Kâşif Kozinoğlu’nu Türkiye’ye gitmemesi için uyaran Amerikalı CIA Ajanı Stephen R. Kappes!

22 Eyl 2026 - 05:25 YAYINLANMA

Ömür Çelikdönmez yazdı;

Kâşif Kozinoğlu'nu Türkiye'ye gitmemesi için uyaran Amerikalı CIA Ajanı Stephen R. Kappes!

Türk medyasında bu isim, Kaşif Kozinoğlu bağlantısı doğrultusunda ilk kez gündeme geliyor. Stephen R. Kappes’in merhum Kâşif Kozinoğlu ile bağlantısını ve Afganistan’a uzanan ilişkiler ağını ilk kez benim köşemden okuyorsunuz.

Merhum Kâşif Kozinoğlu’nun dosyası, adli yargıda görülüyor. Ölümü doğal sebeplerden mi gerçekleşti, yoksa zehirlenme veya benzeri dış etkenlerin sonucu muydu?

Bu soruların cevabı aranırken, eğer hayatına kastedildiyse, “Fail kim?” sorusu da önem kazanıyor. Kimilerine göre Kozinoğlu dosyası, siyasi bir tasfiyenin aracı.

Son araştırmalarıma göre, merhum Kozinoğlu’nun ölümüne sebep gösterilen olayların perde arkasında daha farklı bir ilişkiler ağı ve bağlantılar bulunuyor olabilir.

“Kaşif Koziboğlu neden hedefe alındı ve öldürüldü?” sorusuna cevap aradığım yazımda belirttiğim gibi, Kozinoğlu gerçekten son görev yaptığı devasa coğrafyada ABD çıkarlarına zarar verdi mi?

Cezaevindeki odasında bazı notlar kaleme aldığı doğru. FETÖ ile ilgili yazdıkları, “Benim üstüme fazla gelmeyin, sizi deşifre ederim” çıkışı mıydı? Yoksa bu notlara, başka bilgiler gibi, onları yayımlayan ekip tarafından sonradan bazı ifadeler mi ilave edildi?

Gerçekten Orta Asya’daki FETÖ yapılanmasından duyduğu rahatsızlığı, ilgili makamlara veya üstlerine iletti mi? Eğer öyleyse, Amerikalı meslektaşları onu neden el üstünde tuttular? Dahası, ifadesi alınmak üzere çağrıldığı Türkiye’ye gitmemesi, gittiği takdirde tutuklanacağı yönünde neden uyarıda bulundular?

Hatta CIA, Kâşif Kozinoğlu’na “İstersen Dubai’ye götürelim.” teklifinde ne amaçla ve neden bulundu? Eğer kendi adına yayımlanan “Kâşif Kozinoğlu’nun Mezara Götürmediği Sırlar” kitabında yer alan “Son 3 CIA Başkanı ve şimdiki beni çok iyi tanıyor.” sözü gerçekten ona aitse, bu ifade nasıl anlaşılmalı?

CIA’nın, kendisiyle çıkar çatışması yaşayan, ABD’nin bölgesel politikalarına zarar verdiği düşünülen veya Amerikan istihbaratının operasyonel hedefleriyle ters düşen bir kişiye böylesine kritik bir teklifte bulunması ne ölçüde mümkündür?

Üstelik söz konusu kişinin faaliyetleri Washington açısından ciddi bir sorun olarak görülüyorsa, böyle bir yaklaşım sıradan bir dostluk ya da kişisel iyi niyet çerçevesinde açıklanabilir mi?

Yoksa teklifin arkasında, kişiyi kontrol altında tutmak, hareket alanını sınırlamak veya daha geniş bir istihbarat hesabı bulunması ihtimali de değerlendirilmesi gereken seçeneklerden biri midir?

Kozinoğlu dosyasındaki esrarengiz Amerikalı…

Kâşif Kozinoğlu’nun Mart 2011’de Afganistan’dan Türkiye’ye dönmeden önce Amerikalı bir istihbaratçı tarafından uyarıldığı, ölümünden kısa süre sonra kamuoyuna yansıdı. Sanki Aşık Veysel’in “Gitme turnam vuracaklar/Kanadını kıracaklar/Seni yârsız koyacaklar” türkü sözünde olduğu gibi trajik bir dram var.

Silivri Cezaevi’nde Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım, 7 Şubat 2012’de mahkemede, Kozinoğlu’nun kendilerine Afganistan’dayken bir CIA görevlisinin “Türkiye’ye gitme, seni tutuklayacaklar” dediğini anlattı.

Daha sonraki ifade ve rivayetlerde bu Amerikalının, Kozinoğlu’nun geçmişte Afganistan’da hayatını kurtardığı ve ilerleyen yıllarda CIA’nın üst yönetimine yükselen bir isim olduğu ileri sürüldü. Erol Mütercimler’in aktardığı anlatı ise olayın başlangıcını George H. W. Bush–Süleyman Demirel dönemine kadar götürüyor.

Bush–Demirel hattında başlayan operasyon…

George H. W. Bush ile Süleyman Demirel, 21 Temmuz 1991’de İstanbul’da görüştü. Demirel’in Kasım 1991’de yeniden başbakan olmasının ardından temaslar devam etti. İki lider 5 Aralık 1991’de telefonla görüştü; 11 Şubat 1992’de ise Washington’da bir araya geldi. Demirel, o gün ABD Başkanı George H. W. Bush’a Türkiye’nin Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu’daki yeni rolünü anlattı.

Erol Mütercimler’in yıllar sonra aktardığına göre, Afganistan’da ölüm tehlikesi yaşayan önemli bir Amerikan istihbarat görevlisinin kurtarılması için Bush tarafından Demirel’e ulaşılmıştı. Demirel’in devreye girmesiyle konu Türk güvenlik ve askerî kanallarına iletilmiş, operasyonun sahadaki ayağında Kâşif Kozinoğlu görev almıştı.

Mütercimler, kurtarılan Amerikalının ilerleyen yıllarda CIA’nın “iki numarası” olduğunu ifade etmişti. Kozinoğlu, bu tarihlerde henüz MİT’teki Orta Asya görevleriyle tanınan bir isim değildi; askerî istihbarat ve Özel Kuvvetler geçmişine sahipti. Dolayısıyla anlatılan operasyonun 1991-1992 dönemine ait olması, Kozinoğlu’nun askerî kariyeriyle örtüşmektedir.

CIA–MİT hattında kimler vardı?

1991’de CIA’nın başında William H. Webster, yardımcılığında Richard J. Kerr bulunuyordu. Webster’ın ayrılmasının ardından Kerr bir süre CIA Başkanlığına vekâlet etti. Robert M. Gates, 6 Kasım 1991’de CIA Başkanı oldu. Kerr’in Mart 1992’de ayrılmasının ardından CIA Başkan Yardımcılığını Amiral William O. Studeman üstlendi.

Türkiye’de ise MİT Müsteşarı Korgeneral Teoman Koman’dı. Koman, 1988-1992 arasında teşkilatın başında bulundu; Kasım 1992’de görevi Sönmez Köksal devraldı.

1992 tarihli Türk basını haberlerinde CIA’nın üst düzey yöneticilerinin Ankara’da Teoman Koman’la görüştükleri aktarılıyordu. CIA Başkanı Robert Gates’in Türkiye temaslarının ardından CIA Başkan Yardımcısının da Ankara’ya gelerek Koman’la görüştüğü bildirildi.

Dolayısıyla Bush–Demirel siyasi temaslarının yanı sıra CIA yönetimi ile MİT Müsteşarlığı arasında da doğrudan bir temas kanalı bulunuyordu.

Kozinoğlu, Dostum ve Afganistan’daki Türk okulları…

Kozinoğlu’nun Afganistan’daki daha iyi belgelenebilen dönemi Sönmez Köksal’ın MİT Müsteşarlığı yıllarında başladı. Kabil eski Büyükelçisi Bilge Cankorel’in anlatımına göre Kozinoğlu, MİT’e katılmasının ardından Orta Asya sahasında görevlendirildi.

Mezar-ı Şerif merkezli faaliyetlerinde yerel kıyafetlerle cephe bölgelerine gidiyor, helikopter ve gerektiğinde at kullanıyor, Kuzey Afganistan’daki güç odaklarıyla doğrudan ilişki kuruyordu.

Bu ilişkilerin merkezindeki isimlerden biri Özbek asıllı General Abdürreşid Dostum’du. Dostum’un kontrolündeki Mezar-ı Şerif–Şibirgan bölgesi, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’a açılan konumu nedeniyle Kozinoğlu’nun Orta Asya faaliyetlerinin önemli merkezlerinden biri hâline geldi.

Aynı dönemde Afganistan’daki Türk okulları da Kuzey Afganistan’da yayılmaya başladı. Afghan-Turk CAG Educational NGO/Çağ Eğitim yapılanmasına ilişkin kayıtlara göre Şibirgan’daki Afgan-Türk Erkek Lisesi 1995’te, Mezar-ı Şerif’teki Afgan-Türk Erkek Lisesi ise 1996’da açıldı.

Kozinoğlu’nun Dostum’la ilişkilerinde bölgedeki FETÖ organizasyonu içindeki Türk okullarının oluşturduğu çevreden yararlandığı ileri sürüldü. Bu eğitim ağı ilerleyen yıllarda Türkiye tarafından Fethullah Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olarak tanımlandı.

Türkiye Maarif Vakfı 2019’da Mezar-ı Şerif’teki bir erkek ve bir kız lisesinin de aralarında bulunduğu okulları devraldı. Böylece 1990’ların ortalarında Dostum’un askerî-siyasi yapılanması, Kozinoğlu’nun istihbarat faaliyetleri ve Afgan-Türk eğitim ağı, Kuzey Afganistan’ın aynı stratejik coğrafyasında kesişti.

2001: CIA, Mezar-ı Şerif ve “Turkish School”…

11 Eylül saldırılarının ardından Kuzey Afganistan, CIA ve Amerikan Özel Kuvvetlerinin harekât merkezlerinden biri hâline geldi. O sırada CIA Başkanı George Tenet, Başkan Yardımcısı John McLaughlin’di.

CIA’nın İslamabad İstasyon Şefi Robert Grenier, Afganistan’a giren ilk JAWBREAKER ekibinin başındaki isim ise Gary Schroen’du. Daha sonraki saha faaliyetlerinde Gary Berntsen ve Richard Blee öne çıktı. Türk tarafında ise MİT’in başında Şenkal Atasagun bulunuyordu.

ABD Büyükelçiliğinin Kabil’de 1989’dan itibaren faaliyetlerini askıya almış olması nedeniyle, 1990’ların önemli bölümünde Afganistan operasyonları ağırlıklı olarak Pakistan’daki CIA yapılanması ve ülkeye gönderilen özel ekipler üzerinden yürütülüyordu.

CIA ekiplerinin Kuzey Afganistan’daki önemli faaliyet alanlarından biri yine Dostum–Mezar-ı Şerif hattıydı. ABD Kara Kuvvetlerinin resmî Afganistan harekât tarihinde, Mezar-ı Şerif’teki beş katlı ve yüksek duvarlarla çevrili bir yapı “Turkish School” olarak tanımlanıyor. Amerikan kuvvetleri, Kasım 2001’de buraya yerleşti ve tesis FOB 53 – Forward Operating Base 53 adıyla kullanılmaya başlandı.

