Ülke Nüfusu Ve Aile Elimizde Kalan Son Kale!

22 Tem 2026 - 16:49 YAYINLANMA
Köşe Yazıma başlamadan önce tüm okurlarıma selam olsun. Adeta “Hasta veya Yaralı” götüren ambulansın yolda acı acı siren çalarak biran önce Hastaneye yetiştirmeye çalıştığı hastası gibi Bizler, Devlet’te acil SOS veriyor, sireni acı acı çalıyor. Evet, işte Ülkemiz için çok önemli bir konuya parmak basmak ve masaya yatırmak istiyorum…
       Bugün toplum olarak en büyük, en sessiz ve en tehlikeli krizin eşiğindeyiz. Ne yazık ki bu kriz; sadece ekonomik şartların, teknolojinin ya da modern hayatın getirdiği doğal bir sonuç değildir. Karşımızda, yıllardır adım adım, sinsi bir plan dâhilinde yürütülen zihinsel, kültürel ve sosyal bir dönüşümün neticesi duruyor. Açıkça görmek zorundayız: Ailenin dağılması bir tesadüf değildir!
       Her şey fıtrata savaş açmakla başladı. Önce kadın ile erkek arasındaki fıtrî farklılıklar birer “eşitsizlik” gibi ambalajlanıp önümüze kondu. Ardından kutsal aile kurumu; fedakârlık, sorumluluk ve sadakat temeli üzerinden kaydırılarak, bireysel hazların önünde birer engelmiş gibi sunuldu. Anne olmak küçümsendi, babalık otoritesi değersizleştirildi. Erkeklerin sürekli suçlandığı, kadınların ise sürekli mağdur gösterildiği zehirli bir dil üretildi. Bu aşağılamaların Sonunda insan, kendi yaratılışından koparılmaya başladı…
       Bugün boşanmaların hızla artması, evlilik yaşının otuzlara dayanması, doğum oranlarının tarihin en düşük seviyelerine gerilemesi, gençlerin yuva kurmaktan korkması ve küresel lobilerin fonladığı “LGBT” gibi sapkın akımların yayılması birbirinden bağımsız olaylar değildir. Bunların tamamı; aileyi, yani toplumun özünü zayıflatmayı hedefleyen aynı küresel zihniyetin ürünüdür…
       Batı dünyası bugün bu büyük hatanın ağır bedelini ödüyor. Yalnızlaşmış yapayalnız insanlar, çöken nüfus dinamikleri, kimlik bunalımı yaşayan nesiller ve parçalanmış toplumlar bu projenin acı faturasıdır. Ne yazık ki aynı yıkım projesi bugün Türkiye’nin, bizim toplumumuza, bizim geleceğimize de harfiyen uygulanmaktadır…
       Şunu asla unutmamalıyız: Güçlü aile, güçlü toplum demektir. Aile yıkıldığında sadece bir ev dağılmaz; ahlak, aidiyet, merhamet ve nesil güvenliği de çöker. Ortada kalan, geleceği kararan çocuklarımız olur…
       Tehlike çanları artık çok daha gür çalıyor. Eğer bu kaleyi cansiperane koruyacak, bu yozlaşmaya karşı savaşacak erler olmazsa kalenin kaybedilmesi an meselesidir! Çözüm ise bellidir: Fıtrata dönmek... Kadın ile erkeği birbiriyle çatıştıran değil, birbirini tamamlayan bir anlayışı yeniden egemen kılmak zorundayız. Aileyi bir yük değil, bir nimet; anneliği ve babalığı yeniden en yüce makam olarak görmek mecburiyetindeyiz…
       Devletimize de bu noktada çok büyük bir görev düşmektedir. Sadece kültürel değil, özellikle ekonomik konularda ailelere çok daha güçlü, sürdürülebilir destekler verilmelidir. Aksi takdirde, gidişat ürkütücüdür. Böyle giderse, çok değil 10 yıl sonra 85 milyon olan nüfusumuz, 60 milyon nüfusa gerileyecektir…
       Çocuk doğumları artırılmazsa, her on yılda bir Türkiye'nin nüfusu hızla yaşlanacak; önce 60, sonra 50 milyonlara düşeceğiz. Sonrasında ise Avrupa gibi dışarıdan işçi getirip ülke ekonomisini ayakta tutmaya çalışan, ruhunu kaybetmiş yaşlanmış bir ülke haline geleceğiz…
       Bu hayati nedenlerle ailelerimizin çok çocuk yapması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da yıllardır her fırsatta feryat ederek dile getirdiği gibi, ailelerimiz en az “üç çocuk” bilinciyle hareket etmelidir. Çünkü aile, elimizde kalan son kaledir. O kale düşerse, ne vatan kalır nede toplum kalır!

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: