Ekonomide tasarruf ve gelir birlikte şart!

12 Tem 2026 - 22:46 YAYINLANMA
Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek, her konuda vatandaşa kemer sıktırmaya devam ediyor. Devlet Hazinesi bu sayede dolup taşmaya başladı ama Emekliye ve işçiye verilmeyen adeta sürünmeye başlayan Emekli, ABD-İsrail, İran Savaşında Hürmüz Boğazının kapatılması ve Akaryakıt ortaya çıkan aşırı zamlardan iğneden iğliğe yapılan zamlar ve Uçan ev kiraları bütün bunlar yetmezmiş gibi Enerji Bakanlığının Doğalgaz ve Elektrİğe yüzde 25 yapılan zamlar ile piyasada zam yapmaya başladı. Emekli ve işçinin beli iyice büküldü…
Bölgemizde meydana gelen savaşlar ve savaş dönemleri, devletlerin sadece askeri değil ekonomik reflekslerini de ortaya koyar. Ancak bu süreçte yapılan en büyük hata, krizi yalnızca tasarrufla yönetmeye çalışmaktır. Oysa savaş ekonomisi; gelir üretme, kaynakları doğru yönlendirme ve toplumsal güveni ayakta tutma sanatıdır. Sadece kısmakla değil, doğru alanlarda büyütmekle ayakta kalınır…
Öncelikle net bir gerçek: Maaşı kısmak, ekonomiyi kısmaktır. Geliri baskıladığınız anda talep düşer, piyasa daralır ve üretim zayıflar. Bu nedenle savaş ekonomisinde temel yaklaşım, halkın cebine dokunmak değil, ekonominin damarlarını açık tutmaktır…
Bu noktada gelir getirici politikalar hayati önem taşır. Özellikle kısa vadede güçlü kaynak yaratabilecek alanlara yönelmek gerekir. Bunların başında yabancıların mal edinimi gelir. Doğru düzenlenmiş bir sistemle, tapu harçları, stopajlar ve işlem vergileri üzerinden ciddi bir kamu geliri elde edilebilir. Bu alan sadece birdir satış politikası değil, aynı zamanda kontrollü bir sermaye girişidir…
Ülkede bulunan ancak çeşitli nedenlerle yasal statüsü zayıflamış yabancıların kayıt altına alınması; hem sosyal düzeni sağlar hem de devlet için yeni gelir kalemleri oluşturur. Affın doğru kurgulanması halinde, başvuru ücretleri, izin harçları ve kayıt süreçleri ciddi bir mali katkıdır…
En kritik başlıklardan birisi sıcak para ve döviz girişini artıracak yasal düzenlemelerdir. Bu noktada “beyan tüzüğü” ve “varlık barışı” benzeri uygulamalar devreye alınmalıdır. Yurt dışındaki sermayenin ülkeye girişini kolaylaştıran, belirli bir süre için vergisel avantaj sağlayan ve hukuki güvence sunan düzenlemeler, kısa sürede döviz likiditesini artırır. Özellikle kriz dönemlerinde döviz girişini hızlandırmak, kur baskısını azaltır ve finansal sistemi rahatlatır. Burada en önemli unsur, güven veren hukuki bir çerçevedir…
İkinci önemli başlık ise akılcı tasarruf tedbirleridir. Tasarruf, halktan değil; kamunun verimsiz alanlarından yapılmalıdır. İsrafın önlenmesi, gereksiz harcamaların durdurulması, düşük verimli projelerin ertelenmesi ve kamu alımlarında Kamu Dairelerinde disiplinin sağlanması bu sürecin temelidir. Ancak tasarruf politikası uygulanırken ekonomik faaliyetlerin durmaması gerekir. Çünkü tasarruf ile daralma arasındaki çizgi çok incedir...
Üçüncü ve belki de en belirleyici alan yasal düzenlemelerdir. Ateş çemberinde bulunan ülkemizde ekonomide hızlı karar alma gerektirir; ancak bu hız, hukuki belirsizlik yaratmamalıdır. Net, anlaşılır ve öngörülebilir yasalar yatırımcıyı korur, Özellikle ekonomik düzenlemelerde keyfiyet değil, kurumsallık esastır…
Tüm bu ekonomik çerçevenin merkezinde ise toplumsal psikoloji yer alır. Ekonomi sadece sayılarla değil, güven duygusuyla yönetilir. Eğer toplum, alınan kararların adil olduğunu hissederse fedakârlık yapar. Ancak yükün eşit dağılmadığına inanırsa, sosyal kırılmalar kaçınılmaz olur…
Bu nedenle devletin dili çok kritiktir: Şeffaflık, güven ve ortak akıl vurgusu şarttır. İnsanlar belirsizlikten değil, belirsiz bırakılmaktan korkar. Açık iletişim ve güçlü liderlik, ekonomik politikaların etkisini kat kat artırır…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: