Bağımsızlık Değil, Siyasi Zeminsizlik: Cemil Tugay’ın İzmir Açmazı
Siyasette tepkinizin haklı olması, o tepkinin doğru bir stratejiye dönüştüğü anlamına gelmez. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın yaşadığı kriz, bir parti tercihinden öte siyasal zeminsizlik ve yönetim boşluğu krizidir.
Cemil Tugay, Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde siyasi hayatında belki de bir daha karşılaşamayacağı büyüklükte bir fırsat yakaladı. Karşıyaka Belediye Başkanlığı dönemi, İzmir kamuoyunda tartışmasız bir başarı hikâyesine dönüşmemiş olmasına rağmen Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterildi ve CHP seçmeninin desteğiyle bu makama geldi.
Bu yalnızca bir adaylık değil; Özgür Özel’in açtığı siyasi alanın, CHP örgütünün kurumsal desteğinin ve İzmir seçmeninin verdiği büyük bir güven kredisinin sonucuydu. Ancak Tugay, bu krediyi kalıcı bir siyasi güce, sağlam bir yönetim modeline ve Büyükşehir Belediye Meclisinde sürdürülebilir bir desteğe dönüştüremedi.
Haklı tepki, yanlış zamanlama
CHP’deki “mutlak butlan” sürecine ve İzmir İl Başkanlığına yapılan müdahaleye tepki göstermesi anlaşılabilir. Fakat siyaset yalnızca tepki vermek değil, alınan kararın ertesi gününü de hesaplayabilmektir.
Tugay’ın erken istifası, önceden hazırlanmış bir siyasi stratejiden çok duygusal bir kopuş görüntüsü verdi. İstifanın ardından hangi siyasi zeminde duracağı, meclisi nasıl yöneteceği, ilçe belediyeleriyle ilişkisini nasıl sürdüreceği ve İzmir seçmenine nasıl bir gelecek sunacağı açıklığa kavuşturulamadı.
Benim eleştirim istifanın gerekçesine değil, bu kararın siyasi bir taktiğe ve uygulanabilir bir yol haritasına dönüştürülememiş olmasınadır.
Meclis desteği olmadan bağımsızlık
Cemil Tugay halkın oyuyla seçilmiştir ve belediye başkanlığına ilişkin demokratik meşruiyeti tartışılmaz. Ancak büyük bir kenti yönetmek için yalnızca seçim kazanmak yeterli değildir.
Bütçe, borçlanma, imar planları, yatırımlar ve komisyon kararları Büyükşehir Belediye Meclisiyle uyumlu bir çalışma düzeni gerektirir. Bir belediye başkanı hukuken bağımsız olabilir; fakat siyaseten boşlukta kalarak etkili bir yönetim sürdüremez.
Tugay’ın istifasının ardından CHP’li meclis üyelerini kendi siyasi çizgisi etrafında toplayabildiğini söylemek güçtür. İlçe belediye başkanları ve meclis üyeleri açısından da “Yarın hangi siyasi zeminde olacağız?” endişesi doğmuştur.
Üstelik “mutlak butlan” sonrasında oluşan CHP yönetiminin atadığı il başkanlığının, parti disiplini yoluyla CHP’li meclis üyeleri üzerindeki etkisini artırması mümkündür. Bu durumda bağımsız başkan ile CHP çoğunluklu meclis arasında her önemli karar öncesinde yeni bir pazarlık ve gerilim yaşanabilir.
Bağımsızlık, güçlü bir meclis desteği ve uzlaşma kapasitesiyle tamamlanmadığında hareket serbestliği değil, siyasi yalnızlıktır.
Özgür Özel’in Yeni Parti’yi kurması, Tugay’a ilk istifasını daha geniş bir siyasi stratejiye dönüştürme imkânı verdi. Ancak bu kez de bağımsız kalmayı seçti. Böylece önce kendisini Büyükşehir Belediye Başkanlığına taşıyan siyasi hareketten ayrıldı, ardından aynı hareket yeni bir çatı kurduğunda onun da dışında kaldı.
Yeni Parti’ye geçse meclis çoğunluğunun kendisini takip edip etmeyeceği belirsizdir. Bağımsız kaldığında parti disiplininden gelen bir gücü yoktur. CHP’ye dönüşü tutarlılık tartışması yaratacak, AKP’ye geçmesi ise İzmir seçmeni açısından tarihsel bir kırılmaya yol açacaktır.
Kısacası Tugay, seçeneklerini çoğaltmak isterken kendi manevra alanını daraltmıştır.
AKP’ye geçmese bile AKP’ye yarayan tablo
Cemil Tugay, AKP’ye katılacağı iddialarını reddetmiştir ve bu açıklamayı esas almak gerekir. Ancak siyasette yalnızca niyetler değil, alınan kararların meydana getirdiği sonuçlar önemlidir.
Bir belediye başkanı AKP’ye geçmeden de muhalefeti zayıflatabilir, seçmende güvensizlik yaratabilir ve iktidarın “Muhalefet İzmir’i yönetemiyor” söylemine alan açabilir.
Bugün “İzmir Büyükşehir Belediyesi AKP’ye geçecek” söylentisinin kolaylıkla karşılık bulması bile oluşan belirsizlik ikliminin sonucudur. İddianın doğru olması gerekmez; böyle bir ihtimalin İzmir’de ciddi biçimde konuşulabilmesi dahi siyasi bir sorundur.
Tugay’ın AKP’ye geçmesi gerekmiyor. CHP’nin en güçlü olduğu kentte muhalefetin bütünlüğünü zayıflatması, AKP açısından zaten önemli bir siyasi kazançtır.
Bu gidişat devam ederse Tugay, iktidar seçmeni tarafından “İzmir’in surlarında gedik açan başkan”; muhalif seçmen tarafından ise “kenti ve siyasi kalesini içeriden zayıflatan isim” olarak hatırlanma riski taşımaktadır.
İzmir artık sonuç görmek istiyor
Siyasi karmaşanın üzerine bir de yönetsel performans sorunu eklenmektedir. Karşıyaka döneminden kalan tartışmaların ardından Büyükşehir’de İzmirlinin sahiplendiği, adını bildiği, takvimine ve finansmanına güvendiği güçlü bir vizyon projesi henüz ortaya konulamamıştır.
İzmir’in ihtiyacı gösterişli bir “megaproje” değil; Körfez, trafik, toplu ulaşım, altyapı, kentsel dönüşüm ve belediyenin mali yapısında ölçülebilir sonuç üretecek projelerdir.
İzmirli yeni bir parti tartışması ile oyalanmak istemiyor ;
Kalan görev süresinde bu tabloyu değiştirmek imkânsız değildir; ancak zaman hızla daralmaktadır. Tugay’ın siyasi belirsizliği sona erdirmesi, meclis ve ilçe belediyeleriyle güven ilişkisini yeniden kurması ve İzmir’e dokunacak projeleri finansmanı ve takvimiyle ortaya koyması gerekir.
Cemil Tugay, kendisine verilen büyük siyasi fırsatı İzmir’lin yıllardır güçlü kalesini içeriden zayıflatan bir siyasetçi olarak tarihe geçme riskiyle karşı karşıyadır.