Bu Ülke Neyi, Kimin İçin Satıyor?

19 Şub 2026 - 13:08 YAYINLANMA

Bu ülkede bugün tartışılan şey yoksulluk değildir.

Yoksulluk bir sonuçtur.

Asıl tartışılması gereken, bu sonuca hangi tercihlerle gelindiğidir.

Son dönemde bütçe, enerji, maden ve altyapı başlıkları yan yana geldiğinde tek bir soru öne çıkıyor:

Bu ülke, hangi varlıklarını kimler için elden çıkarıyor?

Meclis kürsüsünde yapılan bir değerlendirme, bütçeyi uluslararası sermayenin hammadde açlığını doyurmak uğruna ülkenin tüm varlıklarını talana açan yeni sömürgeci düzenin kataloğu olarak tanımlıyor.

Aynı bütçeye enerji ve maden işçilerinin, talan edilen doğanın, yerinden edilen köylünün “hayır” dediğini hatırlatıyor.

Bu sözler bir slogan değil, bir çerçeve sunuyor.

Diğer tarafta resmî söylemde, İstanbul Boğazı’ndaki iki köprü ve bazı otoyolların özelleştirileceğine ilişkin iddialarla 2026 Orta Vadeli Program’daki özelleştirme gelir hedefleri arasında bağ kurulmadığı vurgulanıyor.

Kâğıt üzerinde bir inkâr var.

Sahada ise bitmeyen bir tartışma.

Çünkü özelleştirme meselesi yalnızca resmî beyanlarla yürümüyor.

Piyasa beklentileriyle, yatırımcı ilgisiyle, kamu varlıklarının “potansiyel gelir kalemi” olarak tanımlanmasıyla ilerliyor.

Sorun da tam burada başlıyor.

Bir ülkede aynı anda enerji sahaları, madenler, köprüler ve otoyollar konuşuluyorsa; bu tek tek projeler değil, toplam bir yönelimdir.

Bu tartışmayı yalnızca bugüne sıkıştırmak mümkün değil.

Bugün gündeme gelen köprüler ve otoyollar, uzun bir zincirin son halkasıdır.

Resmî özelleştirme kayıtlarına göre, iktidarın göreve geldiği günden bu yana kamuya ait pek çok stratejik varlık elden çıkarıldı.

Enerji üretim tesisleri ve dağıtım ağları, limanlar, şeker fabrikaları, maden sahaları, otoyollar, köprüler…

Her biri “verimlilik”, “kamu yükünden kurtulma” ya da “zarar eden devlet” gerekçeleriyle savunuldu.

Her biri için “zorunlu” denildi.

Bugün gelinen noktada tablo nettir:

Devletin elinde gelir üreten varlıklar azaldı.

Bütçe açıkları kapanmadı.

Borç gerilemedi.

Yurttaşın refahı artmadı.

Bu durum, özelleştirmenin bir istisna değil, kalıcı bir finansman yöntemine dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Bir ülke üretmeden değil, satarak ayakta tutulmaya çalışılıyor.

Bu noktada kritik bir ayrımı yapmak gerekir.

Vatandaş sadaka istemiyor.

Yardım kolisi talep etmiyor.

Geçici desteklerle oyalanmak da istemiyor.

Vatandaş adil gelir istiyor.

Bir yanda milyarlarca liralık vergi borçları silinirken ya da yeniden yapılandırılırken, diğer yanda ekmekten elektriğe kadar her kalemde yoksuldan tek kuruşuna kadar tahsilat yapılıyor.

Zenginlerin bilançosuna eklenen sıfırlar, geniş halk kesimlerinin sofrasından eksilerek büyüyor.

Bu bir sosyal yardım tartışması değildir.

Bu, yukarıya doğru işleyen bir yeniden dağıtım tercihidir.

Devlet bazı borçlara zaman tanıyor.

Bazı borçlara ise hiç tanımıyor.

Büyük borçlar “ekonominin selameti” olarak görülüyor.

Küçük borçlar “disiplin meselesi” sayılıyor.

Burada mesele yoksulluk değildir.

Burada mesele, kimin korunmaya değer, kimin feda edilebilir görüldüğüdür.

Enerji işçilerinin ölümü, maden sahalarındaki doğa talanı, köylünün yerinden edilmesi bu tercihin yan ürünleridir.

Tesadüf değildir.

Yanlışlık değildir.

Aynı yönelimin parçalarıdır.

Bir ülke, milli servetini kimin için elden çıkardığını konuşmadan geleceğini tartışamaz.

Bir ülke, köprülerini, yollarını, madenlerini, suyunu, toprağını kimler için “değer” saydığını açıklamadan yoksullukla yüzleşemez.

Bugün yaşanan şey bir bütçe meselesi değil.

Bir ekonomi tekniği hiç değil.

Bu, egemenlik meselesidir.

Bir gün gerçekten hesap sorulacaksa, önce şu soruya cevap vermek gerekecek:

Bu ülke neyi, kimin için sattı?

Bugün yaşananlar bir bütçe meselesi değil.

Bir ekonomi tekniği hiç değil.

Bu, Cumhuriyet’in hangi değerlerinin korunup hangilerinin elden çıkarıldığına dair bir vicdan muhakemesidir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllar önce yaptığı uyarı hâlâ yerinde duruyor:

“Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kalıcı olamaz.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: