Korktuğumuz Hangisi?
Bir ülkeyi asıl tehdit eden, yaşadığı sorunlar mı, yoksa o sorunların birikmesine izin vermek mi?
Savaşlar, afetler, iklim değişikliği, yapay zeka…
Geleceğin tehditlerini tartışıyoruz. Peki, bugünün tehlikelerini ne kadar görüyoruz?
Sermaye Piyasası Kurulu, 2026’nın ilk dokuz ayında 174 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, bunların 96’sının fon işlemleriyle ilgili olduğunu açıkladı.( SPK, 6 Ekim 2026.)
Fon soruşturmasında ise 28 Ekim’de yapılan resmi açıklamaya göre, tasfiye sürecindeki fonlarla bağlantılı olarak 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira tutarında ödeme yapılmıştır.( Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı,28 Ekim 2026.)
Türkiye’de belediyelere yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve şimdi de finans dünyasını sarsan fon soruşturması…
Bunlar henüz yargı süreci devam eden dosyalar. İddialarla kanıtlanmış suçları birbirinden ayırmak zorundayız. Ancak şu soruyu sormak da zorundayız: Bütün bu gelişmeler, ülkemizin kurumlarına, ekonomisine ve toplumuna duyulan güveni dünya kamuoyunu nasıl etkiliyor?
Çünkü güven, kaybedildiğinde yalnızca siyaseti etkilemez. Ekonomiye, yatırıma ve toplumun geleceğe bakışına da yansır.
Öte yandan vatandaş geçim derdinde.
TÜİK’in 27 Ekim 2026 tarihli verilerine göre, eylülde mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,4’e yükseldi. İşsiz sayısı bir ayda 198 bin artarak 2 milyon 967 bine ulaştı. Gençlerde işsizlik oranı yüzde 14,8 olarak açıklandı. ( TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Eylül 2026.) ( TÜİK, 27 Ekim 2026)
Bu rakamların arkasında ne var?
İş arayan gençler, geçinemeyen emekliler, emeğinin karşılığını alamadığını düşünen çalışanlar, geleceğinden kaygı duyan aileler…
Bir de uluslararası itibar meselesi var.
Bir ülkede yargı süreçlerinin güvenilirliği, kurumların şeffaflığı ve ekonomik istikrar, o ülkeyle iş yapmak isteyenler açısından önemlidir. Güvenin zedelenmesi, ekonomik ilişkiler üzerinde baskı oluşturabilir.
Peki, bir ülkenin itibarı yalnızca ekonomik gücüyle mi ölçülür, yoksa adaletine ve kurumlarına duyulan güvenle mi?
Dünyaya bakalım.
31 Ekim’de yayımlanan haberlere göre Fransa’da yaşam maliyeti, eğitim ve barınma sorunları etrafında protestolar sürerken İtalya’daki gösterilerde düşük ücretler, enflasyon ve konut maliyetleri öne çıktı.( Associated Press; Le Monde, 31 Ekim 2026.)
Ülkeler farklı, koşullar farklı.
Ancak insanca yaşama isteği ortak.
Elbette her ekonomik sorun toplumsal patlamaya dönüşmez. Fakat ekonomik sıkıntılar, adaletsizlik algısı ve güven kaybı bir araya geldiğinde toplumsal huzursuzluk derinleşebilir. Bunun ne zaman, nerede ve nasıl ortaya çıkacağını kimse kesin olarak bilemez.
Peki, sorunları büyüdüğünde mi? önlem almalıyız, yoksa onları büyüten nedenleri daha önce mi görmeliyiz?
Bir ülke geleceğin tehlikelerine hazırlanırken vatandaşın bugünkü sorunlarını görmezden gelebilir mi?
İnsanların bugününü güvence altına alamayan bir düzen, onlara yarın için ne kadar umut verebilir?