CHP Seçmeninin Sessiz Fırtınası: İzmir’de Kale İçeriden mi Aşınıyor?
Dünkü yazıda Cemil Tugay’ın karşı karşıya olduğu siyasi ve yapısal açmazı ele aldım.
Bugün ise meselenin daha kritik tarafına bakmak gerekiyor:
Bu tablonun siyasi faturası kime çıkacak?
Çünkü İzmir’de artık yalnızca bir belediye başkanının performansı değil, CHP’nin yıllardır bu kentte biriktirdiği büyük siyasi sermayenin geleceği de tartışılıyor.
Ve CHP açısından en büyük tehlike belki de rakipleri değil, kendi seçmeninde sessizce büyüyen hayal kırıklığıdır.
Sessizlik Memnuniyet Değildir
İzmir’in CHP seçmeni henüz büyük bir kopuş görüntüsü vermiyor.
Ancak bunu memnuniyet olarak okumak ciddi bir hata olur.
İzmirli yıllardır CHP’ye yalnızca asfalt döküldüğü, park yapıldığı veya belediye hizmeti aldığı için oy vermedi.
Partisini aynı zamanda yaşam biçiminin, değerlerinin ve kentin siyasi kimliğinin temsilcisi olarak gördü.
Bu nedenle CHP’nin İzmir’de yıllar içerisinde oluşturduğu siyasi kredi olağanüstü büyüktür.
Ama hiçbir siyasi kredi sınırsız değildir.
Siyasette en tehlikeli seçmen bağıran değil, sessizce uzaklaşan seçmendir.
Seçmenin mutlaka başka bir partiye yönelmesi de gerekmez.
Sandığa gitmemesi, heyecanını kaybetmesi veya “kim gelirse gelsin” noktasına ulaşması bile yıllardır değişmez kabul edilen dengeleri değiştirmeye yeter.
Kaleler Dışarıdan Değil, İçeriden Aşınır
Siyasette hiçbir kale sonsuza kadar aynı partiye ait değildir.
Üstelik siyasi kaleler çoğu zaman rakibin olağanüstü başarısıyla değil, içeride biriken yönetim sorunları, liyakat tartışmaları ve karşılanmayan beklentiler nedeniyle aşınmaya başlar.
İzmirli günlük hayatında değişim görmek istiyor.
Trafikte...
Ulaşımda...
Altyapıda...
Körfez’de...
Kentsel dönüşümde...
Ve kent ekonomisinde.
Bunlar gerçekleşmediğinde rakip partinin propagandasından çok daha güçlü bir duygu ortaya çıkar:
“Nasıl olsa değişen bir şey yok.”
Bir siyasi parti açısından bundan daha tehlikeli çok az şey vardır.
Çünkü öfke hâlâ bir beklentinin var olduğunu gösterir.
Asıl tehlike, seçmenin kızmayı bile bırakmasıdır.
İktidar Bu Tabloyu Nasıl Okur?
Meselenin Ankara açısından da son derece rasyonel bir siyasi okuması vardır.
Parçalanmış bir Büyükşehir Meclisi, siyasi hareket alanı daralmış bir belediye başkanı ve kendi tabanında sorgulanmaya başlayan bir yerel yönetim, iktidar açısından önemli bir fırsat yaratır.
Böyle bir tabloda merkezi hükümetin Büyükşehir Belediyesi ile sürekli kavga etmesine gerek bile yoktur.
Tam tersine gerektiğinde iş birliği yapılabilir, bazı projelerin önü açılabilir ve kamuoyuna:
“Biz İzmir’e engel olmuyoruz, üzerimize düşeni yapıyoruz.”
mesajı verilebilir.
Bunun siyasi getirisi açıktır.
Ortak yapılan işlerde merkezi hükümet de başarıdan pay alır; başarısızlıkların siyasi sorumluluğu ise Büyükşehir yönetiminin üzerinde kalır.
Bazen siyasette rakibinizi yıpratmanın en etkili yolu onu sürekli engellemek değil, kendi sorunları içerisinde yıpranmasını izlemektir.
Bu nedenle Cemil Tugay’ın Ankara ile kurduğu ilişkiyi yalnızca “uzlaşma kültürü” olarak okumak eksik kalır.
Merkezi hükümetle konuşmak elbette yanlış değildir. İzmir’in çıkarları gerektiriyorsa yapılmalıdır.
Fakat önemli olan masaya hangi siyasi güçle oturduğunuzdur.
Güçlü bir belediye başkanı Ankara’yla müzakere eder; siyasi olarak yalnızlaşmış bir belediye başkanı ise Ankara’nın desteğine giderek daha fazla ihtiyaç duyar.
Aradaki fark önemlidir.
CHP’nin de Cevaplaması Gereken Sorular Var
Bütün sorumluluğu Cemil Tugay’a yüklemek ise kolaycılık olur.
Çünkü ortaya çıkan tablo aynı zamanda CHP’nin İzmir’deki siyasi yapılanmasının da sorgulanmasını gerektiriyor.
Bir siyasi parti 30 ilçenin 28’ini kazandıktan sonra bu olağanüstü gücü ortak bir kent vizyonuna dönüştüremiyorsa yalnızca belediye başkanını tartışmak yeterli değildir.
Parti örgütünün, il yönetiminin, ilçe belediye başkanlarının ve genel merkezin de cevaplaması gereken temel bir soru vardır:
Sandıkta elde edilen bu kadar büyük siyasi güç nasıl bu kadar kısa sürede parçalı bir yapıya dönüştü?
Bu soruya cevap verilmeden yalnızca isimleri değiştirmek, aynı sorunların farklı aktörlerle yeniden yaşanması sonucunu doğurabilir.
Asıl Fatura İzmir’e Çıkıyor
Yarın Cemil Tugay yeniden aday olur mu?
CHP başka bir isim mi çıkarır?
Meclisteki yeni siyasi yapı nereye evrilir?
İktidar İzmir’de yeni bir siyasi fırsat yakalar mı?
Bunların hepsi siyasetin konusu.
Fakat İzmir açısından bunların hepsi ikinci plandadır.
Asıl mesele kaybedilen zamandır.
Ulaşımda, altyapıda, Körfez’de, kentsel dönüşümde ve ekonomik gelişmede kaybedilen yılları geri getirmek çok daha zordur.
CHP’nin İzmir’de karşı karşıya olduğu tehlikeyi bu nedenle yalnızca bir sonraki seçimi kaybetme ihtimali üzerinden okumamak gerekir.
Daha büyük bir risk vardır:
İzmir seçmeninin kendi kentinin geleceğine ilişkin umudunu kaybetmesi.
Çünkü siyasi kaleler seçim gecesi birdenbire yıkılmaz.
Önce güven azalır.
Sonra heyecan kaybolur.
Ardından aidiyet zayıflar.
Ve ancak en sonunda sandık sonucu değişir.
İzmir’de bugün dikkatle okunması gereken sessizlik tam olarak budur.
Mesele yalnızca Cemil Tugay’ın siyasi geleceği değildir.
Mesele CHP’nin İzmir’de yıllardır biriktirdiği siyasi sermayeyi tüketip tüketmediği de değildir.
Asıl mesele, bütün bunlar yaşanırken İzmir’in daha kaç yıl kaybedeceğidir.