Çanlar Ekonomi İçin Çalıyor

03 Ağu 2026 - 20:00 YAYINLANMA

Ülkemiz makro ekonomik verilerinin olumsuzluğu yanında şubat ayında başlayan ABD-İran savaşı ekonomideki kırılganlıklarımızın artışına vesile oldu.

Bunun yanında siyaset penceresinde CHP‘nin yaşadığı bölünme, muhalefetin sessizliğe bürünmesi, yeni anayasa ile beklenen uzlaşı süreçleri ile hızlı bir gündem yaşıyoruz.

Açıklanan ekonomik veriler işlerin pek yolunda olmadığını gösteriyor. Temmuz ayında imalat sanayi kapasite kullanım oranı yüzde 73,9’a geriledi. Daha önemlisi, geleceğe ilişkin en kritik gösterge olan yatırım mallarında kapasite kullanımı yüzde 71.2’ye, dayanıklı tüketim mallarında ise yüzde 67,1’e düştü.

Fabrikalarımız atıl kapasiteleri ile çalışmaya devam ediyor. İmalat sanayisi açıklanan PMI verileri ile 27 aydır daralma yaşamakta. Zayıf talep nedeniyle girdi alımları kısılıyor, yüksek finansman maliyetleri yeni yatırımları erteliyor.

Üretim maliyetleri yükselmeye devam etse de şirketler bu artışı satış fiyatlarına tam olarak yansıtamıyor. Sürekli azalan bir karlılık ve işletme sermayesi. Sonuç olarak sanayinin temel meselesi artık üretim yapıp yapmamak değil; mevcut üretimi ve nakit akışını koruyabilmek. Ekonomik programın en çok kaybedeni tekstil ve hazır giyim sektörü oldu. Avrupa pazarındaki zayıf talep ve düşük maliyetli rakip ülkelerin artan rekabeti de bu baskıyı daha da ağırlaştırıyor. SGK verilerine göre son bir yılda tekstil ve hazır giyim sektörlerinde 90 bin 210 kişi işini kaybetti.

Otomotiv, Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri ve toplam ihracatın yaklaşık beşte birini tek başına gerçekleştiriyor. Ocak-Haziran döneminde geçen yıla göre yüzde 6 oranında daralma yaşadı. İç pazardaki daralma yüzde 8 olarak gerçekleşti. Avrupa pazarındaki durgunluk, elektrikli araç dönüşümünün hızlanması ve Çinli üreticilerin artan rekabeti ihracatçıların hareket alanını daraltıyor. Otomotiv sektörü düşük marjlarla çalışan, daha sert rekabet eden ve talepteki en küçük değişime karşı eskisinden daha kırılgan bir sektör görünümünde.

İnşaat sektörü ülkemiz ekonomisinin en yüksek çarpan etkisine sahip sektörlerinden biri. Son 20 yılın ekonomik büyüme modelinde hep merkezde yer aldı. Sektördeki yaşanan bir yavaşlama doğrudan diğer alt sektörler ve istihdamı etkilemekte. TÜİK verilerine göre inşaat üretim endeksi mayıs ayında yıllık yüzde 3 geriledi.

Haziran ayında konut satışları artsa da hareketin büyük bölümü mevcut stokun el değiştirmesinden kaynaklandı. 43 bin 406 yeni konut satışına karşılık 86 bin 573 ikinci el konut satıldı. Tapular el değiştiriyor; ancak aynı hızda yeni şantiyeler açılmıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri maliyet ve finansman baskısı. İnşaat maliyet endeksi mayısta yıllık yüzde 29,8 arttı. Malzeme maliyetleri yüzde 28,6, işçilik maliyetleri ise yüzde 32 yükseldi.

Yüksek faizler hem yeni proje geliştirmek isteyen firmaların yatırım iştahını azaltıyor hem de konut almak isteyen hane halkının krediye erişimini zorlaştırıyor.

Turizm sektörü Türkiye ekonomisinin döviz kazandıran en önemli sektörlerinden biri. Bu nedenle sezonun nasıl geçtiği cari dengeyi ve dezenflasyon programının başarısını da yakından ilgilendiriyor. Yaz sezonuna ilişkin veriler Antalya’ya gelen yabancı ziyaretçi sayısının yılın ilk altı ayında yaklaşık yüzde 9, Bodrum’a gelen yabancı turist sayısı ise yüzde 2,8 gerilediğini gösteriyor. Yüksek fiyatlar ve sıkı para politikası nedeniyle yerli turist de harcamalarını kısıyor; rezervasyonlar son dakikaya kalıyor ve sezon giderek daha belirsiz ilerliyor. Türkiye genelinde satışa çıkarılan otel sayısı 1.500’e ulaştı. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 129’luk bir artış anlamına geliyor.

Bu kadar çok işletmenin satışa çıkması sektörde yaşanan finansal sıkışıklığı göstermekte. Turizm sektörü hem dış talebin zayıflaması hem de iç talebin hız kesmesiyle gelen turistten eskisi kadar gelir elde edememekte. Turist geliyor; ancak daha geç rezervasyon yapıyor, daha düşük fiyat ödüyor ve işletmelere daha az kâr bırakıyor. Hareket var, fakat kasaya giren para aynı hızda artmıyor.

Dezenflasyon programının ayağına en çok dolanan unsur, iç talebin beklenenden daha dirençli seyretmesiydi. Bunun en görünür yansıması da perakende ve özellikle hizmetler sektöründe yaşandı. Sanayi üretimi yavaşlıyor, ihracat ivme kaybediyor, yatırımlar erteleniyordu; buna karşılık tüketim harcamaları ekonomiyi ayakta tutuyor, hizmet enflasyonu ise Merkez Bankası’nın dezenflasyon sürecinin önündeki en önemli engellerden biri olmaya devam ediyordu. Ancak artık bu cephede de belirgin bir yavaşlama görülüyor. TÜİK verilerine göre hizmet üretim endeksi mayıs ayında yıllık bazda yüzde 0.2 gerilerken, Türkiye genelinde ücretli çalışan sayısındaki artış yüzde 0.5’e kadar düştü. İç talebe dayalı sektörlerde istihdamın ivme kaybetmesi, tüketimin de eski hızında olmadığını gösteriyor.

Ülkemiz ekonomi politikalarının gözden geçirilerek yeni bir ekonomik programa acilen geçiş yapılması gerekmektedir. Devlet Planlama Teşkilatının yeniden aktive edilmesi, kalkınma sürecinin teknokratlar tarafından belirlenerek ülke kaynaklarının doğru bir şekilde kullanılmasının sağlanması hedeflenmelidir. 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: