İzmir’in Kayıp Dönemi ve Cemil Tugay’ın Siyasi Açmazı

07 Eyl 2026 - 10:42 YAYINLANMA

İzmir siyasetinde artık ertelenemeyecek, cevabı giderek daha fazla merak edilen bir soru var:

Cemil Tugay’ın kalan görev süresi, kentin kronik sorunlarının çözülmeye başladığı bir dönem mi olacak, yoksa İzmir’in birkaç yılını daha kaybettiği bir ara dönem olarak mı tarihe geçecek?

Bugünkü tabloya bakıldığında ikinci ihtimal ne yazık ki giderek ağırlık kazanıyor.

Sorun yalnızca geciken projeler, mali sıkıntılar ya da günlük belediye hizmetlerinde yaşanan aksaklıklar değil. Çok daha temel bir meseleyle karşı karşıyayız:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde yönetim sorunu giderek bir siyasi yönetilebilirlik sorununa dönüşüyor.

Sandıkta Kazanılan Güç Nasıl Dağıldı?

2024 seçimlerinden sonra CHP açısından olağanüstü güçlü bir tablo ortaya çıkmıştı. İzmir’in 30 ilçesinden 28’i kazanılmış, Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de çok güçlü bir çoğunluk oluşmuştu.

Normal şartlarda bu güç, kenti dönüştürecek büyük hamleler için son derece önemli bir siyasi zemin sunmalıydı.

Ancak bugün bambaşka bir noktadayız.

Mecliste yaşanan kopuşlar ve istifalar sonucunda ortaya çıkan yeni aritmetikte YENİ Parti’nin 89 üyelik ağırlığı karşısında CHP’nin 37 üyeye gerilemesi, Büyükşehir yönetiminin hareket alanını ciddi biçimde daraltmış durumda.

Bütçeden imara, borçlanmadan büyük yatırımlara kadar hemen her kritik dosya artık zorlu müzakereler ve yeni uzlaşmalar gerektiriyor.

Fakat meseleyi yalnızca rakamlara bağlamak da eksik olur.

Çünkü siyaset, tam da zor aritmetik içerisinde çözüm üretebilme sanatıdır.

Asıl Sorun: Siyasi Yalnızlık

Cemil Tugay’ın asıl açmazı belki de meclis çoğunluğunu kaybetmesinden önce, etrafında güçlü bir siyasi merkez oluşturamamış olmasıdır.

İzmir gibi büyük bir metropol yalnızca belediye bürokrasisiyle yönetilemez.

Başkanın arkasında disiplinli bir meclis grubu, ortak hedefler etrafında hareket eden ilçe belediyeleri, güçlü bir parti örgütü ve gerektiğinde siyasi risk alabilecek bir kadro bulunmalıdır.

Bugün bu unsurların aynı siyasi hedef etrafında güçlü biçimde birleştiğini söylemek kolay değil.

İlçe belediyeleri kendi sorunlarıyla uğraşıyor. Mecliste başkanın arkasındaki eski çoğunluk yok. Parti örgütüyle Büyükşehir arasında ise güçlü ve bütünlüklü bir siyasi hat görülemiyor.

Ortaya çıkan tabloyu tek cümleyle özetlemek mümkün:

Başkan var; fakat başkanın arkasında aynı hedefe yürüyen güçlü bir siyasi blok yok.

Bürokrasi Siyasetin Yerini Tutamaz

Siyasi alan daraldıkça belediye yönetiminin bürokrasiye daha fazla yaslanması anlaşılabilir.

Genel sekreterlik, daire başkanlıkları, teknik raporlar, hukuk görüşleri...

Bunların tamamı belediyenin çalışması için gereklidir.

Ancak bürokrasi belediyeyi çalıştırabilir; siyaset üretemez.

Bürokrat proje hazırlar, hukukçu görüş verir, finansçı kaynak arar.

Fakat proje mecliste tıkandığında, Ankara’dan kritik bir karar beklendiğinde veya siyasi kriz çıktığında teknik dosyaların arkasına saklanamazsınız.

O noktada ihtiyaç duyulan şey bürokratik yetkinlikten önce siyasi ağırlık, karar alma cesareti ve liderliktir.

Çünkü sonunda siyasi faturayı bürokrat değil, başkan öder.

Herkesle İyi Geçinmek Yetmez

Meclis çoğunluğunu kaybetmiş bir belediye başkanının farklı siyasi gruplarla diyalog kurması son derece doğaldır.

Hatta gereklidir.

Ancak uzlaşmayla mecburiyet arasında ince bir çizgi vardır.

Güçlü olduğunuzda müzakere edersiniz; siyasi gücünüz zayıfladığında ise verdiğiniz tavizler giderek artabilir.

Herkesle iyi geçinmek, kimseyi karşısına almamak ve kriz çıkarmadan günü tamamlamak kısa vadede rahatlatıcı görünebilir.

Ama İzmir gibi büyük sorunları bulunan bir kent yalnızca idare-i maslahatla yönetilemez.

Bazı anlarda karar almak, taraf olmak ve bunun siyasi bedelini göze almak gerekir.

Liderlik de zaten herkesin aynı fikirde olduğu zamanlarda değil, zor kararların alınması gereken anlarda ortaya çıkar.

İzmir’in Önündeki Asıl Risk

Cemil Tugay’ın önünde hâlâ zaman var.

Ancak siyasi zaman, takvim zamanından çok daha hızlı akar.

Bundan sonraki süreçte mesele kaç kilometre yol yapıldığı veya kaç parkın yenilendiği değildir. Bunlar zaten belediyenin rutin görevleridir.

Türkiye’nin üçüncü büyük kentinde asıl ölçü; ulaşımda, altyapıda, Körfez’de, kentsel dönüşümde, mali yapıda ve büyük yatırımlarda neyin değiştirildiğidir.

Kalan sürenin sonunda İzmirli, “İşte bu sorun çözüldü, bu kentte gerçekten bir şey değişti” diyebilmelidir.

Cemil Tugay ya kendi siyasi merkezini oluşturacak, ilçe belediyelerini ortak hedeflerde buluşturacak, mecliste yeni bir çalışma zemini yaratacak ve birkaç büyük meselede somut sonuç üretecek...

Ya da Büyükşehir Belediyesi günlük işleri yürüten fakat kente yön vermekte zorlanan bir idari mekanizmaya dönüşecek.

İkinci ihtimal gerçekleşirse kaybeden yalnızca Cemil Tugay olmayacaktır.

Asıl kaybeden İzmir olacaktır.

Çünkü belediye başkanları değişir, siyasi dengeler yeniden kurulur.

Ama bir kentin kaybettiği yılları geri getirmek mümkün değildir.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: