Kimin Aklıyla Düşünüyoruz?

25 Eki 2026 - 16:58 YAYINLANMA

Düşüncelerimiz gerçekten bize mi ait?

Bir düşünceyi, bir fikri, bir iddiayı, bir söylemi kaç kez duyarsak ona o kadar çok inanırız? Bir iddiayı herkes savunuyorsa doğru, çoğunluk karşı çıkıyorsa yanlış mı kabul ederiz? Peki, hiç durup kendimize şu soruyu soruyor muyuz: Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa bana böyle düşünmem mi dayatılıyor yada öğretilmeye çalışılıyor?

Düşüncelerimiz sandığımız kadar bağımsız olmayabilir. Ailemiz, eğitimimiz, çevremiz, medya, siyasi söylemler ve sosyal medya algoritmaları dünyayı algılama biçimimizi etkiler. Aynı olaya bakan iki insanın birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşması da biraz bundandır.

Ancak asıl mesele etkilenmek değil, etkilendiğimizin farkında olmamaktır.

Psikolojide doğrulama yanlılığı olarak tanımlanan eğilim, insanların mevcut inançlarını destekleyen bilgileri aramaya, bu bilgilere daha fazla önem vermeye ve karşıt kanıtları göz ardı etmeye yatkın olduğunu anlatır. Başka bir deyişle bazen gerçeği aramak yerine, inandığımız şeyin doğruluğunu kanıtlamaya çalışırız. (American Psychological Association, APA Dictionary of Psychology, “Confirmation Bias”.) 

Bu durum yalnızca bireysel düşüncelerimizle sınırlı değildir. Siyasette, medyada ve toplumsal tartışmalarda da karşımıza çıkar. Kendi düşüncemizi destekleyen bir haberi sorgulamadan paylaşırken karşıt görüşün haberini daha okumadan reddedebiliriz. Bir insanın söylediklerini değil, hangi tarafta durduğunu esas alabiliriz.

Böylece bilgi, gerçeği anlamanın aracı olmaktan çıkar; kendi inançlarımızı korumanın kalkanına dönüşür.

Oysa düşünmek, yalnızca bir fikre sahip olmak değildir. Gerektiğinde o fikri sorgulayabilmek, yanlış olabileceğini kabul edebilmek ve karşıt görüşü dinleyebilmektir.

Filozof John Stuart Mill, Hürriyet üzerine adlı eserinde düşünce ve tartışma özgürlüğünün önemini vurgular. Ona göre farklı görüşlerle karşılaşmak, kendi düşüncelerimizin doğruluğunu sınayabilmemiz için gereklidir. Çünkü insan, yanılabileceğini kabul etmeden ve karşıt görüşleri dinlemeden gerçeğe bütünüyle ulaşamaz. (John Stuart Mill, On Liberty, 1859, Bölüm II.)

Peki biz ne yapıyoruz?

Bazen bir fikri yalnızca bizim gibi düşünen biri dile getirdiği için benimsiyor, bazen de çoğunluğun karşısında kalmamak için susuyoruz. Sosyal medyada binlerce kişinin paylaştığı bir iddiayı doğruluğunu araştırmadan kabul edebiliyoruz. Sonra da bütün kararlarımızı kendi aklımızla verdiğimize inanıyoruz.

Sorgulamak, her şeye karşı çıkmak değildir. Her duyduğumuzdan da şüphe etmek de tek başına yeterli değildir. Önemli olan kendi aklımızı kullanma sorumluluğunu başkasına devretmemektir, iddiaları araştırmak, kanıtları değerlendirmek ve gerektiğinde kendi düşüncemizi değiştirebilmektir.

Bir düşüncenin bize ait olması, onu ilk kez bizim dile getirmemizle değil, onu sorgulayarak benimsememizle mümkündür.

Belki de zaman zaman durup kendimize şu soruları sormalıyız: Neden böyle düşünüyorum? İnandığım şeyin doğruluğunu araştırdım mı? Yanılıyor olabileceğimi kabul ediyor muyum?

Çünkü düşünce özgürlüğü yalnızca konuşabilmekle ya da her aklımıza geleni söylemekle değil, kendi aklımızı özgürce kullanabilmekle anlam kazanır.

Başkalarının aklıyla düşünmeye alıştığımızda, bize ait olmayan fikirleri kendi düşüncelerimiz sanırız.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: