Ekonominin nabzı: çarşı pazarın gerçek kimyası!
15 Nis 2026 - 20:42
YAYINLANMA
ABD- İsrail- İran savaşı, Dünya ülkelerinde Borsaları, Başta petrol olmak üzere, altın döviz piyasalarında hareketler yaşatıyor. Petrol fırladı. Altın ve Avro düştü. Dolar da yukarı hareketlenme var. Savaşın devamı halinde bu hareketlilik yaşanacak…
Ekonomi, çoğu zaman steril televizyon stüdyolarında, janti takım elbiseler giymiş uzmanların teknik terimler ve karmaşık grafikler eşliğinde tartıştığı teorik bir disiplin gibi algılanır. Oysa gerçek ekonomi, ekranlardaki o soğuk rakamların ötesinde; İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında, sabahın seherinde tezgâhını besmeleyle açan esnafın alnındaki çizgilerde ve akşam pazarında filesini en uygun fiyatla doldurmaya çalışan emeklinin telaşında saklıdır…
Bugün geldiğimiz noktada, küresel krizlerin yerel hayata yansıması, artık bir “kimya” meselesine dönüşmüş durumdadır; zira Ortadoğu'daki bir bombalama, savaş, binlerce kilometre ötedeki bir mutfağın huzurunu sarsmaktadır…
Hafta başından bu yana uluslararası piyasalarda gözlemlediğimiz altın ve petrol fiyatlarındaki dramatik hareketlilik, sadece finans çevrelerinin değil, doğrudan doğruya sokağın ana gündem maddesi haline gelmiştir. Ortadoğu’nun o bitmek bilmeyen gerilimi, enerji hatlarındaki belirsizlik bulutları ve küresel güçlerin satranç hamleleri, ne yazık ki en ağır faturayı dar ve orta gelirli vatandaşımızın önüne koymaktadır…
Bir varil petrolün fiyatına eklenen her dolar, sadece dev gemilerin yakıtını değil; İzmir’in köylerinden şehre sebze taşıyan kamyonun mazotunu, dolayısıyla da soframızdaki domatesin, biberin, ekmeğin birim maliyetini doğrudan etkilemektedir. Lojistik maliyetlerindeki bu sinsi artış, çarşı pazarın kimyasını bozarak enflasyonist baskıyı halkın omuzlarına daha da ağır bir yük olarak bindirmektedir…
Altın meselesine gelince; bizim toplumumuzda altın sadece bir yatırım aracı değil, aynı zamanda tarihsel bir güvence, bir vefa nişanesi ve yarınlara dair sarsılmaz bir kaledir. Ancak son dönemdeki o durdurulamaz ve öngörülemez yükseliş, bu kaleyi orta sınıf için neredeyse fethedilmesi imkânsız bir zirve haline getirmiştir. Bir düğünde takılacak küçük bir takıdan, kara gün için saklanan birikime kadar her şey, küresel piyasaların insafına terk edilmiş durumdadır. Bu durum, toplumsal geleneklerimizi ve yardımlaşma kültürümüzü dahi dolaylı yoldan yaralamaktadır…
Artık ekonomi; sadece borsa endekslerinin yeşil veya kırmızı yanması değil; işçinin yol parası, emeklinin bakkal veresiye defterindeki son satır ve ev hanımının pazar çantasındaki o hüzünlü boşluktur…
Yaşadığımız bu kaotik ve “stresli” coğrafyada, dışa bağımlılığın yarattığı bu ekonomik türbülanslardan korunmanın yolu ise bellidir: Yerel üretim ve sarsılmaz bir kooperatifleşme bilinci. İzmir, bu konuda tarihsel bir mirasa ve büyük bir potansiyele sahiptir. Şehrimizin bereketli toprakları, tarımsal kalkınma hamleleriyle yeniden canlandırılmalı; yerli üretici, küresel tekellerin ve aracıların eline bırakılmamalıdır. İzmir özelinde belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği üretici pazarları, kooperatif marketleri ve “tarladan sofraya” doğrudan erişim modelleri, aslında bu küresel fırtınaya karşı en güvenli limanlarımızdır…
Ekonominin gerçek sıhhati makro ekonomik verilerle değil, mikroskobik ölçekte vatandaşın tenceresindeki kaynama süresiyle ölçülür. Çarşı pazarın ateşini düşürmek, sadece Ankara’nın alacağı yüksek kararlarla değil, yerelde esnafın yükünü hafifletecek, üreticiyi koruyacak ve tüketiciyi ezdirmeyecek rasyonel çözümlerle mümkündür. Unutmayalım ki; bir ülkenin gerçek zenginliği, borsa kulelerindeki hayali rakamlar değil, vatandaşının çarşıdan eve dönerken duyduğu huzur ve alım gücünün onurudur. ABD-İsrail- İran arasında son dakika da ateşkes oldu. Dünya inşallah rahat eder…