Dönemin operasyon haritalarında aynı yerleşke “Turkish School: Base for Team Alpha, Boxer and SBS” şeklinde işaretlenmiştir. CIA’nın Team Alpha ekibi, Amerikan Özel Kuvvetleri ve İngiliz Special Boat Service (SBS) unsurları burayı operasyon üssü olarak kullanıyordu.

Mezar-ı Şerif’te Afghan-Turk CAG Educational NGO tarafından 1996’da açılmış bir Afgan-Türk Erkek Lisesi de bulunuyordu. Bu eğitim ağına bağlı okullar daha sonra Türkiye Maarif Vakfına devredildi. ABD askerî kayıtları FOB 53 olarak kullanılan “Turkish School”un tüzel sahibini belirtmediği için, söz konusu binanın 1996’da açılan Afgan-Türk Erkek Lisesiyle aynı yapı olup olmadığı henüz kesinleştirilmiş değildir.

Turkish School’dan Qala-i-Jangi/Kal’a-i Cengi’ye…

23-24 Kasım 2001’de teslim olan yüzlerce Taliban ve El Kaide savaşçısını taşıyan konvoy, Qala-i-Jangi/Kal’a-i Cengi’ye götürülürken Turkish School/FOB 53 civarında durduruldu. 25 Kasım’da CIA görevlileri Johnny “Mike” Spann ve David Tyson, Qala-i-Jangi’de esirleri sorguluyordu. Esirlerin ayaklanması üzerine Spann öldürüldü. Özbekçe bilen Tyson ise çatışmadan sağ kurtuldu.

Olayın haberi FOB 53’e ulaştığında Dostum’un üst düzey danışmanlarından biri buraya gelerek Amerikan Özel Kuvvetlerinden yardım istedi. Kurtarma unsurları Turkish School’dan Qala-i- Jangi’ye hareket etti.

Böylece Dostum, Mezar-ı Şerif, CIA, Amerikan ve İngiliz özel kuvvetleri ile “Turkish School” aynı operasyon sahasında buluşmuş oldu. Bu tablo, Kozinoğlu’nun yıllardır faaliyet yürüttüğü Dostum–Mezar-ı Şerif sahasının 2001’de CIA’nın Afganistan operasyonlarının da önemli merkezlerinden biri hâline geldiğini göstermektedir.

Kozinoğlu’nu uyaran Amerikalı CIA ajanı…

Hasan Ataman Yıldırım’ın mahkemedeki anlatımına göre Kozinoğlu, Afganistan’dayken bir CIA mensubundan “Türkiye’ye gitme, seni tutuklayacaklar.” uyarısını aldı.

Mütercimler’in anlatısındaki “Kozinoğlu’nun kurtardığı ve daha sonra CIA’nın iki numarası olan Amerikalı” tarifiyle CIA yöneticilerinin kariyerleri karşılaştırıldığında Stephen R. Kappes ismi dikkat çekiyor.

Stephen R. Kappes kimdir?

Stephen R. Kappes, 22 Ağustos 1951’de Ohio’da doğdu. Üniversite eğitiminin ardından 1976-1981 arasında ABD Deniz Piyadelerinde subay olarak görev yaptı ve 1981’de CIA’ya katıldı.

Kappes, CIA’nın analiz bölümünden değil, gizli operasyon kanadından yetişti. Yaklaşık 27 yıllık CIA kariyerinin 12 yılını yurt dışında geçirdi. Farsça ve Rusça biliyordu. Pakistan’da saha görevlisi olarak çalıştı; İran, Ortadoğu ve Güney Asya dosyalarında görev aldı. Kuveyt ve Moskova’da CIA istasyon şefliği yaptı.

Kariyerinin ilerleyen döneminde CIA’nın küresel gizli operasyonları ve yabancı istihbarat servisleriyle ilişkilerinin yönetiminde görev aldı. 2004’te Deputy Director for Operations, yani CIA’nın operasyonlardan sorumlu yöneticisi oldu.

Katolik inancına bağlılığı ve Deniz Piyadelerinden gelen sert disiplin anlayışıyla tanınan Kappes, kurum içinde roman ve sinema karakterine atıfla “The Great Santini” lakabıyla anılıyordu.

Kappes’in CIA kariyerindeki önemli kırılmalardan biri 2004’te yaşandı. CIA Başkanı Porter Goss ve beraberinde getirdiği yönetim kadrosuyla kariyer istihbaratçıları arasında çıkan mücadelede, Kappes’in yardımcısı Michael Sulick ile Goss’un Özel Kalem Müdürü Patrick Murray karşı karşıya geldi. Kappes, Sulick’in görevden alınması yönündeki baskıya karşı çıktı ve Kasım 2004’te CIA’dan ayrıldı.

2006’da ise kuruma bu kez Deputy Director of the CIA (DDCIA) olarak geri çağrıldı. Kappes, Mayıs 2010’a kadar CIA’nın iki numaralı yöneticisi olarak görev yaptı ve George W. Bush’tan Barack Obama’ya geçiş döneminde görevini korudu.

Mısırlı din adamını kaçırdılar…

Kappes’in adı 11 Eylül sonrasında CIA’nın tartışmalı “extraordinary rendition – olağanüstü teslim” programıyla da gündeme geldi. Mısırlı din adamı Abu Omar’ın 2003’te Milano’da CIA mensupları tarafından kaçırılarak Mısır’a götürülmesi operasyonunda Kappes, CIA’nın gizli operasyon yapılanmasının üst yönetimindeydi. İtalya’daki dava sonucunda CIA mensupları ve bir Amerikan Hava Kuvvetleri subayı mahkûm edildi; Kappes mahkûm edilen isimler arasında değildi.

Kappes’in kariyer çizgisi dikkat çekicidir: ABD Deniz Piyadeleri → CIA saha operasyonları → Pakistan/Güney Asya ve Ortadoğu → İran dosyası → CIA istasyon şeflikleri → Operasyonlar Direktörlüğü → CIA Başkan Yardımcılığı.

2011’de Kozinoğlu’na gelen uyarı…

Kappes Mayıs 2010’da CIA’dan ayrıldı. Yaklaşık on ay sonra Kozinoğlu, Afganistan’dan Türkiye’ye dönmeye hazırlanıyordu. Bu sırada bir CIA mensubundan “Türkiye’ye gitme, seni tutuklayacaklar” uyarısını aldı. Kozinoğlu buna rağmen 9 Mart 2011’de Türkiye’ye döndü; ertesi gün gözaltına alındı ve daha sonra tutuklandı.

Kozinoğlu’nun ölümünden sonra ortaya çıkan tartışmalı not…

Kâşif Kozinoğlu, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde, ilk duruşmasına kısa süre kala hayatını kaybetti. Ölümünün ardından kendisine ait olduğu belirtilen el yazısı notlar kamuoyuna ulaştı ve 2012’de “Kâşif Kozinoğlu’nun Mezara Götürmediği Sırlar – El Yazıları Tıpkıbasım” adıyla yayımlandı.

Kitapta Kozinoğlu’na atfedilen şu ifade bulunmaktadır: “Son 3 CIA Başkanı ve şimdiki beni çok iyi tanıyor.” Aynı notlarda, “NORVEÇ – Bana şükran borçlular Afganistan’dan dolayı. Bizzat Kral’ın teşekkür mektubu var.” ifadesi de yer alıyor.

Ancak özellikle CIA başkanlarıyla ilgili cümle tartışmalıdır. Notlar Kozinoğlu hayattayken kendisi tarafından yayımlanmış veya bağımsız bir kurum tarafından tasdik edilmiş değildir.

Ölümünden sonra başkalarının eline geçmiş, tasnif edilmiş ve kitaplaştırılmıştır. Ayrıca bazı sayfaların yayın kuruluşuna ulaşmadığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır.

