Afyon mu, Samsun mu?
Benim çocukluğumun köylerinde elektrik yoktu. Dolayısıyla televizyon da yoktu. Akşam olunca insanlar ya komşuya gider, ya misafir kabul eder, ya da kapı önlerinde sohbet ederlerdi. Kimin tarlasında ne olmuş, hangi evde düğün var, hangi çocuk okula başlamış; bütün haberler kulaktan kulağa dolaşırdı.
Sonra köylere elektrik geldi. Arkasından televizyonlar evlerin başköşesine kuruldu. O günlerde bazı büyüklerimiz:
“Televizyon çıktı, aile içi sohbet bitti.”
diye serzenişte bulunurlardı.
Yıllar geçti. Teknoloji durmadı. Bu kez cep telefonları hayatımıza girdi. Önce sadece konuşmak için kullanılıyordu. Sonra fotoğraf çekti, müzik çaldı, gazete oldu, mektup oldu, radyo oldu, televizyon oldu. Nihayetinde insanın cebine sığan küçük bir dünya hâline geldi.
Şimdi bir kahvehaneye, bir otobüs durağına veya bir aile toplantısına bakıyorum. Eskiden herkes birbirinin yüzüne bakardı, şimdi herkes kendi ekranına bakıyor.
Bu manzarayı görünce bazen şaka yollu şöyle diyorum:
“Ben telefon olarak iPhone kullanmam.”
Neden?
“Çünkü adı üstünde, afyon!”
Milleti uyuşturmaya zaten yeterince şey var. Bir de cebimde afyon taşımaya ne gerek var?
Bu yüzden ben Samsung’u tercih ederim.
Neden mi?
Çünkü Samsun daha az uyuşturuyor!
Elbette bunun telefon markalarıyla ilgisi yok. Mesele, elimizdeki cihazın adı değil, onun bizi ne kadar esir aldığıdır.
Aslında ne televizyon suçluydu ne de telefon. Televizyon geldiğinde sohbeti bitirdiğini söyledik. Telefon geldiğinde muhabbeti öldürdüğünü söyledik. Yarın başka bir teknoloji çıkacak, onu suçlayacağız.
Belki de asıl mesele teknoloji değil; insanın teknolojiyle kurduğu ilişkidir.
Çünkü aynı telefonla bir insan saatlerce anlamsız şeyler izleyebilir, bir başkası ise kilometrelerce uzaktaki annesinin sesini duyabilir.
Yine de ben esprimi yapmaya devam edeceğim:
“Afyon yerine Samsun kullanıyorum. Daha az uyuşturuyor!”
Ama içimden de şu soruyu sormadan edemeyeceğim:
Acaba bizi uyuşturan telefonlar mı, yoksa birbirimize ayıracak vakti giderek azaltmamız mı?