaktır.
İnsan hayatı boyunca çok şey öğrenebilir. Ancak ne kadar öğrenirse öğrensin, bilginin sınırları olduğunu da bilmelidir. Bir konuda uzman olmak, başka bir konuda da uzman olmayı beraberinde getirmez. Kamu yönetiminde yıllarca görev yapmış olmak, ekonomi veya uluslararası hukuk alanında kendiliğinden otorite kazandırmaz. Gazeteci olmak da bütün bilim dallarının uzmanı olmak anlamına gelmez.
Üstelik yorumculuğun bir de sorumluluk boyutu vardır. Ekrandan dile getirilen her iddia, milyonlarca insanın zihninde bir kanaat oluşturabilir. Yanlış bir bilgi, temelsiz bir değerlendirme veya kesin hüküm gibi sunulan bir tahmin, kamuoyunu yanıltabilir.
Oysa gerçek bilgi sahibi insanın en önemli özelliklerinden biri, bilmediği konuda susabilmesi veya en azından ihtiyatlı konuşabilmesidir.
Sokrates’e atfedilen meşhur sözde olduğu gibi: “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”
Bu sözün asıl değeri, bilgisizliği övmek değil, bilginin karşısında insanın ne kadar mütevazı olması gerektiğini hatırlatmaktır.
Bir de ekranların bu sürekli yorumcu ihtiyacını sorgulamak gerekiyor. Neden her akşam aynı isimler? Neden her konuda aynı kişiler? Gerçekten o konunun uzmanı oldukları için mi, yoksa ekranlarda görünmeye alıştıkları ve izleyiciye tanıdık geldikleri için mi?
Belki de televizyon kanalları açısından mesele, en doğru bilgiyi ve en yetkin uzmanı bulmak değil, programın süresini dolduracak ve tartışmayı canlı tutacak isimleri bulmaktır.
Böyle olunca bilgi ile gösteri, uzmanlık ile popülerlik birbirine karışıyor.
Oysa toplumun ihtiyacı, her konuda konuşan insanlardan çok, konuştuğu konuyu bilen, bilmediği yerde sınırını kabul eden, gerektiğinde “Bu konuda yeterli bilgim yok” diyebilen insanlardır.
Çünkü bilgi sahibi olmak kadar, bilginin sorumluluğunu taşımak da önemlidir. İnsanları etkilemek, onların güvenini kazanmak ve ekranlarda itibar görmek, her konuda kesin hükümler vermeyi gerektirmez.
Hatta bazen en değerli yorum, insanın söyleyecek çok şeyi olduğu hâlde önce dinlemeyi tercih etmesidir.
Sonuç olarak, ekranlarımızın bu vazgeçilmez demirbaşlarına bir önerim var:
Her konuda konuşmak zorunda değilsiniz. Her sorunun cevabını bilmek zorunda da değilsiniz. Bilmediğiniz bir konuda susmak, itibar kaybı değil, erdemdir.
Unutmayalım; Aspirin bile her derde deva değildir. Ama bazı yorumcularımızın maşallahı var, dünyada çözemedikleri mesele yok!