Cemil Tugay’ın Tercihi: AK Parti İzmir’i Daha Kolay Kazanabilir mi?
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişi, İzmir siyasetinde yeni bir dönemin kapısını araladı.
AK Parti, yıllardır seçim yoluyla kazanamadığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamını bu kez bir siyasi transferle elde etti.
Böylece yalnızca belediye başkanlığını değil, merkezi yönetimle daha uyumlu çalışma imkânını ve İzmir’de yeni bir siyasi alan açma fırsatını da kazandı.
Ancak asıl soru şu: Bir belediye başkanlığını elde etmek, o kentin seçmenini de kazanmak anlamına gelir mi? Tugay’ın önündeki sınav, yeni siyasi kimliğiyle belediyeyi yönetmek kadar, bu değişimin kurumda ve seçmen tabanında nasıl karşılık bulacağını görmek olacak.
Yeni Siyasi Zemin, Eski Kurumsal Yapı
Tugay’ın ilk sınavlarından biri, yeni siyasi çizgisiyle uyumlu bir çalışma düzeni kurmak olacak. CHP dönemlerinde göreve gelmiş, mesleki ilişkileri ve siyasi aidiyetleri bu yapı içinde şekillenmiş çalışanların ve bürokratların tamamını değiştirmek mümkün değil.
Değişim arayışı kadar, mevcut kadrolarla kurulacak ilişkiler de önemli.
Belediyeler bir şirket gibi yönetilemez. Kurumların işleyişinde yalnızca yöneticinin kararları değil; yerleşik çalışma kültürü, kurumsal hafıza ve siyasi ilişkiler de rol oynar.
Tugay, devam edecek çalışanlarla güven ilişkisini yeniden kurmak zorunda. Üstelik belediye meclisindeki siyasi dengeler de yeni dönemin hareket alanını doğrudan etkileyecektir.
Bir belediyede yöneticileri değiştirebilirsiniz; fakat kurumun siyasi hafızasını bir kararla silemezsiniz.
Merkezi Yönetimin Desteği Seçmenin Tercihini Değiştirir mi?
Tugay’ın yeni siyasi konumu; İzmir’in bekleyen altyapı, ulaşım ve yatırım projeleri açısından yeni imkânlar yaratabilir. Merkezi yönetimle uyum, bazı süreçleri kolaylaştırabilir ve kentin ihtiyaç duyduğu yatırımların önünü açabilir.
Ancak hizmet üretmekle siyasi güven kazanmak farklı şeylerdir. İstanbul ve Ankara deneyimleri, yatırımların ve belediye hizmetlerinin tek başına seçim sonuçlarını belirlemediğini gösterdi.
İzmir’de de seçmenin tercihlerinde hizmet beklentisinin yanı sıra siyasi aidiyet, temsil duygusu ve yaşam biçimine ilişkin algılar son derece etkili.
Tugay önemli projeleri hayata geçirse bile, seçmen bu başarıyı kendi siyasi tercihinden bağımsız değerlendirebilir. Hizmeti takdir etmek, mutlaka parti değiştirmek anlamına gelmez.
Merkezi yönetimin desteği Tugay’ın elini güçlendirebilir; ancak İzmir’in siyasi hafızasını tek başına değiştiremez.
Bir Sonraki Seçimin Anahtarı: Muhalefetin Stratejisi
2024 yerel seçimlerinde Cemil Tugay %48,97, AK Parti adayı Hamza Dağ ise %37,06 oy aldı.
Bu sonuçlar; CHP’nin İzmir’de güçlü bir seçmen tabanına sahip olduğunu, AK Parti’nin de küçümsenemeyecek bir desteği bulunduğunu gösteriyor.
Önümüzdeki seçimde belirleyici konulardan biri, CHP ile Yeni Parti arasında ortak aday üzerinde uzlaşma sağlanıp sağlanamayacağı olacak:
· Ayrı Aday Senaryosu: Muhalefet oylarının bölünmesi, AK Parti’ye önemli bir fırsat yaratabilir. Böyle bir tabloda AK Parti’nin kendi oyunu artırması bile gerekmeyebilir; rakiplerin bölünmesi seçim yarışının dengesini kendiliğinden değiştirebilir.
· DEM Parti Faktörü: HDP/DEM Parti geleneğindeki seçmen tabanının tutumu da bu denklemde önem taşıyabilir. Bu seçmenlerin hangi adaya yöneleceği, adayların kimliğine ve kurulacak siyasi ilişkilere bağlı olacaktır.
· Taban Küskünlüğü Riski: Üstelik ortak aday üzerinde anlaşılması da tek başına yeterli değildir. Yöneticiler arasında sağlanan uzlaşma, tabanlarda aynı ölçüde kabul görmeyebilir.
Adayın kimliğinden veya siyasi anlaşmadan rahatsız olan seçmenlerin sandığa gitmemesi, doğrudan AK Parti’nin işine yarayabilir.
AK Parti İzmir’i Geçmiştekinden Daha Kolay Kazanabilir mi?
Tugay’ın parti değiştirmesi, AK Parti’ye yeni bir siyasi fırsat sundu. Ancak bu fırsatın kalıcı bir seçim başarısına dönüşmesi üç temel etkene bağlı:
1. Belediyenin yönetim performansı,
2. AK Parti’nin çıkaracağı adayın toplumda karşılık bulması,
3.Muhalefetin uygulayacağı seçim stratejisi.
Tugay’ın başarılı olması İzmir’deki siyasi mesafeyi azaltabilir; ancak bu başarı otomatik olarak AK Parti’ye oy kazandırmayabilir. Aynı şekilde, muhalefetin bölünmesi AK Parti’ye avantaj sağlayabilir ama tek başına zafer garantisi vermez.
Sonuç olarak; AK Parti bugün belediye başkanlığı makamını, merkezi yönetimle uyumlu çalışma imkânını ve yeni bir deneyim alanını elde etmiştir.
Fakat belediyeyi yönetmekle seçmenin siyasi güvenini kazanmak arasındaki mesafe hâlâ durmaktadır.
İzmir’de bir sonraki seçimin kaderini yalnızca bugünkü transfer değil;
Hizmetlerin sonuçları, adayların niteliği, siyasi ittifaklar ve seçmenin kendisini kimin temsil ettiğine ilişkin değerlendirmesi belirleyecektir.