Bu nedenle “Son 3 CIA Başkanı ve şimdiki beni çok iyi tanıyor.” cümlesinin Kozinoğlu’nun özgün notunda bulunup bulunmadığı sorgulanmalıdır. Kozinoğlu’nun ölümünden sonra notlara ulaşan kişiler tarafından eklenmiş, değiştirilmiş veya aktarım sırasında metne dâhil edilmiş olması ihtimali asla göz ardı edilmemelidir.

Bush’tan Demirel’e, Kappes’ten 2011’e…

Bütün parçalar kronolojik olarak yan yana getirildiğinde Bush yönetiminden Demirel’e, Türk askerî ve istihbarat kanallarından Kozinoğlu’nun Afganistan faaliyetlerine; Dostum ve Mezar-ı Şerif hattından CIA’nın aynı coğrafyadaki operasyonlarına kadar uzanan geniş bir ilişkiler ağı ortaya çıkıyor.

Hasan Ataman Yıldırım’ın mahkemede aktardığı uyarı ile Erol Mütercimler’in “Kozinoğlu’nun kurtardığı Amerikalı daha sonra CIA’nın iki numarası oldu” sözü birlikte değerlendirildiğinde, bu Amerikalının kimliğine ilişkin araştırmada Stephen R. Kappes ismi öne çıkmaktadır.

Kozinoğlu’nun uyarıya rağmen Türkiye’ye dönmesi, ertesi gün gözaltına alınması ve ilk duruşmasına çıkmasına kısa süre kala Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesi ise Afganistan’da başlayan bu istihbarat hikâyesinin son halkasını oluşturmaktadır.

Kozinoğlu’nun adı MİT’in web sitesinden silindi mi?

Kâşif Kozinoğlu, Eylül 2010’da Asya Bölgesi Başmüşavirliğine getirildiyse, MİT’in “şehit” kabul kriterleri ile 2937 sayılı Kanun ve ilgili personel mevzuatı çerçevesinde şu soru da sorulmalıdır:

- Kâşif Kozinoğlu yıllarca MİT adına dünyanın en riskli bölgelerinde görev yaptıysa, neden MİT’in kamuoyuna açık şehitler ve anma kayıtlarında adı yer almıyor?

MİT’in eski internet sitesi ile arşivlenmiş sayfalarında “Kâşif Kozinoğlu” adının geçmişte yer alıp daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığının da araştırılması gerekiyor. Şahsen ben bunu yapabilecek teknik bilgi, donanım ve cesarete sahip değilim. Görünen o ki; bugün, kurumun internet sitesinde de adına rastlanmıyor. Neden acaba?

Kozinoğlu–FETÖ çatışması daha büyük bir hesabın parçası mıydı?

Bilinenin aksine, Kâşif Kozinoğlu üzerinden FETÖ okullarına ilişkin yapılanmanın deşifre edilmesinde Türk devlet aklının nasıl bir rol oynadığı ayrıca araştırılması gereken bir konudur.

Bu noktada, kamuoyuna yansıyan iddialar ve devam eden yargı süreci nedeniyle kesin bir hükme varmadan şu soru sorulabilir: Kozinoğlu ile FETÖ yapılanması arasındaki çatışmadan, Türkiye veya ABD bağlantılı üçüncü aktörler yararlanmış olabilir mi?

Kozinoğlu’nun ölümüyle sonuçlanan sürecin bu güç mücadelesiyle herhangi bir bağlantısının bulunup bulunmadığını ise ancak somut deliller ve kesinleşmiş yargı kararları ortaya koyabilir.

Tarafların karşı karşıya gelmesinden üçüncü aktörlerin yararlanmış olabileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Ancak bu noktada kesin bir hükme varmak yerine şu soruyu sormak daha doğru olacaktır: Birbiriyle çatışan aktörler, üçüncü bir tarafın çıkarları doğrultusunda birbirlerine karşı kullanılmış olabilir mi?

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

YAZARIN DİĞER YAZILARI