Kedi Testi
Mustafa Özel'e atfedilen bir hikâyede, Cemil Meriç'in Türk aydınına ilişkin eleştirilerinden hareketle oldukça çarpıcı bir fabl anlatılır.
Hikâyenin özü şudur:
Bir Türk otomobil fabrikasının yöneticileri, Japonların nasıl bu kadar kaliteli otomobil ürettiklerini öğrenmek için Japonya'ya giderler. Büyük bir fabrikayı gezerler. Üretim hattı kusursuzdur. Robotlar çalışmakta, parçalar milimetrik bir hassasiyetle birleşmekte, otomobiller neredeyse insan eli değmeden üretilmektedir. Dakikada birkaç otomobil üretilebilmektedir.
Türk heyeti hayranlık içindedir.
Gezinin sonunda Japonlar, bir de kalite kontrol testleri olduğunu söylerler.
Açık alana çıkarlar. Bir otomobil üretim bandından çıktıktan sonra içine bir kedi konulur. Kapılar ve camlar sıkıca kapatılır. Yirmi dört saat sonra otomobil kontrol edilir.
Kedi hayattaysa otomobilde bir problem olduğu düşünülür ve otomobil hurdaya ayrılır.
Kedi ölmüşse otomobil kusursuz kabul edilir ve satışa gönderilir.
Türk heyeti Japonların sistemini öğrenmiştir.
Türkiye'ye dönerler. Fabrikayı Japon modeline göre yeniden düzenlerler. Üretim başlar.
Yıllar sonra bu defa Afrikalı bir heyet, Türklerin otomobil üretimindeki başarısını öğrenmek için Türkiye'ye gelir.
Fabrikanın içi gezilir.
Fakat Japon fabrikasındaki robotların yerini örs ve çekiç sesleri almıştır. Yağlar etrafa saçılmış, vidalar sağa sola dağılmıştır. Çay molaları, sigara molaları, sendika görüşmeleri derken üretim hattı Japonya'daki görüntüsünden hayli uzaklaşmıştır.
Ama sıra kalite testine geldiğinde Türkler gururla Japonlardan öğrendikleri sistemi gösterirler.
Otomobilin içine bir kedi konur.
Kapılar ve camlar kapatılır.
Yirmi dört saat sonra otomobilin yanına gidilir.
Kedi hayattaysa:
“Araba mükemmeldir diye acenteye gönderiyoruz.”
“Kedi kaçmışsa, tamiri için servise gönderiyoruz.”
Hikâyenin mizahı burada değildir yalnızca.
Asıl mesele, bir sistemin görünen biçimini taklit etmekle, o sistemin arkasındaki zihniyeti ve kuralları benimsemek arasındaki farktır.