Ateş Sınırda Değil, Türkiye'nin Stratejik Hattında
Ortadoğu’da ateş yeniden yakıldı. Bu ateşin haritasında Türkiye zaten işaretli.
İran vuruldu.
Bu saldırı, yalnızca askeri tesislerin imha edilmesi değildi.
Bu saldırı, bir devletin egemenliğinin hedef alınabileceğinin açık ilanıydı.
Bir ülkenin toprağı hedef alındığında, mesele artık teknik olmaktan çıkar.
Mesele, o devletin kaderine kimin karar vereceği meselesidir.
Hedef yalnızca beton değildi.
Hedef, karar verme iradesiydi.
Hedef, bir devletin kendi geleceğini belirleme hakkıydı.
İran karşılık verdi.
İran Devrim Muhafızları, İsrail’e ve bölgedeki Amerikan üslerine yönelik misilleme saldırıları başlattı.
Kriz sona ermedi.
Kriz, geri dönülmez bir aşamaya girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, “daha önce hiç görülmemiş bir güç” kullanılacağını açıkladı.
Bu ifade, ölçülmüş bir devlet dili değildi.
Bu ifade, gücünü tartışılmaz gören bir iradenin açık meydan okumasıydı.
Bu tür cümleler müzakere için kurulmaz.
Bu tür cümleler, itaat bekleyen güç tarafından kurulur.
Çünkü mutlak güç duygusu önce kelimelerde ortaya çıkar.
Kelimeler sertleştiğinde, füzelerin gecikmesi yalnızca zaman meselesi olur.
Bu cümle yalnızca İran’a söylenmedi.
Bu cümle, bütün bölgeye söylendi.
Mesaj açıktı:
Karar verebilenler vardır.
Bir de o kararlara katlanmak zorunda bırakılan devletler.
Ortadoğu’da savaşlar kendiliğinden büyümez.
Savaşlar, büyümesine izin verildiği için büyür.
Irak’ta bu izin verildi.
Devlet çöktü.
Libya’da bu izin verildi.
Devlet ortadan kalktı.
Suriye’de bu izin verildi.
Milyonlarca insan yerinden edildi.
Türkiye, bu savaşların sonuçlarını doğrudan yaşamak zorunda kaldı.
Savaşın en ağır sonucu, çoğu zaman savaşın başladığı yerde değil, komşu ülkelerde ortaya çıktı.
Türkiye ile İran arasında yaklaşık 560 kilometrelik kara sınırı bulunuyor.
Bu sınır, barış zamanında bir harita çizgisidir.
Savaş zamanında ise bir kader hattına dönüşür.
İran’da uzun sürecek bir istikrarsızlık, milyonlarca insanın yer değiştirmesi anlamına gelir.
Bu hareketin yöneldiği ilk ülkelerden biri Türkiye olur.
Türkiye bu gerçeği yaşadı.
Suriye’de ilk bombalar düştüğünde, bunun kısa süreceği söylendi.
Kısa sürmedi.
Göç durmadı.
Göç, yalnızca insanların değil, devletlerin dengesini değiştirir.
Şehirlerin yapısı değişti.
Ekonomik yük kalıcı hale geldi.
Devletin planlama dengesi bozuldu.
Savaşın bir diğer etkisi, doğrudan ekonomide ortaya çıktı.
İran, dünyanın en büyük enerji rezervlerinden birine sahip ülkelerden biridir.
Bu coğrafyada başlayan her çatışma, enerji fiyatlarını yükseltti.
Bu artış, Türkiye’de doğrudan hissedildi.