Türkiye’nin artan ağırlığı ve yeni Ortadoğu şekillenmesi!
02 Eyl 2026 - 19:23
YAYINLANMA
Türkiye Milli Savunma Sanayisinde büyüdüğü gibi, kendi bölgesi Orta Doğu’da büyümeye devam ediyor. Türkiye’nin büyümesinden endişe duyan ülkeler Türkiye’nin büyümesini her fırsatta engellemeye çalışıyor…
Kısa süre önce Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, Ortadoğu’da değişen güvenlik mimarisinin dikkatlerini üzerine çekti. Anlaşmaya göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkeye yönelik saldırı olarak kabul edilecek. Pakistan’ın nükleer kabiliyetlerini, Suudi Arabistan’ın finansal kaynaklarını ve Türkiye’nin savunma Sanayii kapasitesini aynı çerçevede buluşturan ve ileride Mısır’ı da kapsayabileceği tartışılan bu yapı, bölgede güvenlik ortaklıklarının yeniden şekillendiğini gösteriyor…
Bunun en önemli nedenlerinden biri ise İran krizinin, Washington'ın bölgesel güvenlik sağlama kapasitesi ve siyasi tercihleri konusunda yeni soru işaretleri yaratmasıdır. Bu belirsizlik ve güven bunalımı, bölge ülkelerini ABD güvenlik şemsiyesini tamamlayacak veya bazı durumlarda alternatif oluşturacak ortaklıklar aramaya yöneltiyor. Kriz, sadece güvenlik bağlantılarının değil ekonomik bağlantıların da ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor…
Hürmüz ve Babül Mendep boğazlarının güvenliği, enerji akışları ve ticaret güzergâhları artık yalnızca Körfez ülkelerinin değil, Avrupa’dan Asya’ya uzanan daha geniş bir coğrafyanın stratejik gündeminin bir parçası haline geldiğini gösteriyor…
İran’ın geçtiğimiz günlerde Umman ile uzlaştığını açıklaması ve ABD’nin bu açıklamanın ardından İran’a yönelik bazı yaptırımları kaldırma kararları Hürmüz konusunda olumlu beklentileri olsa da, bu boğaza ve genel olarak İran’a yönelik bağımlılığı azaltabilecek yeni enerji rotaları, ticaret güzergâhları ve bölgesel bağlantılık düzenlemeleri üzerine başlayan arayışların devam edeceğinin gösteriyor…
Bu dönüşüm içinde Ankara’nın Körfez ülkeleriyle gelişen ilişkileri, savunma sanayi altyapısı, Pakistan ve Mısır gibi diğer bölgesel güçlerle geliştirdiği ikili ilişkiler ve Avrupa ile Ortadoğu arasında sahip olduğu coğrafi konum Türkiye’ye yeni bir hareket alanı sağlıyor…
Dahası, Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasında ve ardından gelişen süreçte büyük rol üstlenen Türkiye’nin, şimdilerde bu ağırlığını Irak üzerinden de güçlendirdiği görülüyor. Bu süreçler Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda Lübnan ile yürütülen istişareler ve Gazze’de Hamas'ın silah bırakma kararında üstlenilen rol ile birlikte okunduğunda, Ankara’nın Ortadoğu’daki merkezi aktörlerden biri olarak bölgedeki dönüşüme yön verebilen bir pozisyona gelmiştir. Bu yaşanan bölgesel değişimler ve Türkiye’nin bu değişim içerisinde artan önemi, fırsatların yanı sıra riskleri de beraberinde getiriyor…
Öte yandan, Suriye veya Irak’ta yeni güvenlik krizlerinin ortaya çıkması ve Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ndeki istikrarsızlığın sürmesi ve bunlara benzer riskler, Türkiye’nin doğrudan veya dolaylı biçimde etkilenebileceği bir güvenlik ortamı oluşturuyor…
Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı Mekke Anlaşması da bu risklerin niteliğini değiştiriyor. Anlaşma, bir yandan ortak caydırıcılığı güçlendirerek yeni saldırıları önleme potansiyeli taşırken; diğer yandan taraflardan birine yönelik bir saldırının diğerlerini de doğrudan ilgilendireceği bir güvenlik çerçevesi oluşturuyor…
Türkiye’nin bölgesel ağırlığının artması, Yunanistan özelinde ise Türkiye ile diğer alanlardaki rekabetin yönetilmesi önemli hale gelirken, yine Ankara’nın bölgesel ağırlığını artması Yunanistan ve İsrail’i kara kara düşündürüyor…
Ancak burada bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekiyor: bu teşvik ve tavizleri yalnızca kapsamlı bir çözümün nihai pazarlığı içinde değerlendirmek de fırsat alanını gereksiz biçimde daraltabilir.
Çünkü bugün çözümün önündeki engeller kadar, çözüm için mevcut olan siyasi alanın kendisi de değişiyor olmasıdır…