6 Mayıs:Asılan Sadece 3 Genç miydi? Yoksa Bir ÜLkenin Vicdanı mı?

Bu bir anma metni değil.
Bu, kapanmamış bir dosyanın kaydıdır.
Bazı tarihler takvimde kalmaz.
Hafızaya kazınır.
6 Mayıs 1972.
Üç isim:
Deniz Gezmiş
Yusuf Aslan
Hüseyin İnan
Üç genç.
Verilen karar geri dönüşü olmayan bir karardı:
İDAM.
BİR GERÇEK:
İDAM, TARİHİ KAPATMAZ. DERİNLEŞTİRİR.
O gün üç beden susturuldu.
Aynı gün bir soru doğdu:
Bir devlet, kendi gençlerini neden asar?
Bu soru hâlâ ortada duruyor.
ÖNCE BAĞLAM: TARİH BİLİNMEDEN HÜKÜM KURULMAZ
1960’ların sonu.
Dünya kaynıyor.
1968 öğrenci hareketleri sokaklarda.
Gençlik sadece Türkiye’de değil,
dünyanın her yerinde itiraz ediyor.
Eşitlik talep ediliyor.
Bağımsızlık talep ediliyor.
Türkiye’de bu dalga,
bağımsızlık meselesine dönüşüyor.
Bu yüzden
6. Filo protestoları
bir dönemin simgesi haline geliyor.
Yabancı askeri varlığa karşı bir duruş.
Bir ülkenin kendi kaderini tayin etme iradesi.
Bugün “idol” denilen şey,
tam da buradan doğuyor:
Bir duruştan.
Bir karşı çıkıştan.
Bir bedel ödeme cesaretinden.
SÖZLERİNE BAKMADAN TARİH OKUNMAZ
Deniz Gezmiş darağacına yürürken şunu söyledi:
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye.”
Bu bir slogan değil.
Bir hedefin özeti.
Hüseyin İnan için kayıtlar şunu gösterir:
Kişisel bir çıkar değil,
bir amaç tarif edildi.
Yusuf Aslan ise
tanıklıklarda aynı çizgide yer aldı:
Geri adım atmayan,
son ana kadar kararlılığını koruyan bir duruş.
NİYETİ GÖRMEYEN YARGI, EKSİK KALIR
O dönemde yöntemler sertti.
Dünya sertti.
Siyaset sertti.
Gençlik de sertti.
Yöntemler tartışılır.
Ama asıl soru şudur:
Bu eylemler idamı haklı çıkarır mı?
Cevap nettir:
HAYIR.
Çünkü hukuk, intikam değildir.
Çünkü devlet, ölçüsünü kaybettiğinde
adalet olmaktan çıkar
TARİH BURADA DURMAZ
1972’de verilen karar
tek başına kalmadı.
Yıllar sonra
Kenan Evren döneminde,
12 Eylül Darbesi sonrasında
idamlar tekrar gündeme geldi.
Gerekçe değişti.
Yöntem değişmedi:
Ölüm.
O dönemin en çarpıcı cümlesi şuydu:
“Bir sağdan, bir soldan.”
Denge adı altında verilen kararlar,
adaletin değil,
siyasetin terazisiydi.
Bu tablonun en ağır simgelerinden biri:
Erdal Eren
Henüz 17 yaşında.
Yaşı büyütüldü.
Karar verildi.
İdam edildi.
Bu infaz değildi.
Bu, sınırın aşılmasıydı.
Aynı dönemde
Necdet Adalı
ve
Mustafa Pehlivanoğlu
farklı görüşlerden iki genç olarak
aynı kaderde buluşturuldu.
Amaç açıktı:
Eşitlik görüntüsü altında meşruiyet üretmek.
Oysa gerçek şuydu:
İdam edilen sadece insanlar değildi.
Hukukun sınırlarıydı.
1980–1984 arasında gerçekleşen idamlar:
18 sol görüşlü.
8 sağ görüşlü.
23 adli mahkûm.
1 örgüt bağlantılı dosya.
Toplam:
50 idam.
Bu bir istatistik değil.
Bir zihniyetin kaydı.
Kenan Evren
bu kararları imzalarken
ellerinin titremediğini söyledi.
Bu cümle,
vicdanın değil, gücün konuştuğu bir dönemi tarif eder.
BUGÜNÜN AYNASI
Bugün darağaçları yok.
Ama başka bir gerçek var:
Hâlâ yargılanmayı bekleyen insanlar var.
Hâlâ hüküm verilmeden cezaya dönüşen süreçler var.
Aylarca, yıllarca süren dosyalar var.
Hayatları askıda bırakan karar gecikmeleri var.
İsimler değişiyor.
Dönem değişiyor.
Ama tablo değişmiyor:
Belirsizlik.
Bekleyiş.
Askıya alınmış hayatlar.
Dün darağacı vardı.
Bugün uzayan süreçler var.
İkisi aynı değildir.
Ama aynı soruyu doğurur:
Adalet, ne zaman tamamlanır?
DOSYA KAPANMADI
Bu yazı sadece üç ismi hatırlatmak için yazılmadı.
Bu yazı bir soruyu diri tutmak için yazıldı:
Bir devlet, kendi gençlerini neden asar?
Cevap verilmediği sürece
6 Mayıs bir tarih değildir.
Bir hesap günüdür.
İdam ettiniz.
Unutturamadınız.
Susturdunuz.
Bitiremediniz.
Darağaçları kurdunuz.
Fikri asamadınız.
Denge dediniz.
Adaleti bozduğunuzu gördünüz.
Zaman geçti.
Soru kaldı.
Dosya kapanmadı.
Hesap duruyor.
Bir devlet…
kendi gençlerini neden asar?
Cevap yok.
Bu yüzden…
Bu dosya kapanmaz.
O hesap…
Bir gün değil.
Mutlaka sorulur.